Düşünce

Bilmek üzerine bir deneme

Yazar | Fikri AKSU

insanın arzuladığı şeyler arasında en değerli olanı bilmektir. Çünkü zatı için istenir ve zatı için istenen diğer hazlardan kendini ayıran en önemli fark tüketilememesidir. Sonsuza gider ve sonsuza kapı açar.

İnsan bir şeyi genellikle zatının dışında bir sebeple ister. Yani bir şeyi salt kendisi için istediği şey çok azdır. Bunlar da sıfat-ı kemaliye ve lezzet-i cismaniye dediğimiz şeylerdir ancak. Lezzet-i cismaniye yemek-içmek gibi hazlardır. Bunlar zatı sebebiyle istenir. Yemek yemek için yeriz. Vücudun ihtiyacı sebebiyle verilen açlık hissi bu teoriyi bozmaz. Çünkü o açlık hissi bizi yemek yemeye yönlendirir ve bu bilinçdışı bir yöneliştir. Bilinçli olarak, salt mantıksal nedenlerle yemeyi ihtiyaç için tüketmez, kendisi için tüketiriz. Bu hazları sıfat-ı kemaliye’den ayıran doyumdur. Bu hazlara olan istek eninde sonunda tükenir ve doyum gerçekleşir. Ancak sıfat-ı kemaliye’de doyum asla olmaz. Bu ise bilmek arzusudur. Bilmek bilme arzusunu körükler ve hep daha çok ve daha ileri gitme temayülü görülür.

Dolayısıyla insanın arzuladığı şeyler arasında en değerli olanı bilmektir. Çünkü zatı için istenir ve zatı için istenen diğer hazlardan kendini ayıran en önemli fark tüketilememesidir. Sonsuza gider ve sonsuza kapı açar. Madem bilmek en değerli olan arzudur insan için, şu sorulara cevap aramak gerekir:

Neden bilmek?

Neyi bilmek?

Nasıl bilmek?

“Neden bilmek?” sorusu şu ana kadar ki bahsettiklerimizle cevaplanmış olduğu için ona girmiyoruz.

“Neyi bilmek?” sorusuna gelirsek bu soru bize binlerce yıldır bilim, din ve felsefe tarihinde cevabı aranan hakikati getirir. Hakikati bilmek!

“Nasıl bilmek?” sorusu ise artık bizi şu noktaya ulaştırır: Hakikati bilebileceğim doğru araç nedir? O da pek tabi ki ilimdir. Bilmek yöntemi…

O halde var olduğumuz şu âlemde en kıymetli arzu bilmek, en değerli düşünce hakikat ve en önemli uğraş da ilimdir.

Bu noktada bazı detaylandırmalar yapmamız gerekecek. Bilmenin nesnesi olan bilgi yalnızca zihindeki soyut bir imge midir? Yoksa bilgi somut olanın zihnimizdeki yansımasından mı ibarettir? Yani bilginin kaynağı dış dünya mıdır? Yoksa bilginin kaynağı bilen zihnimiz midir? Bilgi felsefesinin temel konularından olan bilginin kaynağı meselesini elbette burada birkaç satırla çözmüş olduğumu iddia etmeyeceğim. Ancak meseleyi daha açıklanabilir hale getirebileceğimi umuyorum.

Gazali’ye göre âlemlerin kurulduğu nizam iki türlüdür. Mevcut nizam ve Makul nizam. Makul nizam Tanrı’nın bilgisinde doğan evrensel akıldır. İslam literatüründe Levh-i Mahfuz veya Nur-i Muhammediyye diye geçen akl-ı evvel dir. Her şeyin oluşu buradaki bilgiden doğar ve mevcut nizam meydana gelir. İnsanın bilgisinin sebebi mevcut nizamdır, mevcut nizamın sebebi ise Tanrı’nın bilgisidir. Mevcut nizam dış dünya dediğimiz âlemdir. Mevcut nizam makul nizama tabidir.  Farabi’ye göre ise algılarımızla dış dünyayı kavrar ve onun üzerinde düşünmeye başladığımızda onu soyutlarız. Ancak bu ilk soyutlama eşyanın cismaniyetinden bağımsız bir soyutlama değildir. Bir üst soyutlama daha vukuu bulduğunda ise eşyanın zihindeki sureti cismaniyetinden sıyrılarak hakikatini gösterir. Bu eşyanın hakikati dediğimiz şeydir. İbn Arabi’nin tecelli öğretisi de bundan bahseder. Farabi bu üst soyutlamayı ancak faal aklın yapabileceğini söyler, faal aklı ise Aristoteles’deki evrensel ve ölmeyen akla benzer şekilde akl-ı evvel olarak görür ve Vahyi de, nazari bilgiyi de bu düzlemde değerlendirir. Ancak ulaşılması gereken bilgiyi aşırı soyutlamış gibi görünen Farabi, hakikati dış dünyanın, dilin ve düşüncenin uyumu şeklinde tarif eder. Bir çelişki var gibi görünse de aslında Gazali’nin mevcut nizam-makul nizam ayrımı ile birlikte değerlendirdiğimizde bize bilginin ne olduğu ve âlemin bilgisine nasıl ulaşılacağı ile ilgili fikir verir.

Özetlersek dış dünya tamamen soyut bir akıldan doğar ve biz gerek iç âlemimizde gerekse dış âlemde aslında yalnızca bu soyut bilgiyi isteriz.

Yazar Hakkında

Fikri AKSU

Tahmis Dergi'de doğdu. Hayattan beklentisi burada yazarak ölmektir.

Yorum Yap