Düşünce Gündem

Bizi Tutan Oruç Yahut Orucu Tutan Biz

“Hoş geldin ey orucum; acıktım sana; sofrana oturt beni

 Acıttım içimi; göğsünde avut beni

Aktım sana; damla damla yut beni

Ağına düştüm isyanların; tut elimi doğrult beni

Arı duru kalamadım, bulandım; el üstünde tut pişmanlıklarımı, durult beni

TUT BENİ.”

Diyor hisli bir şair. Demek ki oruç, sadece fakirleri anlamamız için eda edilecek bir ibadet değil. Oruç ibadetinin aynı zamanda bizi “tutan” ruhî, manevî bir tarafı da var. Öyle ki “fakirlere” de farz kılındı.

Bugün, bilimsel olarak da dinî olarak da oruç ibadetinin bedenimiz ve iç organlarımız için faydalarından sıkça bahsediliyor. Pekiyi ya âdeta “mevsimlik işçi” hâline gelen televizyon programlarında sözüm ona hocaların, muhteşem manzaralar eşliğinde, paha biçilemez mobilya dekorları kullanarak her yıl, hiçbir zaman değişmeyen ve değişmeyecek olan “orucu bozan ve bozmayan hâller, fıtır sadakası ve zekâtın kime verilip verilemeyeceği ile ilgili kaideleri” huşu (!) içinde anlatma durumlarına ne demeli? Söz konusu “mevsimlik işçileri” gözyaşları içerisinde izleyip karşılarında yıllardır aynı senaryo sahneleniyor olmasına rağmen onları dinleyince Cennet’e gideceklermiş hissine kapılan yüzlerce insanın gözlerini görmek ne acı…

Hâlbuki Ramazan, Kur’an-ı Kerim ile nefsimizi terbiye etme ayı değil mi? Oruç; on bir ay boyunca özlenen, elimizi tutup bizi doğrultacak, bizi arıtacak bir vuslat değil mi? En önemlisi de oruç, yalnızca yemeden içmeden kesilmekten ziyade konuşmayla, ruhla, zihinle gerçekleştirilecek bir ibadet değil mi? Oruç bizi “tutmalı” değil mi?

Hipnoz Seansı Gibi Ramazan Programları

Pekiyi hâl böyleyken, iftarda ve sahurda insanımızı saatlerce televizyon karşısına kilitleyen, onların orucun manevî iklimine girmelerini engelleyen, tıpkı birer hipnoz seansı gibi durmadan somut fiillerden bahseden; çalgılı çengili Ramazan Programlarının geçerliliği hiç sorgulanıyor mu? Söz konusu programların sunucuları, sahip oldukları bu “mevsimlik işleri” Allah rızası için yapmıyorlar ya belli ki…

Ramazan Ayı’nın idrakini güçleştiren hususlardan biri de naçizane düşünceme göre iftar davetleri: Akrabalar veya eş dost arasında birbirlerini iftara davet edip sonra da normalden daha fazla ikramda bulunma, israf derecesinde hazırlık yapma davranışı. Elbette bu ikramlar sırasında yemek takımının, kaşık çatalın markasından tutun da peçetenin sofraya uygunluğuna kadar her şey davetlilerin dikkatlerini celp etmeli. Yoksa maazallah her biri dedikodu malzemesi olabilir, daveti veren aile sakinleri rezil olabilir! Bütün bu söz konusu masraf ve müsrif davranışlar yerine, gücümüz yettiğince ve bütçemiz ölçüsünde birkaç ihtiyaç sahibini doyurmak, Ramazan Ayı ve oruç ibadetinin ruhuna daha uygun olmaz mı?

Oruç tutabilmek için önce orucun bizi tutmasına izin verebilmek şart gibi görünüyor. Zira Bayram’da, bayram etmeye yüzümüz olması için oruç ibadetinin sıradan bir eylem veya ritüel olmaktan çok yaşam şekline dönüşmesi gerekir. Toplumun gerçek hâlini gözlemlemek için bulunduğunuz şehirde iftar çadırları varsa oralara kendinizi davet edin. Ancak o çadırlarda orucun tuttuğu insanların gözleriyle karşılaşabilirsiniz; spot ışıklarla bezeli, kişi başı ağır bir işte çalışan işçinin yevmiyesine denk gelen pahalı menülerin olduğu lokantalarda değil.

Kutlu oruçlarınız, bereketli ruhlarınız ve illa ki birer kalbiniz olsun…

Yazar Hakkında

Seda Artuç Bekteş

Şanlıurfa’da doğdu. Aslen Elâzığlıdır. 1993 yılında ilkokula başladı. İlköğretimi bitirinceye kadar, ailevi nedenlerden dolayı birçok kez okul değiştirdi. 2005 yılında Şanlıurfa Anadolu Lisesi’nden mezun oldu ve aynı yıl, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümünü kazandı. Aynı Fakültenin aynı bölümünde Yüksek Lisans eğitimini tamamladı.

Yazmak, illa ki okumak bir tutkudur ona göre. Ve kitaplar, sadece okunmak için değil aynı zamanda onlarla yaşamak içindir. Kelimelerin gizemli dünyasını çok küçük yaşta keşfetmiştir. Bu keşfi, şiirin sığ görünümlü derin sularıyla süslemiştir. Gökyüzünde bir yerlerde işitilmeyi özleyen kelimelere, mısralarla tutunmuştur…

Sessiz Sadâsız, onun ilk şiir kitabıdır. Genç yaşında çektiği sancıların ilk meyvesi, geleceğin insanlarına umut, mazinin kalplerine hasret… Şairin, Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Şiir Metinlerinden Yararlanma isimli bir kaynak kitabı ve birçok ortamda yayınlanmış makale, şiir, denemesi bulunmaktadır.

Yorum Yap