Kritik Kültür-Sanat

Çalışma Hayatı, Breaking Bad ve Para Belası Hakkında

Yazar | Editör
Breaking Bad, iyiler vagonundan kötüler vagonuna zıplayan geçkin kovboyun hikayesi değil, daha çok Bildungsroman tadı veren bir dönüşüm hikayesi.

Kimi usta işi televizyon yapımları giderek eskinin devasa romanlarının oynadığı pek çok işleve göz kırpar oldular.  Televizyon tarihinin en iyi dizilerinden biri olarak şimdiden anılmaya başlanan Breaking Bad* de klasik bir roman finaline benzeyen, her şeyin yerli yerine oturduğu final bölümüyle kısa bir süre önce sona erdi. Breaking Bad, yani bir çeviriyle Yoldan Çıkmak, ‘iyi’ adamın ansızın kötülerin arasına karıştığı bir maceranın peşine taktı izleyicileri. Sistemle aşırı uyumlu görünen ve de yenik bir portre çizen Walter White adlı bir kimyacının ölümcül kansere yakalandığını öğrendikten sonra bir anda kötüye dönüşmesini ve uyuşturucu dünyasına adım atıp maceradan maceraya koşmasını anlatıyordu. Ama karşı karşıya olduğumuz basitçe iyiler vagonundan kötüler vagonuna zıplayan ve şapkasını eğen bir geçkin kovboyun hikayesi değil, daha çok neredeyse  Bildungsroman tadı veren bir dönüşüm hikayesi, Walter White’ın orta sınıfı hedefleyen yaşam tuzaklarına meydan okuya okuya kendinden başka bir ben yaratmasının, kendini gerçekleştirme riskini sonuna kadar almasının hikayesi. Ve de tabii işin kişisel olgunlaşma ve erklenme boyutu kadar güçlü toplumsal ve ekonomik tartışmaları davet eden boyutları mevcut.

Breaking Bad hakkında yazmak Breaking Bad dizisini bizzat kendisini konuşmak için bir vesile olduğu kadar genel olarak Breaking Bad’in dışını düşünmek, bizim yaşamlarımız hakkında konuşmak için de bir vesile. Ekonomi, günümüz kapitalizminin işleyiş biçimlerinin metaforları olarak uyuşturucu şebekeleri, çalışma ilişkileri, güvencesiz iş, sanal paranın ve fiili paranın halleri hakkında bir tartışma zemini. Feodal iş yapılarından uluslararası şirketlere, refah devletinden neo-nazilere uzanan bir referanslar yelpazesi önünde Breaking Bad açıldıkça açılan bir yapıya sahip.

Breaking Bad’in bir özelliği de preker dönem insanının iyi ile kötü, ezenle ezilen arasında kalışını ve gitgellerini iyi işlemesi ve bizi oraya çekmesi. Walt’un çalışma hayatındaki rollerine ilişkide olduğu insanların rolleriyle karşılaştırmalı olarak bakmak gerek.

Başkahraman Walter White tam bir yetenekli işçi, bilimadamı veya sanatçı tiplemesinden tanıdığımız yaratıcı deha çalışan. İşteki rolü, özel ürünü üreten özel insan, potansiyeli olan ve potansiyelini kullanmadığında sonsuz bir aşağılanma serisine düşmüş gibi kendini hisseden, dahi kişi.

Breaking Bad’de sürekli iyi görünenlerin kötülükleri çağdaş bir kayıtsızlık eşliğinde her yerde. Preker çağda bu her yerdelik iyinin ve kötünün yerini belirlemekte yaşanan güçlükle tanımlanıyor. Sömürülenin iradesi sömürmenin hazzına talip olmak halini aldığında işler karışıyor.

İtaatsizlik, iyi ve kötü

 

İtaatsizlik iyi ile kötünün sık yer değiştirmesi olarak da karşımıza çıkıyor. İtaatsiz oğul Jesse Pinkman ile itaatkar görünen esrar sevdalısı küçük kardeşi çatışıyorlar. Anne babası, Jesse Pinkman’ın, kendi öz oğullarının elinden şantajla evini almaya kalkışıyor.  Ve Jesse kendi uyuşturucu üretiminden gelen parayla, yani ailesinin kendisine şantaj konusu yaptığı uyuşturucunun parasıyla evini anne ve babasından geri alıyor. Hukuk/Adalet nosyonlarının vicdandan tamamen kopukluğu ve gösterinin arkasında net bir güç ilişkilerinin işleyişi dizinin tekrar eden bir teması. Breaking Bad’de toplumsal adaletsizlikler ve sorunlar bir diğer etkili dizi The Wire’da** olduğu gibi kurum kurum analiz edilmiyor. Daha çok sistem kurbanlarının kişisel maceraları üzerinden sosyal dengesizliklerin ruhta ve hayatta nasıl deneyimlere yol açtığı ele alınıyor.

Walter White sürekli yenilen ama yenilgiyi ölürayak geri alma denemesine girişen bir kahraman. İmzasını bırakıyor dünyaya. Bir türlü tutunamayan ancak ölmeden önce başyapıtına imza atıp yakışıklı bir şekilde veda eden bir sanatçı. Uzun süre kendini “yoldan çıktım çünkü aile babası olarak rolümü tam oynayabilmem için bu gerekliydi” diyerek meşrulaştırıyor. Mafyaya girdim çünkü aileme miras bırakacak param yoktu ve ben gittikten sonra sefil olacaklardı aksi takdirde. Bir anlamda bize ve kendine şöyle diyordu: Yoldan çıkmış gibi görünüyor olabilirim ancak aslında yoldayım (yol: düzen, yasa, aile vd ise). Öylesine inandırıcı bir biçimde yapıyordu ki bu gerekçelendirmeyi ilerleyen bölümlerde işlediği cinayetlere ve başkalarına verdiği türlü zararlara karşın seyirci onu gene de ‘kötü adam’dan saymıyordu. Yoldan çıkmış biri değil yolda kalabilmek için birkaç kötü işe imza atmak mecburiyetinde kalmış bir talihsizdi. Sonlara doğru bu tablo değişti. Walt bu gerekçelendirme örtüsünü üzerinden attı. kendisi oldu, sanatçı oldu, başyapıtını yarattı ve bu dünyadan çekildi.

Eylemlerini anlattığı iki cümlesi kritikti; biri “İmparatorluk işindeyim ben” diğeri de “yaptığım her şeyden keyif aldım”. Biri eşine/partnerine -keyif- diğeri iş ortağına/Jesse -imparatorluk- söylediği sözler kafasındaki ideali de ortaya koyuyordu. Eşinden keyif alan bir imparatorluk sahibi olmak kaçırdığı, kaptırdığı konumdu kelimenin tam anlamıyla. Walt’un hisselerini ucuza kapatıp dolar milyarderi olan eski meslektaşları Gretchen ve Elliot Schwartz çiftinin imrenilesi hayatları tam da bu iki değerin kapsanmasına dayanıyordu son sahneye dek. İçinde keyif almayı bilen insanların hüküm sürdüğü bir imparatorluk.

Breaking Bad’in kendisi de ilk sezonunda ABD’deki yazarlar grevinden etkilendiğine dair bir teori var, doğru mu değil mi tartışılır ancak iş ilişkilerinin merkezde olduğu bir diziden bahsediyorsak akılda tutmalı bu teoriyi. Dizi ABD’deki senaryo yazarları grevine yakalandığında ilk sezonunu yaşamaktadır ve ilk sezon planlanandan erken bitirilir bu sebeple. İki ana sonucu olur: a) orijinal planda Jesse Pinkman ilk sezon sonunda öldürülmektedir ama bu değişimde sezon sonunda dahi Jesse hayattadır; b) ilk sezondaki komedi havası grevin ardından hızla dağılmaya yüz tutar ve sonlara doğru neredeyse tamamen kaybolur.

Dizinin komediden dramaya doğru gelişimini gösteren en çarpıcı örnek sanırım şu: eğer final bölümündeki araba bagajından çıkıp herkesi tarayan makineli tüfek ilk sezonda olsaydı bu katıksız bir komedi unsuru addedilirdi. 5. sezonda gerçekleştiğinde ise artık İblis’in bir başka numarası olarak tüm inandırıcılığına ve öldürücülüğüne sahipti. Oliver Stone bir yerde “Böyle şey mi olur, böyle toplu cinayet mi olur, saçmalamışlar” diye laf atmış dizinin senaristlerine. Ama Stone’a yanıt veren Breaking Bad hayranlarını okudum, herkes çok ciddiydi ve meseleyi ciddiye almış görünüyordu. Oliver Stone’a “sen kendi filmlerine bak,” diye giydiriyordu hayranlar. Sözgelimi “Sevgili Oliver Stone, bu biraz da komedi dizisi, unutma” demiyorlardı.

Ansızın Breaking Bad yapan toplumlar geliyor akla. Ne demişti brezilya’daki aktivistler isyanlar sırasında “Aşk bitti! Burası artık Türkiye!” Aşkı romantize etmek isteyen sol zihin herhangi bir şeyi yüceltebilmek için sistem karşıtı nitelikler atfetmesi gerektiğini düşündüğünden belki de aşkı da düzen yıkıcı ve düzen tanımaz olarak kodlayarak ancak kucaklar. Öte yandan, görüyoruz ki yoldan çıkmak ima ettikleri gibi aşık olunan anda değil fakat aşkın bittiği anda da yatabiliyor pekala.

Ansızın iyiden kopup kötüye geçme ve bunun açıklamasızlığı sözkonusu mu? Aşk bitti burası isyan! Fakat mesele şu ki kötü ile iyi arasındaki sınır naif Jesse Pinkman’ın zannettiği/olmasını istediği kadar net değil. Jesse krizi zaten kötünün ve iyinin yerlerini kafasında sabitlemeye çalışarak çözmeye odaklanıyor ve bu tutum tam da derinlemesine çuvalladığı yeri oluşturuyor. Walt’u İblis olarak, katıksız kötü olarak kodluyor rahatlamak için çünkü kendisini İblis’in dışında, kötünün karşısında hayal edebilmeye ihtiyacı var. (Ailedeki kötülükten kopmak için mi? Ailenin aslında nasıl kötü olduğunu Jesse’nin evine el koymalarından görmüştük. Jesse baştan beri ‘iyi çocuk’ olduğu için ailesinin düzenli hayatından kopup başka sistem-dışı iyi çocuklar bulur gibidir. Jesse’nin kankaları komedi öğesi olacak ölçüde iyi ve saftırlar suç dünyası standartlarına göre. Zaten olay gerçek mafyaya doğru evrildikçe onlar silinirler hikayede, geriye düşerler. Naiflik dekoru olurlar. Uyuşturucu satmak için girdikleri grup terapisinde ikna olup uyuşturucuyu bırakmaya kalkabilen öğelerin devralabilecekleri sorumluluklar sınırlıdır.) Jesse her durumda kötü ebeveynlerle kuşatılmış iyi bir çocuk olarak filmde yer alıyor. Kötü anne babadan Walt tarafından evlat edinerek tam anlamıyla kopuyor, Walt ona evini geri veriyor, aşk hayatına karışıyor ve sevgilisini eliyor, bir başka kötü ebeveyn olarak Jesse’nin hayatını altüst ediyor. Mike ile Gus, Jesse’yi Walt’un elinden çalıyorlar/ayartıyorlar/kapıyorlar. Gus’ın küçük çocuğu zehirlediğini zanneden Jesse bu ebeveyni de terk ediyor. (Kötü bir şey yaptığını hiç düşünmediği Mike’a ise bağlılığı hep sürüyor). Son olarak Jesse, Hank’i -daha önce ölümüne nefret ettiği, ona korkunç bir deneyim yaşatmış, onu sürekli aşağılayıp acıtmış- kişiyi ebeveyn seçiyor. Halbuki Hank de asla aradığı iyi ebeveyn değildir ve onunla ilgili her tür acımasız ve aldırışsız tasarrufa sahiptir. Jesse içimizdeki iyinin ve kötünün yerini sabitleme gereksinimini, bunların sabitliğine bir zamanlar inanmış yanı yakalayan kahraman olarak sonsuz sempatik. İlk sezonda öldürülmemiş oluşu o yüzden hayati -iyinin ve kötünün yerinin güncel kayganlığıyla oynayabilmek için bir kerteriz noktasına gerek varmış. Özdeşleşilebilecek biri belki ama tam değil, daha çok ikinci bir düşünce kafada dolaşmadan sevilebilecek biri olarak kahraman Jesse. Ve Jesse’nin bu şekilde öne sürülmesi senaryonun iyi ile kötünün kayganlığı yorumunu destekleyip buna inanmayan izleyiciyi de içeri çekmelerini sağlıyor: en masum-masum çocuk en masum Gale’i öldüren kişi de olur sonunda ve bunu salt manipüle olduğu için değil kendi çıkarına uygun olduğuna ikna olduğu için de yapar. Werner Heisenberg’in kuantum evreninde olduğumuzu unutmamamızı söyler: Belirsizlik esastır. Gene bir olgunlaşma tavsiyesi de gizli bu ‘kendisine sürekli iyi ve kurtarıcı ebeveyn arayan çocuk masalından çıkartılacak derste: Kurtarılmayı beklersen kurtarıyormuş gibi yaparak ezerler. Kendin özgürleşeceksin özgürleşeceksen.

Göçebe bir emek

Bunları hep başta kısaca söz ettiğimiz güvencesiz ve kırılgan çalışma çağının, preker dönemin iş dünyasından özel hayatlara yayılan belirsizlikleriyle birlikte düşünmek mümkün. Ortada göçebe de bir emek sözkonusu. Önce bir karavanda, sonra böcek temizleme ekibi eşliğinde başkalarının temiz aile evlerinde üretiliyor meth (methamphetamine). Öte yandan temiz aile evleri uyuşturucu üretim istasyonuna dönüştürülen bu başkaları belki de Jesse’nin ailesi gibi aslında kötüdürler, veya Ted Beneke kadar soyguncu/suçlulardır -hele alttan ısıtmalılarsa- veya Schwartz’ların evi gibi başkasının dehasının iç edilmesi üzerine kurulmuşlardır. Temizlenen iyilik böceği!

Bu çalışma yerinin göçebeliği günümüz çalışma koşullarına bir bağlantı noktası daha sunuyor. Christo ve Jeanne-Claude’un işlerini de anımsatımyor değil. Üzeri kaplanmış, paketlenmiş yuvalar geçici suç otonom bölgelerine dönüşüyor, geçici olarak yoldan çıkıyorlar.

Jesse ile Walt’un karavanla meth yapmaya çöle yaptıkları ilk seferin kritik bir önemi var bütün anlatıda. Çölün ortasında adressiz bir yer burası. Walt karavanla meth yapmaya ilk çıktıkları çöl ortasındaki bu bağlantısız, komşusuz, bağlamsız yeri, aslında özelliksiz ve tarihsiz yeri, koordinatlarını sabitleyerek ve oraya birikimlerini gömerek tarih sahibi ve özel bir yer yapmaya çalışıyor sonlarda. Derken çölün o noktasına Hank ile Gomez’in cesetlerinin gömülmesiyle bu sabitleme artıyor ama Walt kendisinin gömmediği cesetleri orada istemiyor -çölün o noktası ona ait ve Jack, Hank ile Gomez’i Walt’un mekanına gömerek Walt’u işgal etmiş sayılıyor, sadece parasını çalmakla kalmamış aynı zamanda özel mekanını da işgal etmiş, kendi işleri için kullanmış görünüyor. Tüm bunlar göçebelik içindeki işçinin sabit bir referans noktası yaratma arzusu duyduğu anları temsil ediyor. Bir yerim olsun, oraya hep gideyim, oranın adresini tam bileyim, boşlukta bir yer, bana ait, istila edilemeyecek çünkü edilmeyecek bir yer, değeri benim ona değer vermeme bağlı. Ben varsam var olan, yoksam yok olacak bir yer. Ben değer vermezsem bitecek bir yer. Orada, benim yerimde, paralarım, hayallerim yatsın gömülü. İş bağlantılarının, kimin kimi tanıdığının, referansların önemi olmayan bir yer.

Ama bu bağlamsızlığın tekinsizliğini de unutmadan elbet -kahramanlarımızın başına geldiği gibi bağlamsızlıkta akün bitti mi sen de bittin kuralı çalışıyor. Başkasına muhtaçsın. Ölüme yakınsın. Kendinden nefret etmeye, kendine acımaya en yakın olduğun yer. (Walt’un meşhur kendine acıma seansı aynı çöl noktasında açlıktan susuzluktan öleceğini sandığında dillenmişti.) Belki biraz da huzurla, güç ezikliği yaşamadan, kendine acıyabildiği için güzeldi çöl. Çölde kalmak. Kalakalmak.

Walt kendine acımazken mutlu olmakta güçlük de yaşıyor bir yandan. Kıt kanaat geçinmeye çalışan adamdan trilyonları sokacak delik bulamayan adama dönüştüğünde hayatının değişmemesi gibi bir olgu var çeşitli şekillerde açıklanan. Final bölümüne kadar Walter White hep kaybederken daha mutlu. Kazanmanın tadını hiç çıkaramıyor ve kendini gerçekleştiren kehanet gibi sürekli kazandıklarını yitiriyor. Gelgelelim  eşine/partnerine “Ben sınıraşmaktan keyif aldım,” diyebildikten, bir nevi oğul oğulluktan usulca çekilebildikten, “Anneciğim her şeyi senin için yaptım” demeyi kesebildikten sonra, ilk kez ergenlikten çıkıyor, kazanmanın tadını yaşayabiliyor ve bu huzurla da ölüyor. Her zaman eksik olan buydu. Galibiyetin gerektirdiği onayı alacak merci bulamamak, eldeki mercilerin gönülsüzlüğü ve yetersizlik duygusu içindeki bu ergenin sıkışmışlığı.

Nihai nokta, dizinin finali, bir “Kötüyüm ve bununla gurur doluyum” noktası. Ve de böylece ilk kez iyi bir şey yapabildiği yer -ilk kez gerçekten çocuklarına para bırakabildiği veya Gretchen ile Elliot Schwartz karşısında yaptığı hatalarla ilk kez yüzleşip barışıp bunları aşabildiği, rahatlayabildiği yer. Bütün ezikliği ezikliğin başladığı yerde ancak düzeliyor. Bu düzelmenin sahte-tehdit ile naifliğin tehdidiyle gerçekleşmesi başka bir tamir edicilik. Gretchen ile Elliot’ı parayla tuttuğu neo-nazi çetesi ile sindirmiş olsaydı gene eksiklik duygusu kalacaktı yerinde. Schwartzlar karşısında iki Jesse Pinkman’ın kankası ile aptallık yaptığı dönemdeki Walter White kadar aptal/ saf/ naif iki zayıf karakterli ve zararsız çocukla koca imparatorluğu ‘yola getirmiş’ olmak tamir edici olan oldu. Walt da bizzat ancak böylece ruhen tamir olabildi.

Senaryonun yazılış sürecini senaryo yazarları ekibi anlatırken her şeyin gazete bir haber okumaları ile başladığını söylüyorlar. Haber bir trajedinin haberidir, bir toplumsal analiz değil. Breaking Bad’in son bölümü de gelince karakter değişimlerinin, gelişimlerinin tavan yaptığını da zaten gördük. (Walter White’ın nihayet olgunlaşması gibi) The Wire’dan sonra karakter değişimlerini sezonlar içinde böyle güçlü izleyebildiğimiz başka pek televizyon dizisi yoktu sanıyorum.

Breaking Bad’de odağın kurumlara değil bireylere olması, sömürünün, çürümüşlüğün iktidar ve hiyerarşi yapılarının nasıl çalıştığının analizine değil de böyle şeyler hiç yokmuş gibi kurulmuş bilgi biçimlerinin, liberal gerçekliklerin vs’lerin nasıl yanıltıcı olduğuna ve nasıl çözüldüğümüze dair olması The Wire ile Breaking Bad arasındaki temel ayrışmalar. The Wire’da kurumlar, Breaking Bad’de deneyimler ön planda.

Suçlular da aslında iyi kalpli, suçluların da bir hayatı var demiyor Breaking Bad. ‘Suçun yeri’ diye bir etik yer varsa eğer bu yer kayarken insanların neler yaşadıklarına odaklanıyor. The Wire’da bu hiç yoktu demiyorum elbet ancak The Wire’da suçun ne olduğuna dair deneysel araştırmalar da mevcuttu. Uyuşturucunun serbest olduğu sokak ütopyasının (‘Hamsterdam’) bir polis tarafından bir süreliğine bir tür geçici otonom bölge havasında -ama tabii aşağıdan değil- denenmesi gibi örneğin.

Breaking Bad’de paranın fiziki varlığına yoğun vurguya karşın paranın harcanmasına dair çok az sahne var. Bu Walt’un başlangıç motivasyonuna bağlanabilir: Yani iyi bir hayat değil başkasının iyi hayatı için, iyi bir birikim için suç. Bu yatırım aracı olarak soygun fikri belki de. Harcamak değil kazanmak için kazanmak. Parayla nesne olarak sürekli karşılaşmak. İyi bir dava için, iyi bir amaç için soygun. Market kamyonunu gece çalıp sabah mahalleliye yağmalatmak gibi mi? Bu yağmalatmada elbet suça ortak etme de var Kenya’daki Mau Mau gerillalarının stilinde (Öldürülene herkesin bir bıçak darbesi batırması zorunluluğu ilkesine göndermeyle).

Breaking Bad’in çizdiği çarpıcı toplumsal tablolardan biri de devletin suçları engellemekle doğru düzgün ilgilenmemesi öte yandan suçtan doğacak paradan vergisini almak ve punduna getirip bu paraya el koymakla son derece yakından ilgilenmesi ve daha büyük bir mafya olarak devletin eninde sonunda elde edilen gelire el koyuşu. Üstelik şişirilmiş suç ekonomisi bir liralık malın yüz liralık işlem görmesine ve piyasadan devlet adına dolaylı bir illegal vergi çekilmesi işlemine aracılık ediyor. Bir lise öğretmeninin ve bir polisin, kısaca iki devlet memurunun görev başındayken yaşadıkları sağlık sorunları için uygun tedaviyi kapsayacak parayı normalde sigortadan karşılayamamaları ve ancak uyuşturucu parasıyla karşılayabilmeleri. ABD’de sağlık sigortası konusunda ve sosyal devlet konusunda süregelen tartışmalara ve sıcak gündeme sanatın bir yanıtı gibi.

Sisteme dahil edilemeyen para bildiğimiz anlamda para değil de nesne olarak para haline düşüyor. Harcanamayan fiili kağıt para neredeyse “sanal” bir para. Devletin operasyonlarının esas amacı az masrafla büyük paralara el koymak ve yüklü vergi kaldırmak gibi görünüyor. Devlet soyguncudan soyan bir soyguncu gibi. The Wire’daki efsanevi gangster Omar’ı da hiç aratmıyor değil. Omar da malum sadece soygunculardan çalardı.

Omar sempatik bir gangsterdi; güzeldi, prensipleri vardı, geyliğiyle, aykırılığıyla, ıslıkla gelişiyle, estetiğiyle, peleriniyle, karakter atışıyla akılda ayrıksıydı. Breaking Bad’de Walt’un gangster alter egosu Heisenberg ise güzel değil, dehası estetik değil fatal, ölümcül sadece ve prensipsiz, etiksiz, moral kodu yok, Dexter’da olduğu kadar bile… Sadece ürkütücü, sınır tanımaz ve güçlü. Dehanın ahlaktan bağışıklığına sahip Walter White/Heisenberg.

Şunu da unutmamak gerek: Walt dizinin büyük bir bölümünü pratikte işçi olarak geçiriyor. Ayrıca Gus da parasını harcamayan bir patron. Mike da torununa yüklü miras bırakmaya çalışan ancak bu miras paralarını ikide bir polise kaptıran biri. Onun da gösterişli mafya hayatı yok. Gösterişli mafya hayatını sadece güneydeki Meksika kartellerinde görüyoruz.

Uluslararası sermayeyi ve küresel ticareti temsil eden Lydia dahi şatafatlı bir hayattan uzak. Herkes sanki güç için veya yoldan çıkmak ya da yola geri girmek için çalışıyor.  Paraları yemek için değil.  Walt’un tamamen patron olduğu kısa bölümü anımsayalım. Çok kısa ve macerasız bir aralıktı toplam hikayede. Macera en çok, Walt bir çalışan olduğunda şanlanıyor. Gerçekten de küresel finans gibi çalışan Lydia içinse malum esas olan marka değeri ve insanlar harcanabilir. Heisenberg markasını ele geçirmek Lydia için yeterli.

Walt’un güçsüzlüğü, gerçek bir mafya hayatı yaşayamaması ya da bir Sopranos sıçraması yapamaması olarak da konabilir. Walt’un ailesinin bir türlü kazanılan yüklü paradan Walt’ın hayal ettiği gibi etkilenmemelerinin ket vuruculuğu da bu güçsüzlüğü arttıran bir faktör.

Bu öğeler eldeyken Walt’un eve geri taşınması gerçek bir güce kavuşamamasının başlangıcı gibi. Ne yaparsa yapsın kendi ailesini tipik bir mafya babası ailesine çeviremiyor. Dolayısıyla da imparator/ mafya babası olamıyor bir türlü.

Son sezonda, mevcut orta sınıf bağlamından kopup yeni bir hayata geçmek için ailesini kaçırmaya kalktığında “Hadi gidiyoruz şimdi bir şey sormayın ve hazırlanın” diyor ama hiç kimse hazırlanmıyor. Kimya öğretmeni ve part-time oto temizleyici işçisi olduğu yıllar içinde Walt öyle ezilmiş ve aile içi itibarı öyle düşmüş ki hem eşi hem de oğlu onu sadece bir ezik olarak sevmeye alışkınlar. Güçlü bir erkek/ baba olarak karşılarına çıktığında sevemiyorlar.  Karısını ilk maceraların hemen ardından yeni bir erkek sunmaya yelteniyor Walt, ancak daha ilk reddedilişte ısrar iradesi kayboluyor. Gus gibi hatta gördüğümüz kadarıyla Lydia gibi Heisenberg/ Walt da bir aseksüel mafya babası/ anası olarak çalışıyor. Adalet sistemini hicvetmek için yaratılmış gibi görünen avukatları Saul Walt’a bir yerde “Sen de mafya gibi mafya ol bir metres bul meseleyi hallet” diyor ancak Walt’un tek metres bulma girişimi de başarısızca bir öğretmeni öpmeye çalışmak ve gene ilk reddedilişte yıkılmak ve yılmak olarak şekilleniyor.

Walt’un yer yer Hank ve Jesse’yi aileden sayması da gene hep zayıflık belirtileri olarak okunmaya açık. Ancak zayıflık Walt’u zararsız değil daha da tekinsiz kılıyor. Walt çok tehlikeli çünkü çok zayıf. İlk kimya yenilgisi de en büyük yenilgisi, en zayıflatıcı yenilgisi görünümünde. Belki de Takva’daki zayıf adam gibi tehlikeli Walt.

Bizim buradan, Türkiye’den seyrederken ne kadar hakim olabildiğimizi bilemediğim bir de ırk meselesi var Breaking Bad’de. Beyaz orta sınıf öğretmen, Meksikalıların ve siyahların dünyasına girip zekasıyla her şeyi eline alıyor senaryosu mu? Beyaz psikopatlar Todd ile Lydia’yı ve Todd’un neo-Nazi akrabalarını nereye koyacağız? Hank neden Gomez’den daha iyi polis? Ted Beneke aynı vergi suçunu bir siyahi olarak işleseydi nasıl görünürdü? Walter White’ın soyadının White (Beyaz) olması rastlantı mı?

Walter White ile Walt Whitman

 

 
Walt, Jesse’yi bir kullanıp harcayıp bir kucaklamak arasında gidip geliyor çünkü salt kullanmayla vicdanı değil de suçluluk hissi rahat edemiyor. Bütün bu iç baskılardan kurtulması hep ancak final bölümünde mümkün olabildi. Walter White ile Walt Whitman arasında dizinin açıkça kurduğu bağlantı da kritik. Whitman da edebiyat ve kültür tarihinde bir ‘yoldan çıkarıcı’, hem de esaslı bir yoldan çıkarıcı olarak biliniyor. Walt’un Hank’e yakalanması da Walt Whitman’ın kitabı Çimen Yaprakları sayesinde gerçekleşiyor. Belki de bütün anlatı ezik WW’nin (Walter White), kuvveden fiile geçememiş deha WW’nin, erklenip gerçek bir sanatçı/şair WW’ye (Walt Whitman), kuvveden fiile geçmiş dehaya dönüşmesinin anlatısıdır.
Walt hayatının gerçekten çok büyük kısmını salt işçi olarak geçirdi dizide, en patron-patron olduğu Lydia ile çalıştığı zamanlarda dahi Walt bir işçi aynı zamanda. Beaking Bad kuşkusuz şu temel orta sınıf fantazisiyle de oynuyordu sürekli: Kendi işinin patronu olmak! Acaba evlere böceklemeye diye girip içerde gizlice meth ürettikleri sırada kategorik olarak ‘evden çalışan’ bir işçi denebilir mi ona?
Ekonomik adaletsizlikler açısından baktığımızda başka bir soru da gündeme gelebilir: Yüzde 99’un dizisi mi Breaking Bad? Yüzde 99’dan bir birey arka kapıdan dolanıp yüzde 1’ler kulübüne girmeye kalktığında başına neler gelirin masalı mı? Gus’ın sahibi olduğu kızarmış tavuk şirketi Los Pollos Hermanos’un legal olarak insanların sağlıklarını mahvederken meth üretiminin illegal olması gibi örtük ironik eleştiriler hep siyasetin ve ekonominin güç dengelerini düşünmeye geri itiyor izleyiciyi.
Japon anarşizminin önemli ismi Osugi Sakae güç istencinin sınırlarını keşfetmekten, germekten, bunun hazzından sözederken kullanılmayan atıl bir yeteneğin ortaya çıkışına da gönderme yapar tam da Walter White’ta beklenmedik bir taraftan gerçekleşmesine tanık olduğumuz gibi.
Walt karısını aldatamazken karısının onu aldatmasını bir de para aklama serisi üzerinden okuyalım. İki büyük şirket var Skyler’ın evreninde: Walt’un parasına el koyan gençlik arkadaşlarının şirketi, bilimadamı Elliot Schwarts ve eşinin sahip olduğu şirket ile hep bir çalışanı olduğu patron Ted Beneke’nin şirketi. Skyler ilişkide olduğu her iki erkeği de aklamaya odaklanıyor ekonomik olarak. Vergi formunda ve para aklama formunda devlete bol bol para kazandırmaya yoğunlaşıyor. Aslında Skyler işini yapmaya devam ediyor muhasebeci olarak. Skyler da güç istiyor ve hep patronun kadını olmak istiyor. İşe girdiğinde de, sonrasında Walt ile de. Skyler da Walt ile birlikte güç istencinin sınırlarını zorlamak istiyor. Aslında Skyler’da patroniçe olacak kumaş var mesajını veriyor bize senaristler -Jesse’nin öldürülmesini ’emrederkenki’ Skyler sahnesinde olduğu gibi mesela.
Karşılaştırmak için tamamı gerçek olaylara dayanan Avustralya mafya dizisi Underbelly’nin (2008-2013) mafya lideri olan Ana’yı düşünelim. Behzat Ç’de de mafya lideri ve kötülüğün soğuk denetçisi olarak bir Ana vardı. Psikopat olmadan cinayetlere açık kişidir bu ana. Güç için salt öldürebilir. Peki, Breaking Bad’de kadınların kötü çizildiği söylenebilir mi? Skyler zaten bir nefret nesnesi -biraz Nirvana solisti Kurt Cobain hayranlarının Courtney Love’dan nefret etmeleri ve Kurt Cobain’i onun öldürdüğünü düşünmeleri gibi. Mafya imparatorluğunu da sanki Skyler dizginlemekte gibi gelebiliyor seyirciye.

Skyler rolünü oynayan Anna Gunn the New York Times’a Skyler’ı savunan bir yazı bile yazmış aşırı nefretten irkilerek. Marie’nin de bir hırsız olması ve terapiye gitmesinin yeterli görülmesi vardı dizinin başlarında ancak bir noktada bunun bir karakter hırsızlığına dönüştüğünü de gördük. Marie yaşayamadığı hayatların anlatılarını çalıyordu. Örtbas edilen bu olaylarda Marie’nin karısı olmayı istediği adamlardan biri gibi olmaya mı çalışıyordu acaba Hank? Marie’nin bu muhtemel-Marie’leri, farazi-Marie’leri ve onların olası/ alternatif hayatlarını/ evlerini ziyaret edip oralardan ufak anı parçacıklar çalmasını unutmamalı.

İzleyici Skyler’a kadın olduğu ve evinin kadını olmadığı için değil güç istencini kilitlediği için, patroniçe olmadığı için, kadınların da sınırları zorlama arzusuyla beraber erkeklerinkini de kilitleyip batırdığı için kızgın aslında. Hayli kötü bir karakter olmasına ve hem kötü bir anne hem de kötü bir mafyatik kişi olmasına karşın Behzat Ç hayranları Ana’dan nefret etmemişlerdi. Sonuçta Ana sınırlarını zorlamış kişidir ve bizim de önümüzü açık tutar. Gene Underbelly’deki mafya anası gibi. Nefret edilenler hem kendisi aşağıda kalan hem de aşağıya çeken karakterler oluyor en çok -asla büyük olmasını istemeyen ve böylece bu küçük ‘yuva’yı en iyi şekilde kontrol edebilmek isteyen kontrol delisi anne tipolojisi. Üstelik kontrol tutkusu açıktan da ifade edilmiyor ve ahlaki değerlerin arkasına saklanmış bir şekilde çalışıyor. O yüzden yan cebime koy tarzı bir işbirliği olabiliyor suçla en fazla. Ne orada ne burada tam olamıyor. Kontrolün elinden kaçtığı yerde olmak istemiyor, risk almak istemiyor. Aman küçük bir radikal muhalif partim olsun büyümesin, güçlenmesin, ama buranın hakimi ben kalayım benzeri bir tutum. Kesinlikle tutkusuz kişi olarak Skyler -ki Marie’nin tutkuları var, özellikle hayali hayatlarını tanımadığı insanlara anlatırken beliren. O yüzden Skyler evden kaçtığında, dışarıda hayat aradığında, kocasını aldattığında, dışarıya çıktığında vardığı sevgili kendisine bağlayabileceği, muhasebeci olarak Skyler’ın eline düşmüş, ona muhtaç, kontrole açık biri oluyor. Kontrolden kaçmaya cüret ettiği an onu devletin kontrolüne sokuyor hemen, itiyor, o olmadı mafyanın eline veriyor, sevgilisini (Ted Beneke) mafya ile devletin arasına sıkıştırıyor anında. (Huell ile kızıl arkadaşının gerçekten korkulası mafya öğeler olmadıklarını biz bilsek de sevgili bilmiyor ve itiraz ederse daha tehlikeli mafyatik öğelerin yollanacağını düşünmemesi için bir sebep de yok.)

Yok olan cesetler

 

Breaking Bad’de cesetleri eritip yok etmeleri büyük bir bilgi farkı, bir tür sihir gibi olayları kapatıyor ve cinayet masasını uzak tutuyor dramadan. The Wire’da örneğin en temel mesele herkes için cinayetten sonra cesedin ne yapılacağı idi. The Wire’da cesetler her şeydi hem suçlular hem polisler için. Birincisi, ceset yoksa ölü de yok teknik olarak, cesedi olmayan ölü ölü değil kayıp kişi oluyor, bu da katilin yakalanması için uğraşacak bir polis gücü olmayacak demektir. Dexter cesetleri parçalayıp Miami’deki bir akıntı bilgisinden faydalanarak uzak denizlere yolluyordu ve böylece dosyaların kapanmasını sağlıyordu. Breaking Bad’de Albuquerque cinayet masası hiç karşımıza çıkmıyor bu sayede. Cesetler hep kaybediliyor, yokediliyor. Eritiliyor bilgiyle. The Wire’daki gangsterlerin büyük buluşu  terk edilmiş evlere atıp kapıları da çivilemekti. Sonunda yakalandılar. Walt’un kaybettikleri sonsuza dek kayboluyor dehası sayesinde, Jack’in gömdüklerini de Walt ihbar ediyor.

Dizide arkada tutulan belli başlı politik meseleler günümüzde refah toplumu, ABD sağlık politikaları, legalliğin gerçek bir mantıkla değil de başka çıkar mantıklarıyla kurulduğu bir sistemin eleştirisi (kızartma tavuk /cips -meth karşıtlığı), cinsellik politikaları -Gus ve Gale gay miydiler?- ırk politikaları -bu beyaz orta sınıfın krizi mi?- ekonomi ve kriz -batmakta olan ve vergi kaçıran patronlar ve hakimiyeti güçlenen Avrupa merkezli şirketler olarak sıralanabilir.

Walter White preker bir mafya babasının nasıl olabileceğini de test ediyor. Kendi işinin patronu olma fantezisinin bir zirvesi: Güç sadece sende değil ayrıca legalliğin de dışındasın ve illegal güç de sende.

Feodal Meksika mafyası inanışlarıyla, ritüelleriyle, folkloruyla, sıradışı şiddeti, olağanüstü sahneleri ve işlevi aşan tavırlarıyla başka bir yere işaret ediyor. Mumlar, inanışlar, adaklar, sivri ayakkabılar ve büyüklere saygı gibi temalara dayanıyor. Lydia ise sadece iş kurallarına bağlı ve beyaz orta sınıf Walt ancak Lydia ile bir ortaklık kurabiliyor.

Walt’un kötülüklerine karşın sevimli kalabilmesinin sırrı elbet biraz da güçsüz görünmesinde -bu da bizim sevimsizliğimiz aslında. Güçsüz olanı sevimli bulmak eğilimimiz var, güçlü olanı değil. Bryan Cranston bir aktör olarak da son derece başarıyla her durumda güçsüz görünüyor, asla tam karizmatik değil. Ona hala acıyoruz -imparator olduğunda bile. Hala arabaları/ ayakkabıları siliyor sanki. İzleyicinin refleksleri birbirini izliyor: Güçsüzü sevimli bul, yükselmeye çalışıp da kaybedeni iki kat sevimli bul, yükselmeyip kontrol etmeye çalışanı ve aşağı çekeni nefret nesnesi yap -çünkü en yakından tanıdığın otorite bu.

Walt çaresizlikten kötü olmadı -eski ortakları, Schwartz ailesi ona tedavi masraflarını ödemeyi zaten teklif etmişlerdi, yani finalde vermeleri için tehdit ettiği kişiler aynı parayı belki zaten vereceklerdi 5 sezon öncesinde ve hiç olaylar gelişmeden. (Bu arada finalde Schwartz’lara paraları taşıdığı sahne ikisini de proleterleştirdiği, işçileştirerek intikamını aldığı bir sahne mi?) O anlamda mesele paranın kendisi değildi, paranın nasılıydı ve üstelik bu nasılı oğlu bilse de bilemese de olurdu. Nasılsa Walt oğlunda ve eşinde sonunda iyi ya da kötü bir şey uyandırabilmişti. Bir canlı olarak belleklere girebilmişti bir yarı-ölü köle-hizmetçi olarak değil de. Sonunda bir miras bırakmaksa o miras para değildi -hatta o paraya çaldığı parayı geri koyması bile denebilir. Walt’un çocuklarına bıraktığı miras iradenin sınırlarını zorlamaya dair bir miras, onlara miras olarak bir risk bırakıyor. Güçlü bir risk.

Walt’ta güçsüzün kurnazlığından güçsüzün/ eziğin soğukkanlılığına geçiş vardı. Vicdanı çoktan ezilmiş kişinin acımasızlaşmaktan çekinmeyişi olarak öldürüyordu. Güçsüzün acımasızlığı ve soğukkanlılığı devredeydi. Todd psikopatın acımasızlığı ve soğukkanlılığına sahip ki bu Lydia’nınkiyle örtüşüyor o yüzden zaten Todd Lydia’yla eşleştirilmiş durumda. Araştrmalar psikopatların sıklıkla CEO olduklarını söylüyor. Kırılganlık herkeste var -Todd’un psikopatlığı kırılganlığa dönüşüyor. O kadar aldırışsızca büyülenmese bir cinayet makinesiyle son sahnede boğularak öldürülmeyecek.

Kötülük nereye giderse gitsin Jesse sonuna kadar vicdanlı ve sahici kalmayı temsil ediyor dizide. Yalnız küçük çocuklara duyduğu büyük yakınlık dizinin bir yerinde Jesse’nin çocukken uğradığı bir tacize mi bağlanacak diye düşündürmüştü. Ki mesela babasından gelse ailesinin duyarsızlığı da oraya bağlanabilirdi. Çok şükür öyle bir şey yapmadılar senaryoda ve böylece ailenin tavrı sırf rasyonel ve ahlaklı bir aile oldukları için bu kadar kötü olabilmelerine bağlı kaldı.

Walter White sınır aşmaya mı gönülden bağlı yoksa üstünlük duygusuna mı diye de sorulabilir. Mesela imparatorluk işindeyim diyor ama hem dizinin en hızlı hızlı geçilen bölümleri tam imparator olduğu ve kesintisiz macerasız takır takır parasını kazandığı bölümler. Hem de kendisi kahraman imparatorluk tacını kendi elleriyle bırakabiliyor kolayca “ailesi” için. Halbuki mafya babası olsaydı imparatorun aileye de imparatorluk etmesi öğesini görürdük. Halbuki kimse onu takmıyor evde, en ufak kredisi yok, herkes bir kaybeden olarak onu benimsemeye alışmış. Zor sertleşen ve öğrencilerinin arabalarını silen biri. Öte yandan bu kasada işçilik işini kendisi ve ailesinin devam ettirmesini sağlaması da ilginç. Esas ikinci işi olan işi, yani oto yıkamadaki esas iş tanımına uyan kasada durmayı kendisi, karısı ve çocuğu sürekli olarak yapıyorlar bir ütopyaymış gibi. Trilyonlarımız olsa da oto yıkamada kasada dursak nasıl bir kendi işinin patronu olmak hayalinin tuzağı olabilir ki? Fiiliyatta kimin patron olduğu bir yana beş kuruşu yokken yaptığı işti bu zaten…

Walt izleyici için kötü biri değil çünkü sistemli kötü değil. Psikopat da değil ama duyarsız olabiliyor acıya. Acıya duyarsızlığının iki boyutu var. Biri çok ezilmiş olmasından kaynaklanan ezik duyarsızlığı. Bir şey hissetmiyor çünkü kendisi herkesten daha kötü durumda, diye düşünüyor. Herkesten daha çok çekmiş biri olarak ve çeken biri olarak başkasına acımakta zorlanıyor. İkincisi ve ilginç olan da ergen duyarsızlığı. Sınır aşmaya bağımlılık. İnsan öldürme, çocuk zehirleme, patronluğa mafyalığa yükselme, her tür sınır aşma.

Patronluk demişken, Walt’un Lydia ile kısa süreliğine başına geçtiği mafya imparatorluğunun, uluslararası ağlara sahip bir imparatorluğun üstelik, ve de büyümeye elverişli bir imparatorluğun geleceğini düşünmemesi de kendi erklenmesini geciktirici oluyor. İmparatorluğun nasıl büyütülebileceğini düşünmek yerine, sorun çıkartan ama bir yandan da çoktan Walter White’dan korkmaya başlamış Skyler’ı yola getirip metreslerin ve sağ kolların eşliğinde yeni planlarla örgütü büyütmeyi ölene dek düşünmek ve oğluna ve kızına daha fazlasını bırakmak yerine oto yıkama patronluğunu geri almakla yetinmesi ve ailece kasada beklenmeye başlamaları olmasa finaldeki sanatçı tarzı özgürleşmeyi daha erken deneyimleyebilirdi elbet.

Kasa bir yenilgi yeri veya yetinme yeri -ki zaten Skyler’ın fikri. Annenin bir kaş kaldırmasıyla çekiliyor Walt. Tam da bu yüzden en zayıf karnı erkeklik olarak görünüyor ve erkek olmak ile ilgili bir provokasyona çok kolay geldiği gibi nasıl o başkalarını manipüle ediyorsa kendisi de erkek olmak üzerinden kolayca manipüle edilebilir durumda. Ki Gus ediyor (Önemli bir nokta da bütün bu süreçte Walt’un gerçek annesini görmeye asla gidememesi/ gitmemesi).

Walt için imparatorluk sıkıcı -imparatora dönüşebileceğini görmek zevkli. Öldürmek sıkıcı -öldürebileceğini görmek zevkli. Ve bunların zevkli olabilmeleri için onaylanmaları gerekiyor. Karısının parasını saklamaya başlaması, para aklama işlerini yönetmeye koyulması, arkasını toplaması, oğlunun haşarılıklarını minimum riskle kapatmaya çalışan annenin oğlunun aşırılıklarından biraz da ürken tavırları gibi.

Sınıraşmanın ütopyaya dönüşmesi gerçek ütopyanın yitirilmesi demek. Mafya dilinde ütopya æ’ın hayatı. Meksikalı karteller gerçekten de hem işin içine mistik öğeler katarak hem de fazla yerelleştirerek evrensel bir ütopya olmasını, bir beyaz adam ütopyası olmasını zorlaştırmışlar. Öyle bir noktaya geliyoruz ki mesaj şu mu diye bile düşünebiliyoruz: Godfather tarzı İtalyan mafya ailesi seçeneği beyaz adam için kalmadı, yok. Haysiyetli, nezih, saygın bir mafya babası olmak bile mümkün değil günümüzde!

Görkemli kaybeden olarak Walter White


İyi biriyken aniden kötü biri olmak olarak, güvenceli bir çalışanken ansızın güvencesiz bir çalışana ve patrona dönüşmek olarak  Breaking Bad. Önemli olan Walter White’ın kendi içindeki iyi kötü değişiminden çok toplum için kötü olmanın neredeyse imkansızlığı ve aynı zamanda her yerdeliği -Hank’in kötüye dönüşmesine yeten birkaç yumruk sözgelimi.

Bununla birlikte hiç cinsel anlamda Breaking Bad/ Yoldan Çıkma yok. Neden? Mesela Jesse ile Walt öpüşmüyorlar, sözgelimi, en basitinden bir beklenmedik çıkış olarak dizi atmosferinde. Çünkü haz için edim meşru değil, gerekçelendirmesi gerekiyor ve keyif aldığını söyleyebilmesi ancak her şey bittiğinde mümkün hale geliyor Walt’un. Mafya hayatına geçiş yapmıyor. Yani aslında ne Gus, ne Mike, ne de Walter White tam anlamıyla kartel tarzı mafya oluyorlar, ne de Lydia. Bunlar tuhaf çalışan-patronlar. Her biri hem patronluğu hem çalışanlığı tecrübe ediyor, her biri çalışanlıktan patronluğa terfi ettikten sonra ölüyor/ öldürülüyor.

Walt sanatında -meth üretimi- rakipsiz bir deha, ama ayrıca kendisi için yeni bir sanat olan mafyacılıkta da kendini ispatlamakta olan bir deha. İnsan psikolojisini kullanmada kendini ispatlaması ile şu sahneyi karşılaştıralım: Okulda ona ilgisi olduğunu düşündüğü meslektaşının ona yönelik ilgisini ve reddini hiç manipüle edemeyişiyle. Hani manipülasyonda bir numaraydı?! Kadın nihai otorite Walt için. Kadın hayır deyince ısrar edemiyor, manipüle edemiyor, tekrar deneyemiyor, bir punduna getiremiyor, kadın hayır deyince varlığının lüzumsuzluğuna dair acı gerçekle karşı karşıya bırakılmış gibi davranıyor.

Skyler dönüşebilirdi mafya annesine ve oto yıkamada kasada ve muhasebede duracağına imparatoriçe olabilirdi. Ama önce kraliçe olması/ kılınması mı gerekiyordu Walt’a göre ve başarılamayan bu muydu?

Neden karısının kendisini aldattığını Marie ve Hank’e söylerken bu gerçek karşısında eziliyormuş gibi değil ve ne o bir şey hissediyor gibi, ne de biz seyirciler. Aksine hem o hem de seyirciler Hank ile Marie’yi atlatmasına odaklanmış durumdayız? Çünkü daha büyük bir günahı var onun diye mi? Ya da çünkü imparatorluk işletmek kadın işletmekten aile müessesi bağlamında, kolay veya önemli Walt için diye mi?

Böyle düşününce Breaking Bad daha çok erkekler için mesajlarla dolu -ve yer yer misojenik imalar da içerdiği öne sürülebilecek ama daha çok özerklenmeye ve esaretten kurtuluş temasına odaklanan veya kendini böyle sunan bir yapıda. Skyler ve Marie karakterlerinin feminist eleştirisi de var zaten. Hal böyleyken kadınlar neden seviyorlar diziyi derseniz finale kadarki halini sevdiler diye yanıtlayabiliriz. Her şeyi kendim için yaptım dediği, onay alma arzusunu bıraktığı, onaylanmamayla barıştığı, laboratuvarında/ sanatçı stüdyosunda sanatıyla/ kimya tanklarıyla özel anlar yaşayarak paranın yerini dahi önemsemeyebildiği ama öldürmeyi önemseyebildiği ana kadarki halini.

Kuşkusuz final bölümünden sonraki Walter White’ın serüvenleri bu anlamda dayanılmaz olurdu…

* Vince Gilligan’ın yaratıcısı olduğu Amerikan televizyon dizisi. 2008’de başlayan ve beş sezon süren dizi 2013’te sona erdi.
** Baltimore’da geçen Amerikan televizyon dizisi. 2002’de başlayan ve beş sezon süren dizi 2008’de sona ermişti.

Yazar:Süreyya EVREN

Kaynak: Sabit Fikir

 

Yazar Hakkında

Editör

Yorum Yap