Kültür-Sanat

Altın ve Bakır

Yazar | Haydar MUTAF

Seyyid Rıza mollalık yolunda iyi bir eğitimden geçmiş ancak kendisini hala eksik gören, temel konularda dahi derslere girmeye kendisini yeterli olmadığını düşünen, mütevazı gibi görünen ama aslında gizli bir kibrin esir aldığı talebedir. Değişik medreselerden aldığı  <kitab-i> (teorik) eğitimi yeterli görmediğinden dönemin en iyi medresesinden eğitim almak için karısı Zehra ve iki çocuğuyla Tahran’a yerleşir.

Ev sahibesi  “down sendromlu” kızı ile birlikte yaşayan ihtiyar bir kadındır. Akşamları ev sahibesinin evinden gelen yabancı pop müzik (Hakan Peker  – Vakti geldi ayrılığın) seslerini başta yadırgasa da daha sonra bunu kızın  “eksikliğine” verir.

Tahran’da devrin ünlü âlimlerinden ders almak ümidi karısının MS olduğunun anlaşılmasıyla suya düşer ve film tam da burada başlar aslında.

Film’de ilk dikkat çeken unsur <talebe (talep eden)> ciddiyetine ve kişinin ettiği talebin öneminden kaynaklanan ciddiyete yapılan vurgu denilebilir.  Karısı  hastanede iken  -İran’ın toplumsal yapısından dolayı – refakatçi kal(a)mayan Seyyid Rıza’nın evde sabah ezanına kadar ders çalışıp masanın başında uyuyakaldığı sahne veya küçük çocuğunu bırakacak kimseyi bulamayınca sırtında molla kıyafetleri kucağında oğlu ile medrese kapısında ders dinleyip not almaya çalıştığı sahneler bunun en iyi vurgulandığı yerler zannımca.

tala-va-mes9
Seyyid Rıza, hayatı boyunca kitaplardan öğrenmiş ancak bir noktada hayatı kaçırmış bir karakter.  Ömrü boyunca eli sadece kitap tutmuş Rıza, karısı hastaneye yatırılınca anlıyor öğrenmesi gereken çok şey olduğunu. Yemek yapmak, çocuğun bezini değiştirmek, çamaşır yıkamak gibi o güne kadar yapmadığı ve yapmayacağını düşündüğü birden fazla şeyle karşı karşıya kalmak belki de Rıza’nın eğitiminin en önemli parçası. Hayat adına kaçırdığı sadece bunlar da değil tabii ki. Örneğin makarna- çorba metaforu çok güzel işlenmiş. Bir doğu toplumu olarak en zor zamanlarda yapılabilecek en kolay yemek çorba iken çizgi film nesli çocuklarının makarna diye diretmesi ve “annem olsa makarna yapardı” noktası Seyyid Rıza’nın evin ev olmasında Zehra’nın yerini kitaplardan değil de hayatın tam da içinden öğrendiği en güzel sahnelerden.  Bir diğer yandan çorba yapmakta dahi zorlanan Rıza’ya yardım etmeye çalışan down sendromlu Ayda, zihni engelin insan olmakta engel olmadığını Rıza’ya, okuayarak değil yaşayarak öğreneceğini göstermektedir.

Filmde,  Seyyid Rıza’nın karısına sekiz yıllık evlilikleri boyunca sesini asla yükseltmemiş olması ancak karısına tutkuyla bağlı olan Rıza’nın  tamamen toplumsal öğretilerden dolayı karısına bir kere bile “seni seviyorum” dememesi bununla beraber, bir doğu toplumu ferdi olarak Rıza’yı Rıza yapan şeyin Zehra’nın kendisini ve yaptıklarını takdir etmesi olduğu vurgusu çok güzel işlenmiş.

Filmin en acı sahnesi,  karısı hastanede yatarken tanıştığı hemşirenin Seyyid’in evine yaptığı ziyarettir. Bütün derdi <fitne> çıkmasın diye perdeleri açmak olan Rıza hemşireden karısının farkındalığı hakkında cümleler duyar.

Hastalığın ilerlediği günlerde moral için gidilen piknikte, Zehra’ya kocasının belki de ilk defa hediye aldığı parfümü sıktığı ( çok büyük ihtimalle hemşirenin kullandığı koku) ve Seyyid’in de ilk defa  ”seni seviyorum “ dediği sahne filmin adının neden altın ve bakır olduğunu anlamakta önemli rol oynayan sahnelerdendir.

13413350_1544107262564700_1901721853_n

En can alıcı nokta yani filmin son sahnesinde (karısı öldükten sonra) medreseye ders dinlemeye giden Seyyid Rıza’nın içeriye girmektense kapının eşiğine oturup ders dinlerken kapı önünde ki ayakkabıların düzensiz ve bir kısmının kirli olduğu fark ettiği andır. Kapı önünde ki ayakkabıları molla cübbesi ile silip düzenlemeye başladığı esnada içerdeki hocanın

 “Herkes bir ömür cennetin anahtarını aradı… Bir hazine ya da kimya, bir iksir. Mutluluğun sırrını yanlış yerde arıyorlar. Orada olmadığı malumdur. Bu hazineyi hayal edenler bu hayal ile hazineyi kaçırıyorlar. Tüm bu mantık tek kelimeyle özetlenebilir.:İster buna ‘anahtar’ deyin,ister remz. Ama hiç de öle karmaşık bir şey değildir bu. Yüce Allah (c.c); bu remzi Hz Musa’ya(a.s) bir kelimede söyledi. Buyurdu :”Benim için sev.” ,”Benim için buğz et,” İşte bundan ötürü tüm amellerin kabulü remz’i  “Velayet”tir. Allah için sevmek… Allah kimleri seviyorsa sende onları seversin. Allah’tan ötürü sevmek, Allah için sevmek kaş ve göz için değil hatta kendi gönlünüz için değil. Sadece Allah için. Eğer sevginin mizanı Allah olursa, kimse sizi takdir etmese de yine seversiniz. Vefasızlık görseniz de doğru olanı yapmaya devam edersiniz. Bu menzile varamayıp yarı yolda kalanlar Allah için çalışmıyorlar. Bu yolda ne kadar zorluk çekerseniz daha çok Allah’a yaklaşırsınız. Onun aşkının kimyasından bu kara yüzüm altın oluverdi. Evet, senin lütfünün mutluluğuyla toprak altın olur. İnsanların arayıp durduğu bu kimya aşktır. Gerisi çer-çöptür. Eğer okuduklarınız bizimkiyle aynıysa yırtıp atın kitaplarınızı. Çünkü aşk ilmi kitaplarda yazmaz!”

dediği duyulmaktadır.

Ez cümle; aşk yoksa altın bakırdır, varın ötesini siz düşünün.

Künye:

İlk gösterim tarihi: 11 Ocak 2011

Yönetmen: Homayoun Assadian

Film müziğinin bestecisi: Arya Aziminejad

Sinematografi: Hossein Jafarian

Senaryo: Hamed Mohammadi

 

Yazar Hakkında

Haydar MUTAF

1984 Haziran’ının sonlarında Gaziantep’ de dünyaya geldi. Mühendislik eğitiminin ardından 2008 yılında Matematiksel Fizik ana bilim dalında yüksek lisans, sonrasında halen devam ettiği Atom ve Molekül Fiziği doktorasına başladı. Fizik eğitiminin yanında felsefe, edebiyat ve sinema merakı olan yazar “Lise yıllarından hayalimdi” dediği motosikletine ve fotoğraf makinesine otuzlu yaşlarda kavuştu. Kısa hikayeler , gezi yazıları ve gündeme dair yazan yazar ve halen Açık Öğretim Fakültesi’nde fotoğrafçılık ve kameramanlık bölümü okumaktadır. En büyük hayali “ Türklerin göç yollarından portreler” olan Haydar Mutaf bu hayali için gelecekte çıkacağı Orta Asya gezisinin planlarını kurarak uykuya dalmaktadır. Bekar olan yazar bilimsel araştırmalar için belli dönemler Gebze’de belli dönemler Gaziantep’de ikamet etmektedir. Ruhu ise Ankara’da yaşamaktadır.

Yorum Yap