Düşünce

“Biliyorum” Sendromu

Sokak röportajlarını bilirsiniz. Sorulan sorulara öyle cevaplar verilir ki gülmekten kendinizi alamazsınız. Bazen de şaşkınlıktan öte bir duyguya kapılır, hayretler içinde kalırsınız. Ne gariptir ki cevap verenlerin ağzından ‘’bilmiyorum’’ dan başka her şeyi işitirsiniz. Doğru ya da yanlış farketmez. Biz neden, bu konuda fikir sahibi değilim yahut kısaca bilmiyorum deme erdemine sahip değiliz acaba? Her konuda ihtisas sahibi miyiz yoksa? Ya da bildiklerimiz, bilmediklerimizin yanında bir gölgeyi mi teşkil ediyor? Tıpkı güneş ve zerre misali. Biz diyorum çünkü, bilhassa bizim insanımız arasında alışılagelmiş bir durum.
Geçenlerde izlediğim bir videodan  hareketle bu yazıyı yazmaya karar verdim. Vereceğim örnekten yola çıkarak yukarıdaki sorulara dilim döndüğünce ve kalemim müsaade ettiği ölçüde cevap vereceğim. Video da bir adam, Dünya’nın düz olduğunu iddia ediyor ve Dünya’nın yuvarlak olduğu iddiasının kanıtlanmasını bir filozof edasıyla savunuyor. Bir insan, neden en ufak dahi olsun bilgi sahibi olmadığı bir konuyu , inatla ve hararetle savunur ki? Hem de Orta Çağın Skolastik Düşüncesinden kalma bir teoriyi. İnsanın aklı, fikri sükut ediyor bu durum karşısında. 21. Yüzyılda hala Dünya’nın düz olduğuna inanan insanlar ve hatta bu insanların kurduğu bir topluluk var: Düz Dünya Topluluğu.

Dünya’nın pek çok yerinde ve özellikle de bizim ülkemizde neden bazı şeylerin hiç değişmediğini merak  etmişimdir. Bir insan düşünün, hiç Tarih bilmediği halde hamaset destanları yazan, ekonomiden anlamadığı halde çok ciddi çıkarımlarda bulunan, elektrikçi olmadığı halde ‘’ ben biliyorum’’  hırsına kapılıp hüsrana uğrayan, belki de toplumumuzda en yaygın olan, dini herhangi bir malumata sahip olmayıp alim kılığında ateşli sözler sarfeden bir insan düşünün.  Bu öyle bir şey ki, insan bilmediğini de bilmiyor. Aslında bu cehalet kavramıyla birebir örtüşüyor. Literatürde ise cehalet üç şekilde karşımıza çıkar:

 

1. Cehl-i Basit : Bilmemek ama bilmediğinin farkında olmaktır.
2. Cehl-i Mu’kab : Bilmemek ve bilmediğinin farkında olmamaktır.

3. Cehl-i Mürekkep : Bilmediği halde, kendini biliyor zannetmektir.

insan bilmediği şeyin düşmanıdır.

En tehlikelisi galiba en sonuncusu. Burada insan, her şeyi bildiğini zanneder. Daha doğrusu yanlış bilgisini ilim olarak görür. Deveyi hendekten atlatırsın ancak cehl-i mürekkeb’e giriftar olmuş birine hakikati asla anlatamazsın. Ne yazık ki bu durum, asrın salgın bir hastalığı halini almış. Her şeyi bilme ve her şey hakkında fikir yürütme. Bu hastalıklı hal öyle yerleşmiş ki bünyemize, bir hastanın kendini sağlıklı zannetmesi gibi absürd bir durum ortaya çıkmış. Kendini hasta görmeyen doktora gider mi hiç? Bu durumun bir başka menfi boyutu da var aslına bakarsanız. Türkçemize çok hoş bir söz olarak girmiş: ‘’ İnsan bilmediği şeyin düşmanıdır.’’ Aslında pek çok şeyin cevabı bu cümlede gizli. Hiç sevmediğiniz bir insanı hayal edin. Aynı zamanda onun nasıl biri olduğu konusunda da bir fikriniz yok. Fakat içten içe ona kin besliyorsunuz. Bunun kişisel veya ideolojik gibi çok farklı sebepleri olabilir. Acaba onun hakkında bir şeyler okusanız dolayısıyla tanısanız, nefretiniz yerini sevgiye bırakır mıydı? Hiç kuşkusuz. Belki de Dünya’nın kaderi savaşlarla, gözyaşlarıyla çizilmezdi o zaman. Bence insan, bilmediği şeyin düşmanı değil, dostu olmalı. Onu öğrenmek için peşinden koşmalı. Koşmalı ki, belki o zaman değişir, değişmez zannettiğimiz gerçekler.
Hasılı, insan ‘’ biliyorum’’ sendromundan bir an evvel kurtulmalı. Bizi, öğrenmekten, araştırmaktan ve sorgulamaktan alıkoyan şey, her şeyi bilme sevdasının, belki de gururunun ta kendisi. Keşke elimizde bir ayna olsa ve bilmediğimiz ne varsa yüzümüze haykırsa. Ve bazen tüm kelimeler, bir cümlenin ihtiva ettiği mana karşısında eriyiverirler.  Ben de hatırımda yer etmiş bir islam düşünürünün sözü ile noktalamak istiyorum sözlerimi :
Bilmiyorum demek ilmin yarısıdır.

Yazar Hakkında

Mücahit Enes Coşkun

Ağustos 1992'de Nevşehir'de doğdu. Kayseri'de ikamet etmektedir. 2014 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Trabzon, onun en tatlı hatırası idi. Öğrenim süresi boyunca Osmanlıca ve serbest şiir üzerinde çalıştı. Gazete ve dergilerde şiirleri yayımlandı. Yine bu süre zarfında düz yazı ile içli dışlı oldu. Halen kendisine ait bir blogda,Edebiyat, Tarih ve Sinema alanlarında çeşitli yazılar kaleme almaktadır. Son zamanlarda ney ve kaligrafi ile meşgul. En büyük hayali, elinde fotoğraf makinesi, bir kalem ve bir kağıtla Dünya'yı karış karış gezmek. Orta düzeyde İngilizce bilmektedir. Kısacık hayatı bundan ibaret

Yorum Yap