Aktüel

36 Milyar TL’lik Savaş; Kayıp Kaçak Bedeli – I

Kayıp kaçak bedelinin büyüklüğü göz önüne alındığında, acaba sorunun ne olduğu iki farklı görüş ile dile getirilmesi mümkün gözükmektedir. Daha doğrusu kazananın 36 milyar TL den daha büyük bir ödül alacağı bu savaş kimler arasında geçmektedir.

Son zamanlarda elektrik faturalarında yer alan kayıp kaçak bedelinin geri iade edilmesine yönelik Yargıtay kararları çıkmasına rağmen, hükümetin kayıp kaçak bedelini yasalaştırması, iade edilen bedellerin geri elektrik dağıtım şirketlerine ödenmesi, ana muhalefet partisi CHP’nin konuyu anayasa mahkemesine taşınması gibi birçok olaylardan dolayı ortaya karma karışık bir durum çıkarmıştır.

Kayıp kaçak bedelinin büyüklüğü göz önüne alındığında, acaba sorunun ne olduğu iki farklı görüş ile dile getirilmesi mümkün gözükmektedir. Daha doğrusu kazananın 36 milyar TL den daha büyük bir ödül alacağı bu savaş kimler arasında geçmektedir.

Görüş 1 ;

Herkes Birbirine Karşı Dost ve Düşman

Hükümet vs Yerli Sermaye vs  Ana Muhalefet

Seyirci : Dürüst Millet

kayip_kacak_bedeli_2

 

Kısa bir matematik hesabı yaparsak, hepimiz faturalarımızda kayıp kaçak bedelini görmüşüzdür. Şu anda dağıtım bedeli olarak gözükmektedir. Normal bir aile aylık olarak 10 TL kayıp kaçak bedeli ödediğini varsayarsak on yıllık kayıp kaçak bedeli 1.200 TL olmaktadır. 30 milyona yakın elektrik abonesinin olduğundan dolayı herkes kayıp kaçak bedelini geri alsa toplam tutar 36 milyar TL olmaktadır. Tabi bu rakam normal bir tüketici göz önünde bulunarak hesaplanmıştır. İzmir tabanlı soğuk hava depoları bulunan firmanın mahkeme sonucunda kazandığı kayıp kaçak bedelinin toplam tutarı  650 bin TL olduğu göz önünde alındığında 36 milyar TL iyimser bir rakam olarak gözükmektedir.

36 milyar TL nin bir firma için büyüklüğünü anlatmak gerekirse, Türkiye’nin en büyük firması ve dünyanın ilk 500 firması arasında yer alan KOÇ Holding’in 2015 karı 3.6 milyar TL dir. Yani bütün dağıtım şirketleri KOÇ Holding firmasında olsa, 10 sene boyunca KOÇ Holding’in hayrına çalışması gerekmektedir. Mümkün mü sizce ?

EPDK’nin 2011 yılında yayınladığı genelge ile kayıp kaçak bedelleri elektrik faturalarında yazılmaya başlandı. Şahısların, şirketlerin ve tüketici derneklerinin bu tarihten sonra açtığı davaların sonuçları Yargıtay tarafından 2015 yılında açıklanmaya başlandı. Hepsinden çıkan sonuç kayıp kaçak bedelinin iadesi yönündeydi.

İşte ne oldu ise bundan sonra olmaya başladı. Ortada 36 milyar TL den büyük bir rakam bulunmaktaydı.

Hükümet daha önce çalışmasının yapılmasını iddia ettiği Enerji Piyasası Kanunundaki değişikliği hemen mecliste onaylayıp yürürlüğe koydu. Bu kanun sayesinde kayıp kaçak bedeli yasal hale geldi.

CHP’li Barış Yarkadaş’ın iddiası göre Ahmet Davutoğlu’nun görevden alınmasının en büyük nedenlerinden birinin Enerji Piyasası Kanunundaki değişiklere karşı çıkmasıydı. 1

Enerji Piyasası Kanundaki değişikleri içeren yasa çıktıktan sonra, bir tüketicinin açtığı dava 21 Haziaran 2016 da anayasa mahkemesine taşındı. Dağıtım şirketlerinin avukatları yasayı göstererek davanın ret edilmesini istemelerine rağmen mahkeme hakimi Oktay Kuban yeni kanunun Anayasa’nın 2., 13., 36. Ve 40. Maddelerine aykırı olduğu belirterek dosyayı anayasa mahkemesine gönderdi.2

Kısa bir hatırlatma mahkeme hakimi Oktay Kuban, şu anda kumpas olduğu mahkemeler tarafından ispat edilmiş Balyoz Davasında sanıkları serbest bırakan hakimdir ve sanıklara açık açık TSK içinde kumpas olup olmadığı sormuştur. Balyoz davası sırasında cemaat yanlısı medya tarafından çetenin hakimi olarak lanse edilmiş sonrada görev yeri değişmiştir. Peki bu davanın kumpas olduğunu zamanında söyleyen ve şu anda haklı çıktıklarını manşet manşet açıklayıp, o zamanların kişileri ile ilgili haber yapan gazetelerde Oktay Kuban hakkında olumlu bir görüş ile ilgili haber sayısı kaçtır biliyor musunuz? Sıfır.

İnsanın aklına ister istemez 21 Haziran 2016 da dava dosyasını kanunlara aykırı diye anayasa mahkemesine göndermesinin bir ilişkisi olup olmadığı geliyor.

Ana Muhalefet partisi ise kanunun iptali için 31 Ağustos 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Ortadaki rakamın büyüklüğü 36 milyar TL olduğu göz önünde bulundurulsa, bu miktar elektrik dağıtım şirketlerinin sahipleri olan Sabancı Holding, Cengiz Holding,Ciner Holding, Bereket Enerji vs. gibi ülkemizde önemli yerli sermaye olarak gösterilen firmaları ekonomik olarak epey bir zorlayacağı gözükmektedir. Zorlamadan ziyade bir anda bu miktar paraların bu şirketlerden çıkması iflas bayraklarını çekmesi anlamına da gelebilir.

Peki 36 milyar TL den büyük bir rakam ortada bulunduğundan dolayı ana muhalefet partisi CHP bu konu hakkındaki görüşlerini sert bir şekilde ne kadar sürdürebilir ?

Yoksa eleştiriler günden güne azalacak ve bir anda bitecek mi?

Anayasa Mahkemesi’nin kararını hepimiz beklemekteyiz.

Özcan Yeniçeri’nin belirtiği gibi küreselleşme süreci yeni dünya düzeninde devletler yerine küresel sermayenin kanun koyucu ve yönetimi ele geçiren bir yapıda olacağına dair analizinin ülkemizdeki gerçeklik payının olup olmadığını hep beraber bekleyip göreceğiz…

Küreselleşme süreci, uluslararası sermaye hareketlerindeki serbestlikleri artmakta ve yeni teknolojilerin ülkeler arasında hızlı bir şekilde yayılmasına imkan vererek, geleneksel ulus devletin varolan kurumsal ve hukuksal altyapısını zorlamaktadır. Başka bir deyişle bu süreçte, küresel güçlerin ulusal hükümetlere biçtikleri rol, yalnızca küresel ekonominin gerektirdiği kamusal hizmetlerle sınırlıdır

Görüş 2 ; Kimin Küreseli

Yerli Sermaye Vs Çok Uluslu Küresel Sermaye

Seyirci : Dürüst Millet

Hakem : Hükümet

kayip_kacak_bedeli_3

Yoksa bütün bunların sebebi yerli sermayenin ekonomik olarak elektrik dağıtım işinden bir kazanç elde edememesi gösterilerek iletişim sektörü gibi enerji sektörününde kontrolünü tamamen çok uluslu şirketlerin kontrolüne geçmesini mi sağlamaktır?

Ülkemizin konumu göz önünde bulundurulduğunda yabancı küresel sermayenin elektrik dağıtım işine girmek istemesi olası gözükmektedir…

2000’li yıllar ile beraber ülkemizde özelleştirme furyası doruk noktasına ulaşmıştır. Birçok kamu kuruluşu özelleştirme kapsamında çok uluslu şirketler tarafından satın alınmış, küresel sermaye ülkemizde etkin olmaya başlamıştır.

Küresel Sermaye ülkemizde özelleştirmeler haricinde birçok yatırım yapmış, yerli sermayeli firmaları satın almış ya da büyük ortak olmuş, hatta şu anda ülkemizde en çok işçi çalıştıran ilk 10 şirket arasında çok uluslu yabancı sermayeli şirketler yer almaktadır. Carrefour, Coca Cola, ISS, Vadofone vs.

Küreselleşme sözcüğü karşımıza birçok yerde çıkmasına rağmen herkes tarafından benimsenmiş bir tanımı bulunmamaktadır. Küreselleşmeyi savunanların ve eleştirenlerin haklı olduğu noktalar bulunmaktadır. Fakat bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için küreselleşmenin ulus toplum anlayışını ve küresel sermayelerin çıkarları doğrultusunda demokratik yönetim ve hukuk üstünlüğünü yok saydığı hakkındaki eleştiriler için ortaya konulan tezlerde yadsınamayacak kadar çok ve ciddidir.

Birleşmiş Milletlerin kurulduğu zaman uluslararası ilişkileri belirleyenlerin sadece devletler olduğu düşünülmesine rağmen günümüz dünyasında bu ilişkilerde artık yeni söz sahiplerininde çok uluslu şirketler yada bu şirketler tarafından desteklenen yardım kuruluşları olduğu bilinen bir gerçektir. Bu yardım kuruluşlarının bütçeleri birçok ülkeden daha büyük olduğu rakamlar ile ortada bulunmaktadır.

Ülkemizde, özel sektör yani yerli sermaye günden güne gelişmektedir. Ülkemizde çok uluslu şirketlerinin kamu kurumlarını özelleştirilmesi sırasında neredeyse en ufak kurumu bile almak için diğer şirketler ile yarışması yada yerli sermaye ortaklık kurması hafızalarımızda bulunmaktadır. Fakat her nedense elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirmesi sırası çok uluslu şirketler pasta payını yerli büyük şirketlere bırakmış ya da bıraktırılmışlardır. Şu andaki elektrik dağıtım şirketlerinin çok az oranda yabancı çok uluslu şirketler ile ortaklık kurmuştur.

Ülkeler arasındaki ilişki içerisinde yer alan çok uluslu şirketlerin yanı sıra ülkemizde yerli sermayeli büyük firmalarda söz sahibi olmaya günden güne başlamıştır. Fakat unutulmaması gereken bir noktada bulunmaktadır ki devlet koruması altında olan yerli sermaye firmaları, çok uluslu büyük şirketler karşısında ekonomik olarak herhangi bir üstünlüğü bulunmaktadır.

Dünyanın ilk 500 en büyük firması arasında sadece bir adet Türk firması, Koç Holding bulunmaktadır.

Acaba şu anda  fazla popüler olarak gözükmeyen bu konu, uluslararası küresel firmalar tarafından dikkatlice takip edilmekte midir ?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti enerji dağıtım gibi stratejik bir konuda yabancı küresel sermaye ortaklık yapılmasına müsaade eder mi?

Peki şimdi ne olacak ?

Kim ne yapacak, ne kazanacak, kaybeden kim olacak ?

Devam Edecek…

 

Kaynaklar

1:http://www.abcgazetesi.com/chpli-baris-yarkadas-enerji-piyasasi-kanunu-damatla-davutoglu-arasinda-cekisme-yaratt-15883h.htm

2:http://www.haberturk.com/ekonomi/enerji/haber/1258156-kayip-kacak-bedeli-yuksek-yargida

3: Feza Öztürk Küreselleşme-Yeni Dünya Düzeni

Yazar Hakkında

Semih Karagöz

32 yıllık yaşam öyküsünü kısaca yazmak gerekirse, bu öykünün temel taşları;

Evli ve bir çocuk sahibiyim,
Mühendisim
İstanbul doğumluyum...

Yorum Yap