Aktüel Gündem

Ben Suriyeli Bir Mülteciyim

Doğduğun toprağa yabancı olmak, vatanından ayrı düşmek, uzaklaşmak, uzaklaştırılmak… Bir başka ülkeye seyahat etmenin mecburiyetle sınırlandırılmasının adıdır mültecilik. Kimse istemez, eline küçük bir bavul dahi hazırlayamadan, bir gece yarısı apar topar döşeğinden kalkmak, evini ardında bırakmak… Babaları var, anaları var, eşleri var geride bıraktıkları; anıları var, hatıraları, hatıratları var… Bombalarla kirletilmeden önce sevgilileriyle gülüştükleri köşe başları var hafızalarında. Güne keyifli uyandıkları, sıcacık çay eşliğinde kahvaltı ettikleri günleri var yüreklerinde ama çok, çok gerilerde…

Bugün biriyle tanıştım. İsmi Muhammed, 19’unda tertemiz bir çocuk! Gözleri umut renginde, uzun uzun baktığında hare hare yayılmış bir hüzün var bakışlarında; gizleyemediği…  Dört yıl önce, Halep’te başlayan katliamda ailesinin neredeyse tamamını kaybettikten sonra babasını kaybetmemek için düşmüşler yola. Mersin’e gelmişler sınır kapısından, babası tam 16 tane ameliyat geçirmiş. Şimdi nasıl durumu diye soruyorum ‘’çok şükür abla, yaşıyor, hayatta, sağ babam.’’ Diyor.

Türkiye’ye gelmeye savaşın ilk yılı sonlandıktan sonra karar vermişsiniz. Bir yıl bekledikten sonra gelme nedeniniz ne oldu?

‘’ Biz Suriye’den geldik, babam için. Sakatlandı, bizim evimiz yıkıldı, o zaman sakatlandı. Babamı Hatay’a getirdik, orada 16  tane ameliyat yaptı doktorlar. Sonra İstanbul’a geldik. İyileşti Allah’a şükür babam, yaşıyor, hayatta, sağ babam.‘’ diyor Muhammed. Geçimlerini nasıl sağladıklarını soruyorum. ‘’Babam toparlanamadığı için çalışamıyor ama ben ve yedi kardeşim çalışıyoruz. Bakıyoruz ailemize çok şükür abla. Ben lokantada çalışıyorum, kardeşlerim çay ocağında, sucuda, kahvede felan çalışıyor.’’

Ülkesinde geçirdiği son zamanları soruyorum, ağzından çıkan her kelime boğazımda düğümleniyor.

‘’Vallahi  zor yani gerçekten zor. Benim amcam öldü yanımda, bizim aileden en az yirmi kişi benim gözümün önünde öldü, ben yaşadım,öldüklerini gördüm. Şu savaş varya, çok kötü vallahi. Öldüklerini gördüm, amcam dibimde öldü. Pazara gittik, ben torbaları almak için arkamı döndüm bi bomba düştü araba yandı, amcamda yandı. Çok zor vallahi.’’

Başını önünden kaldırmadı çoğu zaman. Elleriyle, parmaklarıyla oynadı. Sesi kulaklarımdan silinmiyor Muhammed’in. Bu kadar ölümü canlı canlı görmüş biriyle daha önce hiç konuşmamıştım. Moralim bozuluyor diye haberleri zaman zaman kapatan, bazen görmezden gelmeyi tercih eden, gönlü acıyı kaldıramayan ben; az önce ölümünü dinlediğim amcanın fotoğrafına baktım Muhammed’in telefonundan. Kalbim titredi ama gözümden bir damla dahi yaş akmadı.  Başka bir ülkede devam eden savaşın, benim insani yönümü yok ettiğini fark ettim.

Hepsi uçakla geliyor. Bi bomba atıyorlar gidiyorlar tamam, biz ölüyoruz. Herkes uçakla geliyor. Ne yapacağımızı bizde bilmiyoruz, bizde şaşırdık.

İnsanlar farklı farklı yorumlar yapıyor Muhammed. Kimimiz sizi bağrımıza basmış olmaktan mutluyuz, Müslüman kardeşine yardım etmeli görüşündeyiz. Kimilerimiz ise neden kaçtılar ülkelerinden, neden savaşmadılar, neden savunmadılar topraklarını diye sitem ediyoruz. Senin yaşadıklarını bizler sadece uzaktan izleyebiliyoruz, sadece tahmin edebiliyoruz yaşadığınız acıyı. Bu yüzden kimseyi tepkilerinden dolayı suçlamıyorum. Peki ya sen, durumunuz hakkında ne düşünüyorsun? Sence bu kaçmak mı, mecbur kalmak mı?

‘’Ya abla bak sana ne anlatacağım, Ruslar bize vuruyorlar, İranlılar bize vuruyorlar, herkes bize vuruyor yani, sen savaşacaksan kime vuracaksın? Esedin askerine mi vuracaksın, İranlılara mı vuracaksın, Ruslara mı vuracaksın? Hepsi uçakla geliyor. Bi bomba atıyorlar gidiyorlar tamam, biz ölüyoruz. Herkes uçakla geliyor. Ne yapacağımızı bizde bilmiyoruz, bizde şaşırdık. Bizim gençler orada kalıyorlar ama uçakla gelip vuruyorlar abla anladın mı uçakla vuruyorlar. Karşına çıkmıyorlar. Bir bomba düşürüyorlar adamlar ölüyorlar, ne yapacaklar, ölüyorlar. Silah tutuyor bizimkiler vuruyorlar ama ne yapacaklar yapacak başka hiç bir şey yok. Her dakika uçak geliyor. Diyorlar bizim bazı akrabalar biz burada kalacağız ülkemiz için öleceğiz, bizde ölürdük ama babam yaralandı abla ameliyat ettirmek için geldik. Sonrada kaldık. Şimdi biz Halep’e akrabalara para yolluyoruz. Para da lazım, bizde böyle yardım etmeye çalışıyoruz. Orada kalınca ülkem için yaşama şansım yok abla yok.’’

bombardıman

Bu serzenişi dinledikten sonra Muhammed’e soruyorum; eğer kalsaydın bir şeyleri değiştirebilir miydin sence? ‘’Yok, hiç birşey değişmezdi, değişmiyor.’’ Diyor.

Anlatmaya devam ediyor Muhammed, ben susuyorum…

‘’Devamlı dua ediyoruz, devamlı dua ediyoruz. Türkiye’de diyorlar biz savaşıyoruz, biz yardım ediyoruz, Allah razı olsun Türklerden, ülke büyüklerinden, cumhurbaşkanından Allah razı olsun. Evlerini açtılar, ocaklarını açtılar bize Türkler. Başka hiçbir İslam ülkesi bizi çağırmadı, sadece Türkler çağırdı. Lübnan’a gitti bi kısmımız, hep zulüm gördüler, hep eziyet gördüler. Bizi insan yerine koyan bir Türkiye var abla, Allah hepinizden razı olsun.’’

Güzel şeylerden bahsedelim, hayallerden konuşalım istedim. Yüzünün güldüğünü göreyim Muhammed’in dedim. Hayallerinin gerçekleşemeyecek kadar uzak olduğunu anlattı.

‘’Orada okuyordum, liseye gidiyordum,  her şeyimiz vardı. Okulumu bıraktım. Evlerimiz vardı orada bizim, arabamız vardı, durumumuz iyiydi, her şeyi geride bıraktım. Geldik buraya ama ben dedim ki belki 5-6 ay sonra savaş biter sonra geri döneriz, devam ederiz hayatımıza ama yıllar geçti bitmedi, bitmiyor. Türkiye’ye gelince okuluma devam edebilirim diye düşündüm, bizi okullara almaya başladılar çünkü biliyordum ama devam edemedim ki. Her şey çok pahalı, ev pahalı, kira pahalı, eşyalar pahalı, bir markete gidiyorum geliyorum 200 lira gidiyor, şeker alıyorum, un alıyorum derken bitiyor. Dedim ki bende çalışayım daha iyi, para kazanmak lazım çünkü.’’

Türkiye’ye geldikten sonra yaşadığın şeyler neler,  İyi davrananlar olduğu kadar kötü davrananlarda olmuştur muhakkak diyorum Muhammed’e. Yüzündeki yarım ifade ele veriyor söyleyemediklerini. İçindeki minnet duygusu, yaşadığı kötü anıları anlatmasına engel oluyor. Sanki anlatsa, iyi niyeti suistimal etmiş gibi hissedecek kendisini. Öyle hissediyor. Biraz sıkıştırıyorum, ucundan kıyısından anlatıyor yaşadıklarını…

mülteciler

İsterim tabi, aile sahibi olmak, evlat sahibi olmak isterim

‘’ Türklerden Allah razı olsun, bize hep çok iyi davrandılar. Genelde hep iyi davranıyorlar. Bazen sokakta gençler artistlik ediyorlar, laf söylüyorlar ama başka bir şey yok abla, Türkler iyi davranıyorlar.’’

 Birgün Suriye’ye geri dönmek ister misin? Dedim. Gülümsedi.

‘’Bu savaş ne zaman biter bilmiyorum. Birgün Esedin askeri giderse eğer bizde ülkemize dönmek istiyoruz. Orda evlerimiz vardır, onları yaptıracağız o zaman, tamir edeceğiz her şeyi. Okullarımıza gideceğiz yine. O zaman yine ülkemizde yaşayacağız eskisi gibi.’’

Muhammed’in yaşadığı kadar zor bir dönem yaşamış olsaydım yaşamaktan soğurdum, dünyadan soğurdum, insanlardan nefret ederdim. Kötülüğü bu kadar yakınında görmüş olan biri ileride evlat sahibi olmak ister mi merak ediyordum. Kafamda belli bir cevap dahi oluşmuştu. Muhtemelen böyle bir dünyaya evlat getirmek istemez diye düşünerek sordum sorumu, şaşırttı beni Muhammed.

‘’İsterim tabi, aile sahibi olmak, evlat sahibi olmak isterim. Dünyanın en çok iyi insanlara ihtiyacı var. İyi bir insan yetiştirmek, evlat yetiştirmek isterim abla, neden iste miyim?’’

Verdiği cevap yüreğimde umutlar yeşertti. Sahi, böylesi bir hayatı yaşamışken, ölümün kokusuna bu kadar alışmışken burun direği, gözyaşı, kan, ter, barut kokusu bu kadar sarmışken ülkesini böylesi iyi niyetli bir arzuyu nasıl büyütebilmişti içinde? Gözlerine baktım uzun uzun. Umut vardı. Hüzün vardı. İyi bir şeyler olsun diye bekliyordu eli kolu bağlı. Savaşın seyri nasıl ilerler, Muhammed ve onun gibi ülkemize sığınmış diğer mültecilerin kaderleri nasıl şekillenir, gelecekte nerede ve ne yapıyor olurlar düşündüm. Şükrettim. Böyle bir savaşın ortasında olmadığımız için, bayrağımıza kalkan ellere karşı birlik olabildiğimiz için, kendimizi ve haklarımızı savunacak güce sahip olduğumuz için şükrettim. Tüm bunların yanı sıra, kendi vatanımıza, kendi canımıza olduğu kadar mazlumun canına da kıymet veren bir millet olduğumuz için, din kardeşlerimizi yuvasız koymadığımız için, merhametimiz için, insanlığımız içinde şükrettim.

Rabbim mazlumun yanında olanlardan, komşusu açken kendisi tok yatmayanlardan, Hakk yolunda doğru bildiği için son nefesine kadar savaşanlardan eylesin bizleri.  Selametle kalın.

               

               

               

Yazar Hakkında

Esra Yüksel Koşu

1992 yılının Ağustos ayında İstanbul’da dünyaya geldim. İlköğretim ve lise eğitimimi bu şehrin bulutları altında tamamladım. Bu esnada okul dergilerinde ve birkaç kurumsal dergide şiirlerim yayımlandı. Eğitime ve insan ilişkisine verdiğim önemden ötürü öğretmen olmaya karar verdim. Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi’nde Kimya Eğitimi Anabilim Dalı’ndan yüksek lisans derecesi ile mezun oldum. Lisans eğitimim sırasında engelli erişilebilirliği konulu çalışmalar yürüttüm ve ODTÜ tarafından gerçekleştirilen bir yarışmada projemde derece kazandım. Eğitimimi tamamladıktan sonra İstanbul’a döndüm, halen burada yaşıyorum. 2 yıldır bir devlet okulunda Kimya öğretmenliği yapıyor, aynı zamanda da yazmayı sürdürüyorum.

Yorum Yap