Aktüel Edebiyat

Atatürk Ölmedi Yüreğimde Yaşıyor

Zor zamanlardan geçtikçe, özellikle bu günlerde niye çocukluğumun anılarını hatırlayıp yazıyorum? Güzel ve temiz kalanları yıllara aktarmak için elbet, ama esas sebebini anılarla birlikte iç sesim bir daha söylüyor; çocukken, ruhumuz zamanın girdaplarında insafsızca incinmemişken, hemen ağlayıp, çabucak gülerken, önümüzdeki yılları gökkuşağına bakarken ki gibi hayal ederken, ışık hızıyla büyüyüp bu günlere gelince, değişen kirlenen dünya da anılar nasıl özlenmez, hatırlanmaz. Sevmek… Değerli olanın yüreğimizde oluşturduğu sevgi kaybolmuyor. Ve bir kez daha gururla anımsıyorum niye adını bile okurken boğazımızın düğümlendiğini. Daha küçücükken içimizde duyduğumuz sevginin temelinde ona ve ülkemiz için yaptıklarına duyduğumuz saygı var şüphesiz. Hak edilen saygı!

Çanakkale’de sabah oluyor. İntepe’ den bakınca, o turkuaz renkli güzelim boğazın yüzyıl önce şehit kanlarıyla yıkandığı geliyor aklıma. Tüm heybetiyle ufukları göğüsleyen şehitler abidesi her olan biteni anlatıyor sanki. Dağlara kazımışlar “Dur yolcu, bilmeden bastığın bu toprak bir devrin battığı yerdir” yazıyor, asker motifi var yazıyla birlikte. O bir asker benim gözümde binlerce askere dönüşüyor. Aynalı Çarşı da öylece karşımda duruyor onbeşlik kınalı kuzular. Bir öğün yemekle ve vatan sevgisiyle günlerce çarpışan bedenler, siperde ucu yanık mektuplarını okuyup göğsünde saklayan saf temiz yürekler, memedeki bebeğini doyurup top tüfek taşıyan kadınlar, her biri tek tek efsanelerde ki gibi gözlerimin önünde. Dedemin dedesinin temsili mezarının önündeyim, acaba gerçekten hangi taşın altında yatıyordur, hangi ağaç bitmiştir üzerinde. Gidipte gelmeyenler, dönmeyenler. Gözlerim kapalı dinliyorum havada çarpışan mermilerin seslerini.

Ve Conkbayırında, bir şarapnel parçasının, cebindeki saatin göğsüne kalkan olmasıyla ölümden şans eseri kurtulmuş, Anafartalar Komutanı Albay Mustafa Kemal de orada; Allah’ın Türk Milleti’ne bağışladığı kahraman vatan evladı.

Güzel İzmir’de akşam oluyor. Kordon boyunda yürüyorum. Selanik li Hasan Tahsin’in, İzmir’e ayak basan Yunanlılara ilk kurşunu sıktığı yerdeyim. Bir an gözlerimi kapatıyorum, kulaklarım tıkalı her sese. Yıllar öncesindeyim. Asker ettiği oğlundan haber alamayan bir annenin, al bayrağı nasıl bağrına bastığını görüyorum. Kahramanlar’ a adını yazdıran şehitlerin o çok sevdiğim İzmir sokaklarında nasıl can verdiklerini, ciğerlerini delen süngülerin seslerini, son sözleri şehadetlerini duyuyorum. Asırlık taşlarda yüzlerce mübadilin, ellerinde bayraklar vatan sevgisiyle yürüyen emin adımlarını duyuyorum. Pasaport iskelesinde demir atmış düşman gemilerinin nasıl geldikleri gibi gittiklerini, ibreti âlem olsun diye ev ev toplatılıp sokaklarda yakılan bayrağımızın, bir gecede her tür kırmızı ve beyaz kumaştan yüzlerce dikilip 9 Eylül sabahı göklerde dalgalandığını görüyorum. Mustafa Kemal o asil duruşuyla gözlerimin önünde; ezanlar yükselirken minarelerden Belkahve den İzmir’in kurtuluşunu seyrediyor.

Kanla ve gözyaşıyla küllerinden doğan bir milletin ellerinde bayraklarla Alsancak ta ki Milli Mücadele sevincini, ilk kurşunla atılan bir adımın nasıl bir Zaferle kutlandığına tanıklık ediyorum. Ay yıldızlı bayraklar altında, dağlarında çiçekler açan İzmir’i görüyorum…

Nutuk’ta, İzmir’in kurtuluşuyla alakalı bir sayfada Atatürk diyor ki:

-“Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek güç ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren büyük bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir. Bu eseri yaratan bir milletin evladı, bir milletin başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur.”

Cumhuriyetin ilan edilmesinin ertesi günü İsmet İnönü ye yazdığı mektupta şöyle diyor Mustafa Kemal Atatürk:

“Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu. Özgür bir toplum oluşturmak, çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız. Bu görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun./30.10.1923”

Bugünlerde İlber Ortaylı’nın dediği gibi; “Şunu unutmayın ki; Atatürk bu milletin aranan bir adamıdır. Yani her sıkıntıya düşüldüğünde herkes onu arıyorsa bu onun silinemez bir şahsiyet olduğunu gösterir. Atatürk bu millet için silinemez bir konumdadır.”

Bizler daha küçücükken öğretmenlerimizin aktardığı, annemizin babamızın gösterip öğrettiği suretiyle sevdik ve saygı duyduk. İçimizde büyüttük Mustafa Kemal’i. Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa, adın yazılacak mücevher taşa diyerek de içimizde yaşatıyoruz Atatürk’ümüzü. Ve inanıyorum ki milletçe sıkıntıya düştüğümüzde, ya da sevinip coştuğumuzda; Atatürk ölmedi yüreğimde yaşıyor diyebiliyorsak ölmemiştir, bu ulusa kazandırdıkları da altın harflerle tarihe yazılmış adıyla birlikte yaşayacaktır.

Yazar Hakkında

Gülcen Durak

1984 yılında Edremit’te dünyaya geldi.İlköğretim-Lise dönemini memleketinde,Üniversite eğitimini Balıkesir’de tamamladı.Yirmili yaşlarında Edebiyat’a daha çok vakit ayırmaya ve yazmaya başladı. Çeşitli Edebiyat-Sanat dergileriyle yazılarını paylaşan ve bir süredir ilgilendiği Fotoğraf Sanatıyla; dernek bazında ki faaliyetlerinin beraberinde,yazılı ve sosyal çalışmalarına da halen devam etmektedir.Edebiyat’ın;ruhun sığınacağı en güzel liman,öğrenmenin ve yenilenmenin ise yaşam boyu gerekli olduğu düşüncesindedir.Çeşitli sanat dallarında ki gelişmeleri,dünya mutfaklarını,tasarım ve dekor alanında ki araştırmaları da yakından takip etmektedir.Kuzey Ege’de yaşamını sürdüren,küçük şeylerle mutlu olabilen,boş vakti olmayan,sürekli meşgul,ailesiyle birlikte gülebilen,çoğunlukla huzurlu,arada bir hüzünlü,çayı aramayan kahve seven,evli ve iki çocuk annesi tipik bir yengeç kadını…

Yorum Yap