Düşünce Felsefe

Başkası ve ben: Doğum ile başlayan ahlak

Yazar | Murat CANVER

Pratik dünyanın gerektirdiği yada getirdikleriyle çoğu zaman uyuşmasa da, bana göre özneyi insan olarak inşa etmenin yolunun vazgeçilmez koşulunu öğütlemektedir: Başkasını anlamak!

Başkası ve benin başlangıcı

Başkası ve ben arasındaki ilişki doğum ile başlar. Her insan bir kadından dünyaya gelir. Bebek annenin karnında onun organik bir parçasıdır. Doğum ile beraber başlayan travmatik ayrılma süreci, bebeğin benlik oluşumu açısından oldukça önemlidir. Bu bir süreçtir, yavaş yavaş olmalıdır. Çünkü bebek doğumdan sonra dahi annenin organik bir parçası gibi davranır.

Varlık sahasına ilk çıkışımız olan doğumdan sonra ilk temas ettiğimiz bir insandır. Bu insan ‘ben’ değildir. Tam aksine başkadır; başkasıdır.  Ortada henüz ben diyebileceğimiz bir şey ve bir öznel algılama yokken, başkası ile karşılaşır ve benliğimizi bu başkası ile olan ilişki içerisinde inşa ederiz. Post-Modern Ahlak teorilerine göre de durum buna benzer bir hüviyet barındırır. Levinas’a göre öncelikli olan Ontoloji değil Etik’tir. Etik ise kadim felsefeden bu yana ben üzerinden tanımlanmıştır. Levinas’a göre Etik artık başkası ile olan ilişki üzerinden tanımlanmalı ve yeniden inşa edilmelidir. Levinas’da ‘başkası’ olarak ifade edilen ‘ben’in oluşum süreci, Martin Buber’de ise ‘sen’ ile karşılığını bulmaktadır.

Politik özne olarak ben ve ötekileştirilen başkası

Sanayi Devrimi ile beraber siyasi, askeri, ekonomik ve teknolojik üstünlüğü ele geçiren Avrupa, bunlarla beraber kültürel bir hegemonya da kurmuştur. Avrupa kültürü olarak işleyen ben, kolonizasyon ile beraber gittiği yerlerde, ayak bastığı yeni kıtalarda karşılaştığı başkayı ötekileştirerek aşağılamıştır. Üstün olan kendi öznesidir ve diğer özneler kendisine benzediği müddetçe değerlidir. Bu ötekileştirme bu nedenle bir aynılaştırmayı da getirmiştir. Yani kendine benzetme… Bu düşüncenin bugünlere ulaşan en son biçimi, “demokrasi götürme” kisvesi ile görülmektedir.

Levinas ve Buber’in öz eleştirisini sunduğu Avrupa’nın öznesi artık öteki dediği başkasını anlamak ve onun üzerinden kendi kimliğini inşa etmek zorundadır. Bu Levinas ve Buber’e göre böyledir. Peki, böyle olması gereken böyle olmakta mıdır?

Bu ideal gerçek, pratik dünyanın gerektirdiği yada getirdikleriyle çoğu zaman uyuşmasa da, bana göre özneyi insan olarak inşa etmenin yolunun vazgeçilmez koşulunu öğütlemektedir: Başkasını anlamak!

Başkasını anlamak ne demektir?

Başkasını anlamak insanı anlamaktır. Çünkü ben dediğin insan da farkında olmadan başkası üzerinden imar edilmiştir. Ben, içine doğduğu dünyadan bağımsız ve ayrık bir yapı barındırmamaktadır. Dış dünya ile uzlaşı yani barış, kişinin kendi benliği ile de uzlaşması yani barışık olması demektir. Toplumsal düzeyde bunun karşılığı ve sonuçları da benzerdir. Kendisiyle uzlaşmış, hesaplaşmış ve kendisine güvenen toplumların diğer toplumların kültürüne olan salt merakı daha fazla olmaktadır.

Her çağın bir dili vardır. Kadim ahlakta iyi olan, içe yönelen bendir. Ancak çağımızda iyi olan, dışa yönelen bendir. Bugünün psikolojisi içine kapanıklığı yani içe yönelişi olumsuz olarak görmekte ve anormal sınıfında değerlendirmektedir. Dışarı yönelişi normal davranışın temel ölçütü almaktadır. Sosyal yaşamda dahi insanlar az konuşan, içe dönük insanları garipsemektedir. Kendisini en çok ifade eden pratik hayatta o ölçüde başarılı olmaktadır. Bu nedenle çağın pratik ahlak ölçütü dışa yönelmektedir. Dolayısıyla ben dediğimiz özne, içe yönelmemeli, dış dünyaya açık olmalıdır. Yönelimi başkaya doğru olmalı, onu anlamaya çalışmalı ve bu anlayış üzerinden kendini tanımlamaya çalışmalıdır.

Kadim düşünürümüz Yunus çağının anlayışına seslenerek: “Bir ben var bende, benden içeri” demiştir. Kadim ahlakın ölçütüne uygun, veciz bir ifadedir bu. Bunun doğruluğunu bu çağda da yadsımadığımızı belirterek bir de şöyle demenin gerekliliğini görüyoruz:

Bir ben var bende, benden dışarı!

 

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver'in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri'nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009'dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara'da yaşamaktadır.

Yorum Yap