Aktüel

Bir Yemek Hikayesi

Yazar | Seda Çiçek

Hepimiz hayatımızı devam ettirebilmek için beslenmek zorundayız. Aslında hayatımızın gayesidir beslenmek. Bir düşünsenize bütün bir gün içerisinde yemek yemek ve hazırlamak için ne kadar çok zaman harcarız. Zamanımızın büyük bir kısmını alır beslenmek. Bir de bebekleri düşünelim onlar için hayati bir öneme sahiptir beslenmek. Küçük karınları sık sık acıkır. Beslenmeleri kademelidir. İlk 6 Ay sadece anne sütü veya formül süt içerler. Sonra katı gıda ile tanışma zamanı gelir. Artık büyümüşlerdir ve süt onları doyurmaya yetmez. 

Böylece katı gıdaya geçiş macerası ve yemek savaşları başlar. Hiç tat duygusu olmayan bebeğiniz artık değişik ve yeni tatlarla tanışmaya başlar. Kimini sever kimine alerjisi olur. Kiminden hiç hoşlanmaz. Burada altın kural ilk başlarda her türlü gıdayı tek olarak vermeli. Ve bir gıdadan hoşlanmadığında(genelde bu sebze oluyor) bırakmamalı üç gün sonra yeniden denemeli. Bunlar hep kitaplarda geçen genel bilgiler. Birde bu bebeklere sofra adabını öğretme işi var. Çok mantıksız bir cümle gibi duruyor demi. Sofra adabını küçücük bebek nasıl bilebilir ki diye düşünüyorsunuz; ama kitaplar hiç öyle demiyor. Bebeklerin bir sünger gibi olduğunu ve akıllarına her şeyi yazdığını söylüyor Tracy Hugg¹ .Yani siz ona neyi söyler neyi yaptırır veya yaptırmazsanız o bunları kayıt altına alıyor ve kendi beyin süzgecinde bunu yapabilirim veya yapamam diye yorumluyor. En tehlikeli zamanı ise parmak gıdaya geçince başlıyor. Artık kendine güveni gelmiştir. Önüne konulan bir parça yemeği kendisi ısırıp yiyebilir çok büyük bir şey onun küçük dünyasında. İşte tam da bu anda yemek savaşları başlıyor. Artık canı isterse eline verdiğiniz yemeği yiyor canı isterse sağa sola fırlatıyor.  Ali Çankırılı² buna kesinlikle izin vermeyin diyor. Yani yiyecekleri fırlatmasına oyun oynamasına engel olun diyor. Ona yemekleri atmanın çok büyük günah olduğunu Allah’ın bize bir lütfu olduğunu söyleyin diyor. Ve hep bunu vurgulayın. Şimdi belki anlamayacak ama yaşı ilerledikçe israfın kötü bir şey olduğunu anlayacaktır. Hatta kitapta şöyle bir örnek var. Bir ekmek onu gidip fırından aldık. Almak için baban gece gündüz çalıştı emek verdi para kazandı biz o parayla aldık. Fırıncı gece gelip o unu hamur yaptı mayaladı, şekillendirdi, pişirdi ve ekmek yaptı. Fırıncının kullandığı unu çiftçi bir yıl bekledi tarlasını suladı, ilaç attı, gübre attı en sonunda hasatı kaldırdı buğdayı elde etti. Buğdayı değirmene götürdü un elde etti. İşte bizim soframıza gelen ekmekte ne kadar çok insanın emeği var. Sen işte bu yüzden ekmeğe saygı duymalısın ve kesinlikle  atmamalısın.!

Peki biz bebeklerimize bunları öğütlerken kendimiz onlara iyi bir örnek oluyor muyuz? Hiç sanmıyorum. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin verilerine göre her gün 6 milyon ekmek çöpe atılıyor. Bu rakam yılda 1,8 milyar TL zarar demek. Yani;

Bir yılda israf edilen ekmeğin parasal karşılığı ile³:
  • 104 bin aile (5 kişilik) bir yıl boyunca yoksulluk sınırında geçinebilmekte,
  • 162 bin asgari ücretli kişi bir yıl boyunca geçinebilmekte,
  • 460 bin üniversite öğrencisine 12 ay boyunca aylık 280 TL burs verilebilmektedir.

Ya da;

  • 100 yataklı 80 hastane,
  • Yıllık 500 bin yolcu kapasiteli 18 havaalanı,
  • 16 derslikli 500 okul,
  • 300 öğrenci kapasiteli 250 yurt,
  • 500 kilometrelik bölünmüş yol gibi hizmetlerden herhangi biri yapılabilmektedir.

Ayrıca, 1 günde israf edilen 6 milyon adet ekmek, 4,7 milyon kişinin 1 günlük ekmek ihtiyacını karşılamaktadır.

Bir yılda israf edilen 2,1 milyar adet ekmek, ülkenin 23 günlük ekmek ihtiyacı kadardır.

Bu veriler sadece atılan ekmek üzerinden yapılan değerlendirmeler. Atılan yemekler, kuru gıdalar, sebze ve meyveler de var. Bunlara ait bir resmi rakam yok. Tam pansiyon otellerde açık büfe restoranlarda tepeleme dolan tabaklar sonra yenmeden atılan yemekler. İnanın örnekleri çoğaltmak mümkün. Kendi günlük hayatımızda düşündüğümüzde atılan israf edilen bir sürü gıda var.

Bu yazıyı neden mi yazdım. Birkaç hafta önce duyduğum bir haberden dolayı. Yemen’de 2 milyon çocuğun açlık sınırında olduğunu duyduğum anda. Gene bir savaş ve savaşın cezasını ise yine masumların çekmesi. Bir annenin çaresizliğini, evladına yiyecek hiçbir şey verememesini. Onun gözlerindeki acıyı ve acizliği düşündüm. Bir anne düşünün 9 ay bebeğini karnında taşıdı. Ne büyük acılar çekerek onu Dünya’ya getirdi. Onu korudu sütü ile besledi. Gözünden sakındı. Sonra açlık kıtlık ve gözü gibi koruduğu yavrusuna bir lokma ekmek veremedi. O annenin yaşadığı acıyı ve çaresizliği düşünebiliyor musunuz? Yavrusu gözünün önünde acıdan kıvranırken o neler yaşadı ne durumdaydı… İşte bazen beğenmediğiniz yemekleri küçümsediğimiz yiyecekleri veya çöpe atacağınız her bir gıda için o annenin çaresizliğini düşünün. O bebeklerin yaşadığı çaresizliğini düşünün… Ve tok olarak uyumanın dünyada her kula nasip olmadığı…

Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.(Araf Suresi/31)

  1. Tracy Hugg Bebek bakım sorunlarına mucize çözümler
  2. Ali Çankırılı Benim sağlıklı Bebeğim
  3. Toprak mahsulleri ofisi resmi web sitesi

Yazar Hakkında

Seda Çiçek

1981 Nisan ayı doğumlu olan yazarımız. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Yüksek öğrenimini Konya Selçuk Üniversitesi Çevre Mühendisliğinde tamamladı. 2004 yılından beri çeşitli sektörlerde çalışmaktadır. Tarih ve edebiyata çok meraklı olan yazarımız evlidir ve bir çocuğu vardır. En büyük hayali kendi bahçesinde yetiştirdiği ürünlerden sağlıklı yemekler yapıp kendi kitabını yazmak olan yazarımız edebiyat ve tarih dolu bir hayat yaşamak istemektedir.

Yorum Yap