Gündem Kritik

Avrupa’nın Mülteci Sınavında İstisna Ülke : İsveç

isvec
Yazar | Editör

Danimarka sınırında güney liman kenti olan Malmö’de bulunan İsveç Göç Örgütü, şehrin en ucunda kare tuğla bir binada yer almaktadır. Orada bulunduğum bir günde, 19 Kasım 2015, tren istasyonundan içeri giren yüzlerce mülteci, kayıt yaptırmak için ya da gece için kalacak bir yer tahsis edilmesi ümidiyle o soğuk havada kuyruğa girdiler. Parkta iki sıra beyaz çadır kurularak kalacak yer bulamayanlara ev sahipliği yapıldı. Yüzlerce mülteci de karayoluna kısa bir yürüyüş mesafesinde bulunan bir otele ve istasyon yakınındaki bir salona yerleştirildi.

Geçen yaz mülteci krizi başladığında, her hafta İsveç’e sığınma talebinde bulunanlardan yaklaşık 1.500 kişi ülkeye geliyordu. Ağustos ayına kadar bu sayı iki katına çıktı. Eylül ayında tekrar iki katına çıktı. Ekim ayında haftada 10.000’i buldu ve hava daha da soğuklaştığı halde 10.000 de sabit kaldı. 9,5 milyonluk bir ulus olan İsveç’in, 190.000 ve ya nüfusunun yüzde ikisi kadar mülteci alması bekleniyor –Almanya tarafından öngörülen kişi başına düşen rakamın iki katı-  ve İsveç’in bu tutumu Suriye, Irak ve diğer yerlerde savaşlardan kaçan insanlara yardım konusunda bütün ülkelere örnek olmuştur.

Öğleden sonra, Göçmenlik Ajansı binasının arkasındaki kafeteryada, Malmö’ye gelen mültecilerden sorumlu bir ajans yetkilisi olan Karima Abou-Gabal ile bir araya geldim. Yeni mültecilerin nereye gideceklerini sordum. Yıpranmış bir şekilde “Şu andan itibaren kalacak yerimiz yok. Elimizde hiçbir şey yok” dedi. Göç ajansı ile sözleşme yapan özel yerleştirme ajansları ülke çapında yatacak bir yer sunamıyor. Malmö’de çadırlar tamamen dolu. Salonlar ve oteller de aynı şekilde. An itibari ile İsveç, göçmenleri ağırlama kapasitesinin sınırlarına ulaştı. O akşam, üst düzey bir göç ajansı görevlisi olan Mikael Ribbenvik, “Bugün, üzüntüyle 40 kişiye İsveç’te onlar için yer bulamayacağımızı bildirmek zorunda kaldık.” dedi. Onlar kalabilirlerdi, ancak kendi başlarına kalacak bir yer bulabileceklerse.

Bu acımasız anlaşmazlık hakkında hiçbir şey öngörülemedi. İsveç’e çok sayıda sığınmacı akıyordu, çünkü yetkililer hiçbir şekilde zorluk çıkarmıyordu ve İsveçliler diğer Avrupa ülkelerinden daha cömert davranıyordu. Birkaç hafta önce İsveç’in dışişleri bakanı Margot Wallstrom, eğer Avrupa’daki diğer ülkeler göçmenleri geri çevirmeye devam ederse uzun vadede sistemlerinin çökebileceğini belirtti. Bu çöküş bakanın hayal ettiğinden daha hızlı gerçekleşti.

Mültecilerin Gelmemesi İçin Reklam Yaptılar

Suriye, Irak ve diğer yerlerden gelen devasa göç, Avrupa’yı Nazilerin milyonlarca insanı evlerinden alıkoyarak başka yerlere sığınmaya zorlamasından bu yana yüzleşmediği bir ahlaki test ile karşı karşıya bıraktı. Almanya son büyük mülteci krizinin sebebi olduğunun bilincindeydi ve son 18 ay içinde Avrupa’ya gelen 1 milyon sığınmacının büyük bir kısmını ülkeye aldı. Ancak 2016 Yılbaşı Gecesi göçmenlerin büyük kısmının yerleştirildiği Köln’de meydana gelen tecavüz ve hırsızlık olayları, Başbakan Angela Merkel’e sığınmacılara açtığı kapıları tekrar gözden geçirmeye zorlayabilir. Merkel’in cömertlik politikası şu günlerde kendi bakanları tarafından bile açıkça eleştirilmektedir.fft99_mf6075292

Wallstrom’un korktuğu gibi, Avrupa ve Dünya’nın birçoğu sığınmacıları ülkelerine kabul etme kararından geri döndü. Doğu Avrupa’nın etnik açıdan homojen ulusları mülteci almayı reddetti. Bu konudaki önder ülkelerden Macaristan, mültecilerin geçişini engellemek için sınırları boyunca çitler inşa etti. Bunun aksine Balkan ülkeleri göçmenlerin topraklarından Batı’ya geçmelerine yardımcı oldu. İngiltere yalnızca Orta Doğu’dan doğrudan kıyılarına gelen mültecileri almaya karar verdi. Danimarka Arapça gazetelerde reklam yayınlayarak göçmenleri ülkelerine geldiklerinde hoş karşılanmayacakları konusunda uyardı ve görevlilere göçmenlerin varlıklarına onların bakımına karşılık el koyma yetkisi veren yasayı onayladı. Birleşik Devletlerde terör korkusundan istifade etmek isteyen politikacılar, Başkan Barack Obama’nın 10,000 Suriyeliyi kabul etmesini engellemeye çalıştılar.

 

İkinci Dünya Savaşı sırasında İsveç, Danimarkalı Yahudilere kucak açarak onların kendilerini korumasını sağladı.

 

Ve sonra yabancılara cömertlikleriyle övünen bir İsveç var. İkinci Dünya Savaşı sırasında İsveç, Danimarkalı Yahudilere kucak açarak onların kendilerini korumasını sağladı. Son yıllarda İsveçliler Şah’dan kaçan İranlılara, Orgeneral Augusto Pinochet’ten kaçan Şilililere ve zorunlu askerlik uygulamasından kaçan Eritrelilere kucak açtılar. Mültecileri kabul etmek demek İsveçli olmalarını kabul etmek anlamına geliyor. Ancak Margot Wallstrom’un neyi kastettiği, ve neyin doğru olduğu ortaya çıktı; Almanya, İsveç, Avusturya ve diğer ülkeler kitleler halindeki mülteci akışını kendi başlarına çözümleyemeyeceklerini anladılar. Mülteci krizi muazzam bir çaba ve cesaretle Avrupa için kolektif bir zafer de olabilir, toplu bir başarısızlık haline de gelebilir. Bu, İsveç’in paylaşılmayan idealizmi için ödediği fahiş ve dayanılmaz maliyetin öyküsüdür.

İkinci Dünya Savaşı 40 milyon mülteci yarattı. Orta ve Doğu Avrupa’nın parçalanmış şehir ve köylerinden yollara düşenlerin çoğuna insanca davranıldı; ancak birçok Yahudi de dahil olmak üzere diğerleri kendi ülkelerine geri gönderildi. Avrupa savaşın ardından yeniden kurulduğunda, mültecileri kabul etme yükümlülüğü; İnsan Hakları Sözleşmesi, Mülteci Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi temel belgelerde yer aldı. Sözleşmeleri imzalayan taraflar zulüm korkusu yaşayan mültecilere geri çevrilmeyeceklerinin sözünü verdiler. Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği gibi kuruluşlar, devletlerin bu taahhütlerini yerine getirmesini sağlamak için kuruldu. Sığınma hakkı bütün uygar devletlerin kabul gördüğü evrensel bir ilke olarak anlaşıldı; Avrupalılar, Doğu Avrupa’daki Komünist rejimi baskısından kaçan yüz binlerce insanı kabul ederek bu taahhüdü yerine getirdiler. Amerika Birleşik Devletleri, 1975’de Güney Vietnam’ın düşmesinde sonra Vietnam’dan kaçan yaklaşık yarım milyon insanı kabul etti.

İsveç’in mültecilere olan bağlılığını göstermek için anlaşmaları imzalamasına gerek olmadığı halde yine de imzaladı. Mülteci politikasıyla ilgili bir kitabın editörlerinden İsveçli  Par Frohnert, “Umut Devletine Ulaşma” başlıklı İngilizce çevirisinde, 1930’larda İsveç’in etnik homojenliğini kısmen korumasına rağmen, 1942’de Nazilerden kaçan Norveçlileri kabul etmeye başladığını anlatıyordu. Ardından Estonyalılar ver diğer Baltıklar, daha sonra da Danimarkalı Yahudiler geldi. İsveç savaştan sonra sosyal demokratik devletini kurmaya başladığında, mültecilerin kabulü konusunda ulusal taahhüdün simgesi haline geldi. İsveç mültecilere konut, sağlık bakımı, eğitim, annelik izni ve işsizlik sigortası olmak üzere kendi vatandaşlarına sunduğu sosyal yardımların aynısını sunmak için bir sistem kurdu. 1980’lerde İsveç sadece İranlıları ve Eritrelileri değil, Somalileri ve Kürtleri de kabul etti. 1990’lı yıllarda başta Bosnalılar olmak üzere 100.000 den fazla Yugoslav ülkeye geldi. O yıllarda İsveç yılda 40.000 mülteciyi ülkeye aldığından bahsediyordu. Son yıllarda bu rakam yaklaşık 80.000’e yaklaştı ki bu rakam kendisini mültecilerin dünyadaki barınağı olarak gören ve İsveç’ten 35 kat daha büyük olan Birleşik Devletlerin kabul ettiği sığınmacılardan daha fazlaydı.

Sistem çalıştı ya da en azından İsveç için öyleydi. Stockholm’de, İsveç’in en büyük sendikal grubu ve bir düşünce kuruluşu olan Arena Grup’a mülteci sorunlarını inceleyen Lisa Pelling’i görmeye gittim. Pelling, bir zamanlar Sosyal Demokratların gençlik kanadının uluslararası sekreteri olarak görev yapmıştı ve İsveç’te faaliyet gösteren fikir birliği odaklı ilerici bir kuruluşun parçasıydı. “İnsanlar Bosnalılar geldiğinde beraberlerinde savaşlarını da İsveç’e getireceğini düşünüyorlardı. Neo-Naziler sokaklarda yürüyordu. Ekonomi 1930’lardan beri en düşük noktadaydı. Günümüzde ise Boşnaklar hükümetimizde bakan, onlar bizim doktorlarımız, komşularımız” diye anlatıyor Pelling. İsveçliler Müslüman olan bir nüfusu başarılı bir şekilde entegre ettiklerinden dolayı gurur duyuyorlar. Pelling Suriyeliler, Iraklılar ve benzerlerinden de iyi sonuç alınacağından emin gözüküyor olsa da Bosnalıların yeni gelenlerden daha iyi eğitilmiş olduklarını ve İslam’ı daha ılımlı bir şekilde uyguladıklarını unutmamak gerek.

 

Yazı Dizisi İdaelist Bir Ülke Olarak: İsveç devam edecektir.

Çeviri:Hasan DONDURMACI

Kaynak:Foreing Policy

Yazar Hakkında

Editör

Yorum Yap