Aktüel Kritik

Bir Ülke Gerçeği – Müge Anlı ve Çocuk “İstismarı”

Yazar | Haydar MUTAF

Hayatım boyunca hiçbir ülkeye hayranlık duymadım. İşin kötüsü kendi ülkeme de beslediğim bir hayranlık duygum yok. Ancak köklerim, bağlarım nedeniyle bu topraklarda yaşayan her bireyin düşünmesi gerektiği kadar ülkemin iyiliğini düşünüyorum, hepsi bu. Tamam, itiraf ediyorum; bazen düşünmeyenlerin yerine de düşünmek adına abarttığım olmuştur. Zira hayran değilim dediysem sevmediğimden değil ülkemi, sadece memnun değilim insanlık adına bazı olaylardan o kadar.

Örneğin, gündüz kuşağı programlarının kültür dejenerasyonuna sebep olduğuna inanırım. Kimin ne dediği belirsiz, kimin eli kimin cebinde anlaşılmayan, her kafadan seslerin çıktığı, bir kahvehanede karşılaşsan iki kelamın belini kıramayacağın barzo tiplerin ilişkiler hakkında bilmiş bilmiş yorumlar yaptığı, kim kime lâyık ya da değil gibi saçmalıkların uzun uzun tartışıldığı, eş arayanların, ikinci eşi arayanların, ne aradığı belli bile olmayanların dolup taştığı, her türlü kepazeliğin kol gezdiği, sunucularının programa katılan kadınlara “bacım” diye hitap ederek  pozitif ayrımcılık yaptığını zannettiği, ancak cinsel ayrımcılığın ve kadının meta haline getirilmesinin alâsının yapıldığı, en acısı ise, izleyen ya da katılanlar arasında bir anket yapma şansı olsa %90’ının büyük ihtimalle porno izlemediğini ifade edeceği ancak çevrilen pornonun figüranı olduklarını dahi fark edecek zekanın yoksunu insanlardan müteşekkil bu programların toplumsal çökmeye, ahlaksızlığa ve daha da kötüsü ahlaksızlığı, tacizi, metalaştırmayı meşru zemine çekme çabasında olduğuna inanırım.

müge anlımüge anlımüge anlı

Bununla birlikte, bir süredir kendime telkin etmeye çalıştığım bir şey vardı “Sana ne Haydar? Arz talep meselesi bu sonuçta, sen izleme istemiyorsan ama  programı izleyenler, hazırlayanlar ya da programa katılanlar hakkında daha anlayışlı olmaya çalış, yok eğer yapamıyorsan da bu konu hakkında düşünmemeye çalış. Zaten ailenin, fikirlerine değer verdiğin yakın çevrenin işi olmaz bu tarz saçmalıklarla, o halde sen mi kurtaracaksın memleketi. Gücün yeter mi dünyanın, hadi abartmayalım ülkenin dengesiyle oynamaya, hem her fırsatta ‘Türkiye haddini bilmeyen insanların ülkesi’ diyen sensin. O halde sen neden haddini aşmaya kalkıyorsun?” diyerek kendimi teskin etmeye çalışıyordum.

Taa ki…

3.5 yaşındaki Irmak isimli bebeğe, yani masumiyetin vücut bulmuş hali olan o güzelliğe tecavüz haberi ile karşılaşana kadar. Tecavüz insanlık suçudur ancak pedofilinin bundan daha da ağır bir tanımı olması gerekir, sözcüklerin bile kifayet edemediği. Öğrendiğimiz kadarıyla, Himmet isimli, insan görünümde ancak insanlık ile zerre alakası olamayan, hurdacılık yapan şahıs, Suriyeli çiftin kızları Irmak’a tecavüz etmiş, daha sonra da öldürüp gömmüş. Haberde ayrıntılar var ancak yazmaya elim varmıyor. İşin tuhafı, bu kızcağız kaybolduktan sonra geçen sürede bulunamamış, baba bir televizyon programında şüphelendiği kişiden bahsetmiş, televizyon programı da bu şahsı birden fazla kere yayına çıkartmış, en son yayın günü set arasında bu şahıs suçunu sunucuya itiraf etmiş ve polislere teslim edilmiş. Bizler de set arasında yapılan bu itirafın kayıtlarını pek sevgili sunucumuzun zafer edasını gizleyemediği suratını izlerken dinleyip, detaylardan haberdar olduk.
Image result for müge anlı

Şimdi baştan başlayalım. 3.5 yaşlarında bir kız çocuğu kayboldu. Aile polise müracaat etti. Polis kıza dair bir iz bulamadı. Aile bir televizyon programına, daha doğrusu bir sabah kuşağı programına katıldı. Programın adı Tatlı Sert. ( Tuhaf bir erotizm mi var isminde yoksa ben mi art niyetliyim bilmiyorum.) Program kaybolan kızcağızı ölü ya da diri bulmaya karar verdi. Kızın babası şüphelendiği kişiden bahsetti. Program yapımcıları adamı davet etti Adam, yani katil olan kişi, programa katıldı. Suçunu itiraf etmedi. Daha sonra bir kez daha davet edildi. Bir kez daha. Derken son katıldığı gün, set arasında suçunu itiraf etti. Polisler adamı stüdyodan aldı. Seyirciler set arasındaki bandı izledi ve deliler gibi bu başarıyı alkışladı.

Cümle cümle yazınca sıkıcı oldu belki ama izlediğimiz sahne tam da bu idi. Burada dikkat çekmek istediğim nokta, böyle bir sinopsis yazsam ve bırakın sektördeki ciddi yapımcıları, sinema televizyon bölümü 1. Sınıf öğrencisine versem çeksin diye, affedersiniz ama ağzıyla gülmez bana. “Bu senaryoda çok boşluklar var, üçüncü sınıf dünya ülkesi filmi mi çekiyoruz ” der. Ancak, maalesef ama maalesef bu konusuz filmi izliyoruz ülkece.

Toplumun kanayan yarası olan herhangi bir olay her seferinde manşetlerden verilmez. Sebebi de şudur. Haberi yapılan “şey” normalleşir.

Seçtiğim dil ya da kullandığım üslup belki ukalaca, belki ahlaksız geliyor kulağa ama ne olur sonuna kadar okuyun. Anlatmaya çalıştığım şey şu: Kanada, İsveç, Fransa, Almanya, İngiltere, Amerika en çok tecavüz vakasına rastlanan 10 ülke sıralamasında yer alan gelişmiş altı ülke1. Acaba bu ülkelerde bir tecavüz ya da pedofili vakasını bir sabah kuşağı programı aydınlatsa ne olurdu? Ya da böyle bir şeye izin verilir miydi? Bakınız gelişmiş ülkelerin basınında şöyle bir yaklaşım vardır. Toplumun kanayan yarası olan herhangi bir olay her seferinde manşetlerden verilmez. Sebebi de şudur. Haberi yapılan “şey” normalleşir. Ve bu normalleşme sürecinde seçilen dil, kullanılan üslup, şahsın ifadesi, beyanı verenin üslubu ve ifadesi, velhasıl kelam her şey ama her şey önemlidir. Daha da kötüsü zamanla normalleşen olgulara toplumsal tepki zayıflar.

Ne alaka diyenlere şöyle bir örnek vereyim. İçinde bulunduğuz yıl içerisinde (Ekim ayı itibarıyla) 314 şehit verdik. En son ne zaman bir şehit haberi duyduğunuzda eski zamanlarda olduğu gibi en azından kendi kendinize içten samimi bir tepki verdiniz lütfen hatırlayın. Kabul etsek de etmesek de şehit haberi duymak bizim normalimiz oldu. Diğer yandan normalleştirme sürecinde, basının seçtiği dile örnek verecek olursak, “amcası tarafından tecavüze uğrayan kız çocuğu” diye başladığınız haberde, mağduru pasif dille anlatırsanız, farkına varmadan siz tecavüz olayına değil de amcaya vurgu yapmış olursunuz, zamanla da tecavüz haberi normalleşmeye başlar. “Hangi kız? Amcası tarafından tecavüz edilen kız.” Dikkat ederseniz kadının maruz kaldığı acı değil de, o kadını o acıya maruz bırakanın vurgulandığı haberlere Türk basınında sık sık rastlarsınız. İşin ironik tarafı ise cinsiyet ayrımcılığı adına “bayan” kelimesini kullanmamaya dikkat edenlerin bunu gözden kaçırması ancak konumuz şu an bu değil.

Tecavüzcü mü yoksa Müge Anlı’nın başarısı mı unutulmayacak ?

Konumuza dönersek bu küçücük Irmak bebek, Müge Anlı’nın tecavüzcüsünü canlı yayında bulduğu kız olarak geçecek kayıtlara ve zihinlerimize. Ve bizler bu kızın adını, annesinin acısını, babasının gözyaşlarını unutsak da (en fazla bir ay) Müge Anlı’nın tecavüzcüyü bulduğunu unutmayacağız. Yani Müge Anlı isteyerek, bizlerse istemeden, zat-ı şahanelerinin izlenebilirliğini ellerimizle arttıracağız. İğrenç bir olayı ise ikinci plana atmış olacağız.

O kadar çok şey yazasım var ki. Hatta açık sözlü olayım o kadar gün yüzü küfürlerim var ki içimde kalan. Hepsi benim içimde kalsın razıyım da, sadece sormak istediğim birkaç soru var devlet erkânına.

Sayın İçişleri Bakanımız, bu programdan sonra olayın geçtiği ilin ya da ilçenin Emniyet Müdürünü çağırıp “Böyle acı bir olayı neden kolluk kuvveti olarak sizler değil de bir sabah kuşağı programı çözdü, neden o kızın babası şüphelendiği kişiyi size değil de, program yapımcısına söyledi ya da sizlere o isimden bahsetti ise neden gereğini yapmadınız da katil birden fazla kere yayına çıkabildi?” diye sordunuz mu ya da sormayı düşünüyor musunuz?

Ya da sıradan vatandaşlar da tıpkı Müge Anlı gibi (Müge Anlı’nın da sıradan bir vatandaş olduğunu düşünerek soruyorum) kendi kurduğu ekiplerle suçlu olduğunu düşündüğü tipleri takip edip yakalamaya çalışsa veya ihbarları kabul etmeye başlasa çıkacak kaosu tasavvur edebiliyor musunuz?

Ya da, Irmak bebeğin katili bulunduktan sonra kızları kaçırılan başka bir aile de Müge Anlı’ya müracaat edince, kızı kaçıranlar Müge Anlı’nın onları da bulmasından korktuğu için kızcağızı serbest bırakmışlar. Dikkatinizi çekiyorum,  polisten ya da jandarmadan değil Müge Anlı’nın bulmasından korktukları için bırakmışlar. Bu konuda söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Sayın Aileden Sorumlu Devlet Bakanımız, bu tarz programların sosyal yozlaşma yaptığını, aile yapısını bozduğunu fark ettiniz mi hiç? Eminim bu programları izlemiyorsunuzdur da, hani hiç mi danışman ekibiniz bahsetmedi. Ya da en azından, acısı gizli kalması gereken o aile için ne yapmayı düşünüyorsunuz? Tüm Türkiye önünde reyting adına, acınmadan reklam malzemesi yapılan o aile için sosyal destek adına bir planınız var mı?

Diğer yandan katilin set arasındaki ifadesini olduğu gibi yayınlayan “param olmadığından kadına gidemiyordum ondan yaptım” cümlesini kesmeden veren program yapımcısı, bu pedofili olayında tecavüzcüye de hak vermeye çalışıyor dersem bana katılan bir tane RTÜK üyesi çıkar mı?

Sayın Kültür Bakanımız, programlar sayesinde yok olup giden kültür adına bir planınız var mı? Örneğin siz sıradan bir vatandaş olsanız, tecavüzcüyü televizyon yapımcısının bulduğu bir ülkeye turist olarak gider misiniz?

Ve programın yapıldığı kanal yöneticileri ve tabii ki -zat-ı şahaneleri- sunucu ablamız Müge Anlı, o adamın set arasında verdiği ifadeyi yayınlarken, tecavüze uğramış, öldürülmüş bir masumu reytinginize alet ettiğiniz için zerre miskal vicdanınız sızladı mı?

Galiba sadece son sorunun cevabını biliyorum. Tabii ki kocaman bir HAYIR.

[1] Wonderslist

Yazar Hakkında

Haydar MUTAF

1984 Haziran’ının sonlarında Gaziantep’ de dünyaya geldi. Mühendislik eğitiminin ardından 2008 yılında Matematiksel Fizik ana bilim dalında yüksek lisans, sonrasında halen devam ettiği Atom ve Molekül Fiziği doktorasına başladı. Fizik eğitiminin yanında felsefe, edebiyat ve sinema merakı olan yazar “Lise yıllarından hayalimdi” dediği motosikletine ve fotoğraf makinesine otuzlu yaşlarda kavuştu. Kısa hikayeler , gezi yazıları ve gündeme dair yazan yazar ve halen Açık Öğretim Fakültesi’nde fotoğrafçılık ve kameramanlık bölümü okumaktadır. En büyük hayali “ Türklerin göç yollarından portreler” olan Haydar Mutaf bu hayali için gelecekte çıkacağı Orta Asya gezisinin planlarını kurarak uykuya dalmaktadır. Bekar olan yazar bilimsel araştırmalar için belli dönemler Gebze’de belli dönemler Gaziantep’de ikamet etmektedir. Ruhu ise Ankara’da yaşamaktadır.

1 Yorum

  • Selamlar haydar. Çok güzel bir yazı olmuş kalemine (yada klavyene) sağlık. Bu tarz yazıları ilgili resmi kurumlara ve yayın organlarına da yazmış olduğunu ümit ediyorum. Saygılar

Yorum Yap