Edebiyat

Acılara Tutunmak

“İnsana dayanma ölür, ağaca dayanma çürür, en iyisi mi sen kendine dayan. Çek çıkar kendini kör kuyulardan, anlatma kimseye derdini, derdinden vururlar seni.”

Esaslı babaanne sözleri bunlar.

Bütün kapılar kapanır ya bir bir, bütün yüzler gösterir ya tersini, emekler boşa gitmiştir, zaman çoktan bırakmıştır izlerini silinmez. Çok zaman kaybettik deriz, çok zaman ve biraz ümit.

Doğru söylemişler, gece her şeyin iki katıdır diye. Zaman olur bulutlardan çok ağlar gözler, gün doğmaz bir türlü uzar geceler, ay batmaz sabahlar olmaz. İnsanlar çeşit çeşit ya, dertleri de öyle. Olur tıkandığın, yorulduğun, bıktığın, yıldığın zamanlar. İki elinin arasına sıkıştırırsın başını, aldığın nefes az gelir, dünya dar gelir de ölsem dersin, kurtulsam. Ya da şöyle küçük bir kutu olsa da içine saklansam, yıllar ben buradayken akıp gitse, görmesem, duymasam kimseyi der, sonsuz huzuru ararsın, sessizliği; mezar misali…

Bir zaman sürer, belki saatler sonra geçer, biter. Çok şey alır götürür ama yerine kat kat fazlasını getiren duygulardır bu buhranlar. Acıtır, büyütür, anlatır, yatıştırır, kalınlaştırır.. Bazı zamanlarda insan kendini, üstüne basılmış, ezilmiş bir çiçek gibi hisseder ya hani, solup kuruyacak, çürüyecek ve ölecek gibi. Daha toprağına tutunamamış bir çelimsiz fidanın, ilk fırtınada beli kırılıp solacak gibi. Niye bu kadar ağrıtır insanın insana yaptığı? An olur daha şiddetlisi gelir ya, sanki bir bıçak saplanmıştır sırtına, ucu göğsünden fırlamışçasına acıtır, öyle acıtır ki ağlayamazsın bile, akar içine. Sözler ne kadar yaralar ruhu? Ah o sözler; yıkıcı, yakıcı her şeyi bir anda acıyla silip süpüren sözler. Acı bir sözün açtığı yara nelere sebep olur hayatta? Yollarını nasıl değiştirir, o açılan yara nasıl kabuk tutar? Kaç gün ve gece sürer iyileşmek? Yürekte ki acının şiddeti neyle ölçülür? İlacı var mıdır, zaman yeter midir? İmkansızın sokağında arafta kalmış duygularla, acılarla böyle böyle büyür insan. Gönül sızısı, dil yarası, aşk acısı, can kırıkları, kalp yangıları.. Acılar ve acılar, olmazsa olmaz, yaşanmazsa pişmez insanlar. Madem acısız olmuyor bu hayat, tutunmak lazım her birine, acılara tutunmak.

Ve insan, her acıya bir sorumlu bularak rahatlama yolunu seçmeden! Ben demeli, ben.

Nihayetinde, bir el kaldırır omzundan, çeker çıkarır hayatın su yüzüne. Ya annedir o el, ya da kendi elindir.Zihnindir,ruhundur, iradendir, vicdanındır, mantığındır, inancındır. Fısıldar ruhuna; buda geçecek, buda son olmayacak ama, sen hep var olacaksın, var olmak zorundasın, hayattasın.  Tarihi kuleler gibi fırtınalara, yıllara meydan okuyup dayanacaksın, ışıl ışıl parlayacaksın.

Ve insan, her acıya bir sorumlu bularak rahatlama yolunu seçmeden! Ben demeli, ben. Önce kendine sorup, kendini dinlemeli. İç sesiyle geçinmeyi bilmeli. Ancak o zaman açık ruhlu olup arınır her şeyden. Kendine sözler vermeli, tutmalı her birini. Çizgilerini çekmeli etrafına. Acıtan her tecrübesini bir basamak olarak görüpte, o basamaklardan bir merdiven örmeli hayatında. Uzun bir merdiven. Hatta renk renk olmalı basamakları. Her acıya bir renk, her tecrübeye bir renk. Hayat merdivenlerini çıkarken yükseldiğini, yükseldikçe geliştiğini, renklerin altında kalanlarını ardında bıraktığını bilmeli.

Bak insan; dünya her şeyiyle kucak açıyor. Kiriyle, pasıyla, kokusuyla, dokusuyla, acılarıyla, tatlılarıyla. İyikilerin keşkelerinden fazlaysa, her şeyin fazlasına da özenmiyorsan, acılarına tutunup ,tecrübelerinden rengarenk bir merdiven yapmışsan, senden bir tane daha yok, kaldır başını. Hayatı yaşayabildiğimiz kadar, canımıza kadar mutluyuzdur işte, bak !

 

 

 

Yazar Hakkında

Gülcen Durak

1984 yılında Edremit’te dünyaya geldi.İlköğretim-Lise dönemini memleketinde,Üniversite eğitimini Balıkesir’de tamamladı.Yirmili yaşlarında Edebiyat’a daha çok vakit ayırmaya ve yazmaya başladı. Çeşitli Edebiyat-Sanat dergileriyle yazılarını paylaşan ve bir süredir ilgilendiği Fotoğraf Sanatıyla; dernek bazında ki faaliyetlerinin beraberinde,yazılı ve sosyal çalışmalarına da halen devam etmektedir.Edebiyat’ın;ruhun sığınacağı en güzel liman,öğrenmenin ve yenilenmenin ise yaşam boyu gerekli olduğu düşüncesindedir.Çeşitli sanat dallarında ki gelişmeleri,dünya mutfaklarını,tasarım ve dekor alanında ki araştırmaları da yakından takip etmektedir.Kuzey Ege’de yaşamını sürdüren,küçük şeylerle mutlu olabilen,boş vakti olmayan,sürekli meşgul,ailesiyle birlikte gülebilen,çoğunlukla huzurlu,arada bir hüzünlü,çayı aramayan kahve seven,evli ve iki çocuk annesi tipik bir yengeç kadını…

Yorum Yap