Edebiyat Gezi-Yaşam

Bir Şehrengiz Denemesi

Zamandan ve Mekândan münezzeh olanın ruhundan bir nefes üflediği yaratılmışlar olarak zamana ve mekâna müptela bir hâlde hüküm sürüyoruz şüphesiz ki…

Bu sebepledir ki bazı mekânlarda ve dahi bazı zamanlarda zihnimiz benliğimiz hatta tebessümlerimiz dahi irademizden bağımsız şekilleniyor.

Kimimiz bir mekâna kimimiz bazı zamanlara aidiyet hissediyoruz.

Mesela ben kış mevsiminde Ankara’ya ancak hayatımın her mevsiminde İstanbul’a hayran bir insan olarak nefes alıyorum. Ya da aidiyet hisseden bir âdemoğlu olarak demeliydim belki de.

İşte tamda bu noktada tüm Dünya’nın açık ya da gizli hayranı olduğu bir şehre hissetmek istenen aidiyetin pek tabii ve olağan olduğunu söylemek mümkün olabilir.

Ancak İstanbul öyle bir şehirdir ki Roma’dan baktığınızda Konstantin, Kudüs’ten baktığınızda Âsitane, Siirt’ten baktığınızda ise Metropol havasına bürünür. İstanbul’un ruhu kişiliği tarihinden bağımsız olamaz. Bu anlamda çok kişilikli bir özellik gösteren bu cânım şehir belki de bu yüzden sayısız hayrana sahiptir; neden olmasın?

Gökyüzünde gezinen her bir bulutuna dahi şiirler yazılan bu şehre ait bir şeyler karalamaya niyet ettiğim bu yazıda hakkıyla olmasa da yeter miktarda giriş kısmı kaleme aldığıma inanarak konunun gelişme kısmına geçmek istiyorum.

İnsan; zamana ve mekâna müptela bir hâlde hüküm sürmek huyu ile yaratılmış;

İstanbul; zamanın ve mekânın birleştiği en güzide şehir. Hakkında nice satırlar yazılmış…

Yani mekânı zamanla beraber uhdesinde taşıyan nadir yapıların sahibi; kimine göre san ’at kimine göre bina olan.

Mesela;

Roma’dan bakanlar için Konstantin’in şehrinde Yerebatan sarnıcı ya da Ayasofya dışında en özel yerler Galata ve Kız Kulesi olmalı,

Kudüs’ten bakanlar içinse şüphesiz en kıymetli mekân Kutsal Emanetleri içerisinde taşıyan Topkapı Sarayı,

Ve dahi İstanbul kendisi için sadece Metropol olan kimseler içinse Taksim ve Beyoğlu…

Ancak bu şehir bunlar dışında o kadar büyük güzellikleri uhdesinde taşıyor ki;

Küçük Çamlıca korusunun içine yapılmış Cihannnüma Köşkü, Su Köşkü

Emirgan Korusunun içine inşa edilmiş Pembe Köşk,

Yıldız Parkının içine yapılmış Malta Köşkü,

Beylerbeyinin köprüye bakan koynuna yapılmış Beylerbeyi Sarayı,

Ve

Abdülhamid’e yârenlik yapmış Yıldız Sarayı,

Biraz Taksime kaydırın yolunuzu;

O kırmızı tramvayın geçtiği meşhur yolun sağında ve solunda Osmanlı tebaasından olan gayrimüslimlere ait harika yapılar görürüsünüz mesela,

Pera Müzesinin binasında kendisini nazlı bir gelin edasıyla süzdüğünü görürsünüz,

Çiçek pasajının gizli havası kapısının ardında kalan,

Mısır apartmanının tüm ciddiyetiyle bir dönem Mehmet Akif’i ağırladığını anlamak ise hiç de zor değil,

Ve tabi ki tüm asaletiyle Galata…

Dört yanınızda dört dine ait onlarca yapı…

Aksaray’da Pertevniyal Valide Sultan Camii,

Tarihi yarımadada Nuri Osmaniye Camii,

Taksimde Sent Antuan Klisesi…

Topkapı ‘da Aya irini,

Cevizlibağ’da Yenikapı Mevlevihanesi,

Kariye’ de müze haline gelmiş Kariye Müzesi…

Sonra;

Üsküdar vapuruyla Eminönü’ne bağlanın sol tarafınızda kubbeleriyle Topkapı Sarayı biraz ilerisinde yılların dostu Sultanahmet ve Ayasofya kubbeleri;

Şehzade Mehmet için yaptırılmış Şehzadebaşı’nın kubbesi de onları izler az ileride,

Ve bunların ortasında mahzun bir yangın kulesi, Fatih döneminde saray olarak kullanılmış o asil kapılı İstanbul Üniversitesi’nin bahçesinde…

İstanbul Zamandan ve Mekândan münezzeh olanın ruhundan bir nefes üflediği yaratılmışlar olarak zamana ve mekâna müptela bir hâlde hüküm süren biz âdem için tam bir nimet demem o ki;

Cihannüma Köşküne gidip av dönüşü dinlenmek padişahların dinlenmesi için yaptırılmış bu köşkte biraz soluklanıp o harika atmosferi içinize çekebilirsiniz,

Emirgan Korusunda Lale Devrini Pembe Köşkün koynunda sorgulayabilir aklınızdan o dönem şairi olan Nedim’i geçirebilirsiniz,

Beylerbeyinde Cuma Selamlığı için yapılmış kamelyaya geçerken gözünüzün önünden paşalar geçecek,

Dolmabahçe’de ise küçülmenin sancılarını göreceksiniz.

Yıldız ise Abdülhamid’in vakur dolu bekleyişine şahitliğini anlatacaktır size.

Galata’da Hazerfen’in heyecanı; Kız Kulesinde ise efsanelere dönüşmüş nice aşk..

İstanbul zamana ve mekâna müptela olan yaratılmışın en gözde mekânı…

Bu şehirde mekânlar zamanları o kadar çok taşıyor ki ruhlarında,

Hüznü,

Sancıyı,

Heyecanı…

Bunun için bu şehir Roma’dan baktığınızda Konstantin’e, Kudüs’ten baktığınızda Âsitane, Siirt’ten baktığınızda ise Metropol havasına bürünür.

İşte bu yüzden bizim için İstanbul biriciktir,

Zira biz zamandan ve Mekândan münezzeh olanın ruhundan bir nefes üflediği yaratılmışlar olarak zamana ve mekâna müptela bir hâlde hüküm sürüyoruz şüphesiz ki…

Yazar Hakkında

Tuğba Betül Özsoy

1991 Ankara doğumluyum.İk ve Orta öğrenimimi Aydın-Nazili’de tamamladım.Lakin lisans hayatım öncesi gibi tek şehirde geçmedi.2008-2009 yılları arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Öğretmenliği Bölümü’nü kazanıp burada bir yıl geçirdikten sonra lisedeki hedefimi unutamayıp okulu bıraktım ve 2011-2015 yılları arasında öğrenim aldığım,hali hazırda mesleğini icra etmeye yaklaştığım İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bölümü’nü kazandım ve mezun oldum.Lakin okuma maceram bu aşamada sonlanmamış olup halen 2016 yılı itibariyle kazanıp kayıt yaptırdığım İstanbul Medipol Üniversitesi Uygulamalı İngilizce ve Çevirmenlik Bölümü öğrencisiyim.
Derginin bana ayırdığı bu küçük kısımda kalemimi,kelimelerimi sizinle paylaşacak olmanın heyecanını yaşıyorum.Umarım kelimeler en güzel ortak noktamız olur.Huzura vesile olan güzel kelimeler paylaşırız.Kısaca ben buyum.Ama yukarda verdiğim kronolojik bilgilerin dışında ki bence en güzel tanıtma şeklimdir kendimi;
“Bir ademoğlu ile zevcesinin kerimesiyim”…

Yorum Yap