Kültür-Sanat

Black Mirror: Artırılmış Gerçeklik ve Zihnin Gizlenmiş Korkuları

black mirror: artırılmış gerçeklik
Yazar | Editör

Son birkaç aydır tekrar eden bu rüyayı görüyorum. Tam olarak kabus değil; yüksek sesle anlattığımda, neredeyse tuhaf.  Bu rüyada, sürekli bir arabadayım ya da daha da kötüsü bir otobüsteyim ve bu hayali bir yanı uçurum olan sarp dağ yolunda sürekli arabayla gidiyoruz ve araç lastiklerinin engebeli asfaltla mücadele ettiği yerden kelimenin tam anlamıyla milimler kadar sonsuz bir düşüş. Ben hiç sürmüyorum; başkasının sürüş becerilerinin insafına kaldım ve şunu biliyorum ki bir kere tepeye çıktığımızda, ya geriye doğru yuvarlanacağız ya da sol tarafımızdaki dipsiz boşluğa düşeceğiz. Bu yolla mücadele ederken hiçbir şey gerçekten başımıza gelmiyor fakat yol boyunca çektiğim tasa sonsuz gibi geliyor.

Üçüncü gece tam ter içinde bir uyanıştan sonra, sanki: tamam, anlıyorum. Bana ne anlatmaya çalıştığını biliyorum, beni yüzleştirmeye çalıştığın korkuların ne olduğunu anlıyorum. Freud, Jung ve diğerleri çok gururlanacaklardı. Aferin. Beynimin, hala bir dolu meditasyon saatlerinden ilerde, korkularımı bırakabileceğimden öncesinde olduğuma dair beni haberdar etme hususunda son derece kararlı olmasını etkileyici bulmama rağmen, masal alemine olan değerli yolculuğumu ve yaşama uyandığım ilk birkaç saatimi rahatsız eden bu durumdan bir parça bıkıyorum. Ancak Black Mirror dizisinin Artırılmış Gerçeklik  (Playtest) bölümünü izledikten sonra, daha ne kadar  kötü olabileceğinin farkına vardım. Ruhumun derinliklerinden bana gönderilen ucube bir  psikolojik bir ucube gösterisi değil; beynimin sayesinde fikri aksaklıklardan yakınıyorum. Eğer durum öyle olsa idi; her sabah onu durdurmak için ağlayarak uyanabilirdim.

Asırlardan beri, insanlar bu feci deneyimin, bu en karanlık bilinçaltı kuytularımız ile hiptnotizma, halüsinojenler ve rüya analizleri aracılığıyla yüzleşmenin peşinde koşuyorlar. Böyle yapanlar bu yüzden akıllıca biliyorlar ki bu deneyimler, bu törenleri ve işlemleri iyi bilen bir kişi rehberliğinde kontrollü ortamda gerçekleştirilmelidir. En önemlisi, bu tip kendini keşfetmeye doğru zamanda girişilmeli ve böyle yaparken kesinlikle herhangi bir ciddi, kişisel travma sürecinde olunmamalıdır. Carlos Castaneda – Don Juan, öğrencisini, onu “mescalito” (yüce ruh) ile oynayama hazır olduğuna inandırmadan önce tekrar tekrar kendine getirdi. Ve çok güzel nedenlerden dolayı.

Artırılmış Gerçeklik (Playtest)’te, Charlie Brooker sanal gerçeklik oyunları gibi “kendini keşfetme”ye yeni yaklaşımlar geliştirir. Bu bölüm en derin bilinçaltımızın yer altı içine doğru bir araçtır ve Brooker  Don Juan’nın Öğretileri (The Teachings of Don Juan)’daki bilge şamanın aksine, bu yolculuk için hazır olup olmadığını iplemez. Aslına bakılırsa; bölümdeki ana karakterin, oyunu test eden Cooper (Wyatt Russell)’in hazırlıksız ve savunmasızlığı üzerinde başarılı olmuştur. Bu defa, Brooker teknolojinin güçlerini bize hatırlatmıyor. Eyvah. Yüzlerimizi en korku eğilimine gireceğimiz bir şeye, kendi aklımızın ta kendisine sürtüyor.

Cooper, dünyayı ilk kez dolaşan tipik 20 budala adam gibi görünür. Parolası “Korkularınız ile savaşmaya daha az zaman harcayarak, onlara kucak açmakta daha çok eğleneceksiniz” gibi görünüyor. Ancak finansal durumu onu sıradışı bir iş bulmaya zorladığında, hiçbir şeyin gerçekten daha ileri olamayacağını fark ediyoruz.  Cooper, dünyaca ünlü oyun geliştiricisi Shou Saito (Ken Yamamura) tarafından tasarımı yapılan sanal gerçeklik oyununu test eden kimse olarak iç iblisleri ile karşı karşıya koyulur.

Her şey yeterince masum olarak başlar. Cooper, Saito’nun malikanesine ulaşır ve Saito’nun asistanı, Katie (Wunmi Mosaku) öncülüğünde, aralıklı modern bir oda içerisine, küçük bir medikal işlem geçirmek zorunda olduğu anlatılarak alınır. Bu işlem Katie’nin Cooper’ın boynunun arka kısmına “mushroom” implantı yerleştirmesinden ibarettir. Bu implant, daha sonra kendi gerçek korkuları üzerine kurulu nihai sanal gerçeklik oyununda kullanılan, Cooper’ın beyin frekanslarını kaydeder. Oyunun konsepti anlaşılır bir hal aldığı anda, kendimi bu kabus gibi otobüsün yolcu koltuğunun arkasında, bazı korkunç şeylerin şoke etmek başımdan geçmek üzere olduğu hissettim. Bu tedirginlik bölümün tümünde benimle birlikte kaldı.

Ölümcül Deney (Resident Evil) tarzı ev içerisinde, Cooper’ın kendi yarattığı tuhaf yaratıklarla ilk yüzleşmesi bir hayli gülünç, o öyle olduğunu düşünse de. implant onun örümcek korkusunu hemen farkına vararak onu çocukluk dönemi belalılarının yüz özellikleri ile devasa bir örümcek, Basement Jaxx’sın “Where’s Your Head At” şarkısındaki insan yüzlü maymunları andıran yaratıklar ile alaya alır. Bu onu gıcık eder ancak hala kontrol altındadır, bu durumun büyüsü işe yarar ve onun “bunların hiçbiri gerçek değil” mantraları devam eder (meditasyona giriş esnasında akla gelen düşünceleri susturma maksatlı tekrarlanan söz veya söz öbekleri.) Halbuki onun bilinçaltının dışavurumları, onlara dokunabileceği noktalarda canlı haline gelmektedir ve kendisine çektirilen acıyı hissetmektedir, daha kötüsünün geldiğinin farkında idim. Cooper’ın yaptığı gibi. Uzun koridorun öbür ucundaki kapalı kapıya yaklaşınca, Cooper şöyle der: “Orda kötü şeyler olacak, bunu hissedebiliyorum. Bazıları, … gibi, annem, bilmiyorum, ölüymüş gibi, lanet olası hüzmeden, ışık değneğinden kahrolası salınımlar … Hepsi kafamın içinde, nereden bileyim, o biliyor! O bu şeyin annem ile birlikte başımıza geldiğini biliyor…”

Cooper tüm cesaretini toplar ve içeri girer. Annesi, görünen hiçbir yerde yoktur. Ona doğru yavaşça ilerleyen Basement Jaxx’ın örümcekleri ve yoluna çıkan çocukluk döneminin belalıları da yoktur. Fakat ansızın Katie tehditkar bir sesle, habis aracılığı ile ona hakaret etmeye başlar. Ona hızlıca sorular sorar: Annen nasıl görünüyor? Uzun mu, şişko mu, zayıf mı yoksa sarışın mı? En sevdiğin müzik grubu hangisi? Cooper bir şey hatırlayamaz. Biriktirdiği tüm anılar gitmiştir ve en kötü korkusu ile karşı karşıya bırakılmıştır: babasının geçenlerde erken başlangıçlı Alzheimer hastalığından ölmüş olması akıbetine uğraması.  Cooper en sonunda kendi cehennem çukuruna ulaşır ve tüm bunlar bir saniye sürer.

Wyatt çok güçlü duygularla rolü canlandırır izleyicilere başka seçenek bırakmaz fakat Cooper’ın yanında bu hasta oyununu başından sonuna kadar yaşatmak için, oyunu vücutlarının her zerresinde hissettirir. Son demleri bilhassa muhteşemdir, Wyatt’ın özgün ümitsizlik ifadeleri ve şaşkınlığı bölüm sonu etkisini artırır. “Playtest” “Artırılmış Gerçeklik”; Brooker’ın insanlık haline düşkün olmasının ve yönetmen Dan Trachtenberg’in başka, kanları donduran kabuslar için gerekli malzemeleri sunan psikolojik korku işinde becerikli olmasının mükemmel kaynaşmasıdır.

Bu gece otobüs ile bir başka sefere hazırlanır iken, Cooper’ı yolcu koltuğunda bana katılmaya davet etme fikri üzerine yoğunlaşacağım. Ve tepeye ulaştığımız noktasında ellerimizi havaya kaldıracağız ve korkularımızı kucaklayacağız. Her şey sadece bir düşten ibaret; hepsi zihnimde. Beni hiçbir şey incitemez … haksız mıyım?

Çeviri: Aykut TARHAN

Kaynak: Paster Magazine

Yazar Hakkında

Editör

Yorum Yap