Düşünce Felsefe

Benden Razı mısın?

Yazar | Fikri AKSU

d9eb6d75676d8a4ebcb5685a7b671082Bir derviş vakti zamanında bir soru ile hemhal olur. Hakk’ın rızasına kavuşmaktır gayesi ancak buna nasıl ulaşabilir bunun derdiyle yanıp tutuşmaktadır. Şeyhine gider derdinin dermanını O’na sorar. Ancak umduğu cevabı alamaz, Şeyhi der ki: “ Evladım, bu sorunun cevabı bende değildir. Filanca şehre git, orada Pazar yerinde bir neyzen görürsün. Sorduğun sorunun cevabını belki O bilir.” der. Derviş yola koyulur, filanca şehre varır, Pazar yerine gider ve alışverişin en yoğun olduğu yerde neyzene rastlar. Hiç kimseye aldırmadan neyini üfleyen zata yanaşır ve sorar: ”Ben filanca tekkenin dervişiyim, kafamda şöyle bir soru var, şeyhim ise bunu belki sizin bileceğinizi söyledi.” Neyzen bir süre daha neyini üfledikten sonra başını ağır ağır kaldırır, dervişin yüzüne şöyle bir bakar ve karşıdaki dağları işaret ederek : “ Genç! Sorduğun sorunun cevabı bende değildir. Şu karşı ki dağlarda senin gibi bir derviş gezer. Belki o bilir!” Çaresizce boynunu büken derviş, dağların yolunu tutar. Sert kayaları aşa aşa, tepelere tırmana tırmana biraz yukarıda neyzenin dediği dervişi görür ve tırmanmaya devam eder ki tepede ki derviş O’na şöyle seslenir :” Ayakkabılarını çıkar, çıplak ayak gelesin yanıma!” Sorusuna bir cevap bulma umuduyla tepedeki dervişin dediğini yapan gezgin derviş, hemen yanına vararak sorusunu bir de tepedeki dervişe sorar.Derviş şöyle cevap verir: “ Aradığın sorunun cevabı bendedir. Ancak cevabı aldıktan sonra dediğimi yapman gerekir” der. Merakla cevabı bekleyen derviş “Elbette. Ben uzun bir süreden beri bu sorunun cevabını arıyorum. Muradıma erdikten, bu ilmi öğrendikten sonra niçin yapmayayım ki? Ne kadar ağır olursa olsun dediğini yapmaya kuvvet bulurum inşallah.”der. Bunu duyan tepedeki derviş:” O halde, muradına ermek istiyorsan önce benden razı olacaksın ki Hakk’tan razı olasın. Hakk’tan razı olmadan da Hakk’ın rızasına eremezsin.” der. Derviş sinirlenir, “ senin maksadın kendine köle bulmak bre melun” diyerek yerden eline geçirdiği bir taşı aldığı gibi atacak olur. Tam o sırada tepedeki derviş şöyle seslenir:”Beni değil ‘Ben’i taşla!”…

 

Bencil hayatlarımıza, benlerimize yani egomuza dokunan bir hikâyecik… Çağımız insanının en büyük meselesidir belki de “ben”den yani kendinden razı olamamak. Kadın kadınlığından razı değildir, erkeğin hayat alanına müdahale eder, erkekleşmeye çalışır, başaramaz araftadır. Erkek erkekliğinden, mesuliyetinin fazlalığından razı değildir, mesuliyetten kaçmaya, kadınlaşmaya çalışır, başaramaz araftadır. Problemli anne-babaların bahtsız çocukları ise olgunlaşamamış anne-babalarının yerine olgunlaşmaya çalışır, onları teselli etmeye kalkar, bir yerden sonra bu erken acılı süreci taşıyamaz, yani başaramaz arafta kalır. Doğaya, doğamıza ihanet pahalıya mal olur biz insanlara. Katlettiğimiz, yaşam hakkı vermediğimiz doğa sebebiyle insanoğlu pek yakında yaşam hakkı bulamaz hale gelecek. Şu an dahi kendi eliyle kendi neslini yok eden insanlar bu defa kendisiyle barışsa dahi yaşayabilecek bir alan bulamayacak. Viraj dönüldükten sonra geriye dönüş zorlaşır, her dönemeç bize ardındaki bilinmezi gösterir ve artık o görüldükten sonra geriye dönüş olmaz.

 

Pek tabiî ki insanlar geriye dönmek değil, hep ileri gitmek isterler bu yüzden iyiyi değil yeniyi seçerler. Yahut seçtiklerini zannederler ki birileri onların tercih sandıkları şeyleri çoktan onların yerine belirlemiştir. Bu yüzden günlük hayatta ihtiyaçları için kullandıkları eşyalardan, yaşadıkları hayatlara, olaylar karşısında nasıl düşünmeleri gerektiğinden verdikleri tepkilere, düşüncelerinden uykularına kadar hep başkaları tarafından belirlenmiştir. Şu da bir gerçektir ki ihtiyacın aciliyeti nispetinde tercihler göz ardı edilir. Yani insanın öncelikli ihtiyacı ekmek ise hangi yemeği yiyeceğinin ve nasıl yiyeceğinin pek önemi kalmaz, önemli olan karnı doyurmaktır. Tercihler iktisadi sorunu hem madden hem de zihnen aşabilmiş insanlar içindir. Bu anlamda tercih edemeyen, hayatları başkaları tarafından belirlenen insanlardan kastım tercih erkine sahip olup da edemeyenleri kapsar.

 

***

 

Şahsiyete önem verdiklerini iddia edip de tercihlerini yönlendirebilecekleri ve tercihlerinin kaynağı bir şahsiyete sahip olmadıklarını fark etmek her insan için taşınabilecek bir durum değildir. Her insan için kendisiyle yüzleşmek kolay olmaz ve insanların çoğunluğu için bu yüzleşme gerçekleşmez. O halde insanların çoğu için gerçekleşmeyecek bir şey için debelenmek ne kadar doğru?

 

Toplumları oluşturan kemik unsur o toplumun önde gelenlerinidir. Bu yüzyıllardan beri var olan bir gerçekliktir. Peygamberler dahi o toplumun önde gelenlerinden seçilmiş ve öncelikle toplumun önde gelenlerine tebliğ yapmışlardır. Kur’an’da toplumun önde gelenleri için “mele” tabiri kullanılır.  Bir toplumun önde gelenleri iyi olursa toplumda iyiye yönelecektir. Tarih boyunca hakikati öncelikle bu önde gelenlere bildirme ise bu sebeple olsa gerektir. O halde şahsiyetten, tercihten ve benden öncelikle “mele” yani toplumun önde gelenleri için bahsetmek gerekir. Çünkü toplumun önde gelenleri topluma yönlendiren, taşıyan lokomotif misali sürükleyen insanlardır. Ben diyebilmemiz için öncelikle bizi oluşturan önde gelenlerin ben diyebilmesi ve beni tanıması gereklidir. Bu yüzleşmeyi taşıyabilecek ancak sınırlı sayıda insanlardır. Yüzleşebilenler hakikate kıyısından yaklaşabilenlerdir. Ve hakikati halka onların anlayabileceği şekilde anlatacak olanlar da ancak onlardır. Kant, Gazali, Newton, Einstein, Sokrates gibi değerli insanlar hep birer şahsiyettirler. Ancak bağırlarından çıktıkları toplumunda kimliğini belirleyen veyahut kimliğine katkı sağlayan birer şahsiyet olmuşlardır. Misal; Kant her ne kadar ahlak felsefesine mal edilmişse de, öncelikli olarak alman felsefesinin göz bebeği olmuştur.

 

Razı olacakları bir benin farkında dahi olmayanlar, en azından kendi ve toplumlarının benini oluşturan büyük benlere itibar edebilmeyi becerebilmelidir. Çağımızın bir diğer hususiyeti ise hadsizlik çağıdır. Gasset’in değindiği bu önemli sorun herkesin her şeyi yapmaya kendinde hak bulma hastalığıdır. Haddini bilebilmek, hadlerini zorlamakla, kendinle yüzleşmekle ve sonunda haddini çizip haddinden razı olmakla olabilir. Aksi halde haddi aşmak vukua gelir. En azından büyük benleri takdir edebilecek kadar benimizin farkında olmalıyız ki gerektiğinde kendi benliğimizi taşlayabilmeliyiz, yani haddimizi. Şimdi söyle bakalım benden razı mısın?

Yazar Hakkında

Fikri AKSU

Tahmis Dergi'de doğdu. Hayattan beklentisi burada yazarak ölmektir.

Yorum Yap