Felsefe Psikoloji

Çocukluğa Dair Bir Ara Not: Babam Yoksa Tanrı Var!

Yazar | Murat CANVER

Birçok dinde Tanrı bir güç simgesi olarak belirir. Bunun en belirgin örneği Hıristiyanlıkta karşımıza çıkar. Tanrı babadır ve otoritenin, gücün ve yönetimin başı ve yegâne sağlayıcısıdır. Bu Baba-Tanrı imajının kurumsallaşmış halinin en açık örneklerindendir. Bu anlayışın öbür tarafında çocuklarını her daim seyreden, çocuklarına acıyan, onların zayıflıklarını ve kusurlarını hatırlayan bir baba tanrı bulunmaktadır. [1]

Ben “Tanrı ve Baba” soruşturmamı kurumsal, yani baki yapılarda değil, bireyde, insanda yani fani ve aciz olan üzerinde gerçekleştireceğim. Çünkü hakikat bazen şehrin merkezindeki dev yapıların heybetinde değil de, varoşlarda, kuytu köşelerde bir garibin dudaklarından dökülen iki satır cümlede belirebilir. İşte bu yazı gecenin bir vakti karşılaştığım böyle bir garipten naklettiklerimle devam edecek.

Çocukluğunda babasız kalmış bir delinin not defterinden:

“ Ben ailemin en küçüğüyüm. Daha pek küçükken talihsiz bir kaza sonucu hayattan ilk darbemi alarak ailemin üzerime titrediği göz bebeği haline geldim. Aşırı korumacılığın verdiği zararı göz ardı ederek büyüdüm. Her şey hazır ve nazırdı. İstediğim geliyor, istemediğim gidiyordu. Babam vardı ya! Her şey emrimdeydi. Onun bütün gün ne yaptığı, her şeyi emrime vermek için kimlerle mücadele ettiği ve nasıl para kazandığı kimin umurundaydı?  Günler ve geceler boyunca kafasında kaç tilki dolandığı, kafasında büyüyen sorunların hassas kalbine inip inmeyeceği benim sorunum muydu sanki? O bana her şeyi getirsin yeterdi. Ta ki bir gün benim için çarptığını düşündüğüm hassas kalbi durana kadar…

O, koruyucu, kollayıcı, tüm imkânları ayaklarıma seren kahraman, her türlü zararı üzerimden bertaraf eden o serin gölge artık yoktu! Benim için oldukça sarsıcı günler, aylar yaşamış olsam da, feleğin kahpeliği insanın nankörlüğüyle birleşiyor ve ben babamı zaman denilen afyon, morfin gibi uyuşturan o ilaç sayesinde unutuyordum. Artık o birkaç tatlı hatırada zihnimde yaşıyordu.

Hayat bu tabi, boşluk kaldırmaz! İkame prensibi diye bir şey de var nihayetinde. Boşluk dolmakla kaimdir. Babamın hayatımda açtığı büyük boşluk, o derin yarık annemle dolmaya çalıştıysa da annem doğası gereği elinde olmadan bana yardımcı olamıyordu. Hayatımdan eksilen şey koruma, kollama, dışarda mevcut olan ihtiyaçlarımı yerine getirme, bana sıcak ve güvenilir bir barınak sağlayıp, bunları nasıl yaptığını belli etmeyen güç odaklı bir şemsiye idi. Annem ister istemez, evin nasıl döndüğünü belli ediyor, üzüntülerini açıktan ifade ediyor, kaygılarını bana yansıtıyordu. Kaygılı kişiliğim belki de o günlerde oluşmuştur, kim bilir!

Dolayısıyla doğru cevap anne değildi. O büyük boşluk anne ile dolamazdı. Hayatımın bundan sonraki bölümünde bu boşluk zaman zaman abilerimle dolmaya çalıştı. Her birinin bir özelliği o mükemmel kahraman babanın bir parçası olarak görünüyordu bana. Zaman çeşitli film ve dizi kahramanları, arkadaşlar ve karizmatik tanıdıklarla bana yardımcı olmaya çalıştı. Ama tüm bunlar avucumun içinden kayıp gidiyor, babam gibi gözümün içine bakıp, başımda durmuyordu.

baba oğu

Ergenlik denilen olgunlaşma derdini aştığımda kendimle baş başa kaldığımı fark ettim. Bu durumda tüm rol modeller eriyor, yerini daha gerçekçi ve mükemmel bir modele bırakıyordu: TANRI!

Kendime ‘ben’ dediğim ilk zamanlardı ve O’nunla sahici bir irtibata geçtiğim ilk adım olarak gönderdiği Kitap’ı okudum, koruyucu, kollayıcı ve bir o kadar da bağışlayıcı idi. Yeniden yaramazlık yapabilirdim(günah) ve babamın imgesi yerine koyduğum Tanrım beni korur, kollar ve sonrasında da bağışlardı. Artık isteklerimi O’na arz ediyor, işlerimi kolaylaştırmasını diliyor ve hazırcılığımı O’ndan bekleyerek tatmin ediyordum.

Başım mı sıkışmıştı? Dua ediyordum ve olmayacak olayların olmasını bekliyordum. Bazen dileklerim gerçekleşiyor, bazen gerçekleşmiyor, bazen de olumlu olumsuz tek bir cevap gelmiyor, yaprak dahi kıpırdamıyordu. Yada ben göremiyordum. İsteklerimi gerçekleştiremediğinde babamın imkânlarının kısıtlı olduğunu biliyordum. Ama bu durum Tanrı için geçerli değildi. O’nun imkanları sonsuzdu ve imkanları yaratan O’ydu. Niçin vermiyordu? Bu soruyu ‘hayırlısı’ kapısıyla bertaraf ediyordum. O günden beri zayıflıklarım ve acizliklerim karşısında O’na sığınıyor ve beni bana bırakmamasını diliyordum. Hayatın şartlarını zorlamak yerine olaylar zincirini değiştirmesini ve kısacası ‘bir mucize olmasını’ niyaz ediyordum. Ta ki o gün gelene kadar…

Baba olmuştum!

Artık eksikliğimin kendisiydim. Eksik olduğum şeyi benim için anlamı bambaşka olan bir varlığa verecektim. Bende olmayanı…

Artık, hayatı onun için zorlayacağım, koruyup kollayacağım, sabahtan akşama kadar onun için koşturacağım bir varlık vardı hayatımda. Babamın isteklerimi karşılarken bunu nasıl yaptığını hayat bana yaşatıyordu. Artık mucize olmasını beklemiyor, mucize olsun diye zorluyordum hayatı. Fizik kanunu ya da devlet kanunu… Hepsini son noktasına kadar zorluyordum, imkânlarım genişlesin diye… Yalnızca onun için…

Baba olduğum gün anladım, insanın hep bir tarafının eksik olduğunu ve öylece kaldığını. Ölecek olmak başlı başına bir eksiklik değil miydi zaten? Ya da ölmek için doğmak!

Tanrı’yı tekrar tanıdım ve “Kulumun zannı üzereyim” dediğini hatırladım. Eksikliği belirten en büyük cümle bu değil miydi? Tanrı, beni dahi eksik tanıyabilirsin diyordu, beni, yaşamın kaynağını! Bunun idrakiyle yeniden yalvardım Tanrı’ya:

“Babamın acizliklerini idrak ettim Ya Rabbi, babalığın acziyetini bana, sensizliğin acısını evladıma yaşatma!” diyerek secdede buldum alnımı…”

[1] Bettany G.T. Dünya Dinleri Ansiklopedisi çev. Ahmet Aydoğan Say yay. İstanbul 2005, s.723

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver'in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri'nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009'dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara'da yaşamaktadır.

Yorum Yap