Kritik Psikoloji

Bir Deli(Dahi)nin Not Defterinden

Yazar | Murat CANVER

Deli ve dahi arasında benzerlik veya farklılıkları ele almaya çalışacağım bu yazıya Psikolojinin normal tanımına değinerek başlamanın isabet olacağı kanaatindeyim. Çünkü dahi ve deli ayrımını en bariz şekilde psikoloji yapmaktadır ve bunu yaparken normal ve anormal insan tanımları üzerinden yürümektedir.

Günümüz psikolojisinde ‘normal’ tanımının en bariz nitelikleri arasında insanlarla sosyal iletişimi kuvvetli, hayatla olan bağları sıkı, amaçları, ihtirasları olan kısacası yüksek bir yaşama sevincine sahip olmak bulunmaktadır. Ancak bu yaşama sevinci ne hikmetse doğal bir olgu olan yaşam üzerinden değil de insanların doğal yaşam üzerine kurduğu hayat(düzen) üzerinden tanımlanmaktadır. Bu tanımda bir kişinin yaşama olan bağlılığı insanın olumlu niteliklerine, doğaya, evrene, diğer canlılara olan ilgisi ile değil de, ağırlıklı olarak ikincil doğa olarak tanımlayabileceğimiz gündelik hayattaki tutum ve davranışlarıyla ölçülmektedir. Örneğin bir insan hayvanları, denizi, yıldızları gözlemlemeyi çok sevebilirken, insanlarla iletişimi (etkileşimi değil) asgari bir düzeyde ise bu insan psikolojik olarak anormal olarak tanımlanacaktır. Ancak bu kolay anormal yargısı, hem toplum tarafından hem de psikologların ekseriyeti tarafından insani iletişimi yüksek ancak doğa ile etkileşimi (iletişimi değil) düşük insanlar için öyle kolayca yapılmaz.

Hâlbuki bir insan cinayetler, gasplar, tecavüzler, yalanlar, ucuzluklar ve haksızlıklarla dolu olan düzeni sevmeyip sosyal hayattan el etek çekmişse bence bu tutum gayet normal ve insani bir tutumdur.

Dahi ile deli arasındaki ortak nitelik ve farklar sanırım şimdiden açık olmuş durumda. Evet, dahi ile deli arasında en bariz ortak nitelik dış dünyaya(düzene) karşı olan tutumlardır. İkisi için de dış gerçeklik farklıdır ve olması gereken şekilde değildir. Dahi olması gerekeni arzular ve bu minvalde öğütler verir. Eylemleri olması gerekenin olması içindir. Daha iyi ve güzele doğru… Deli ise dış gerçekliğin bozukluğundan dolayı başka bir dünya kurarak bozuk dünyadan kendini soyutlar. En temel farklılık sanırım buradadır. Deli dış gerçeklikle temas etmez, değiştirmeye çalışmaz, kendi dünyasını kurar. Dahi de kendi dünyasını kurar ancak bu dünyayı dış gerçekliğe yani bozulmuş dünyaya dayatarak, onu değiştirmeye çalışır.

Bir diğer temel fark da dâhideki benlik yani insani bilincin delide mevcut olmamasıdır. Deli bu nedenle zihinsel olmasa da fiziksel yaşamını sürdürebilmektedir. Dahi ise yüksek bir bilince sahip olduğu için dış gerçeklikle olan çatışmasından üç şey elde eder:

  • Söylediklerinin sosyal yaşamda karşılığı olmadığından, aşırı bir yalnızlaşma ve bireyleşme yazgısı
  • Yoğun zihinsel mücadelenin sonucunda akıl sağlığını yitirerek delilere katılma eğilimi
  • Psikolojik olarak bulunduğu konumu kaldıramayarak Van Gogh gibi fiziksel varlığını ortadan kaldırma teşebbüsü

Yaşamla değil ama hayatla bağlarını törpülemiş ve böylelikle ince bir insan olabilmiş olan dâhiler, kendi toplumları tarafından da delilikle itham edilirler. Tarihte pek çok örneği olan bu vakıanın temel nedeni içinde yaşadıkları toplum tarafından tam olarak anlaşılamamalarıdır.

“Biz ne dertteyiz, o ne dertte” tabiriyle çok karşılaşan bu insanlar, insani olanın peşinde ömür tüketirler, bunun da bedelini insanlardan uzaklaşmakla ya da insanlar tarafından eziyet görmekle öderler.  Hâlbuki bugün ‘normal’ insanın derdi daha çok kazanmak, kar etmek, yarış atı gibi koşturmak, gündelik kısır döngü içinde erimek ve sonunda ölürken arkasında bırakacağı şeyler elde etmektir. Dahi ise ölümle beraber yanında götüreceği kalıcı şeylerin peşinde olan insandır.

“Deliler ve dâhiler arasında ince bir çizgi vardır” sözü bugün artık kanıtlanmış durumda. Bilim adamları dâhiler ve delilerde ortak olarak bulunan bir gene ulaştılar. Böylelikle bu fark veya yakınlık biyolojik olarak da karşılığını bulmaktadır.  “Biyolojik olarak bir gene dayanan dâhilik de delilik gibi sorumluluk gerektirmez mi?” sorusu gelir aklımıza. Bunun net cevabını veremesek de, vakıa bize şunu gösterir:

Dâhiler toplumda sorumluluğu üzerlerinde en çok hisseden insanlardır ve dâhilik onlar için kendi iradesiyle entelektüel bir yaşam tarzını benimsemekten ziyade bir yazgıdır. Bu nedenle;

Yazgını yaşamakta özgürsün ey dahi (deli) !

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver’in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri’nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009’dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara’da yaşamaktadır.

Yorum Yap