Aktüel

Çığlık

Bu son olsun dediysem de her defasında aynı yerden kırılıp dökülüyor içim. Böyle bir yazı yazmak istemezdim ama olanlara kayıtsız da kalamıyorum. Bir çocuğun duyuramadığı çığlık olmak, belki yazdığım bir satırın vicdanlara dokunması emelim. İnşallah gerekenler gerçekten yapılır, cezalar fazlasıyla ağırlaştırılır, adalet adının hakkı verilir dileğim. Kalemim sesim olsun.

İlkokul zamanı doksanlı yılların başıydı. Teneffüste nöbetçi öğretmenimizin okul giriş kapısına bir robot resim astığını gördük, Sınıfça şaşkındık. İlk kez bir robot resim görüyorduk. Tasvirde olsa ne kötü bakışları vardı. Ben kötüyüm diye konuşacaktı neredeyse. Anneannem derdi “insanın içi yüzüne yansır” diye, hala gözümün önünde o resim. Çok geçmeden okul müdürümüz açıklama yaptı, “çocuklar bu resimdeki kişi şuan polis tarafından aranmakta olan bir sapık, bir suçlu. Sokakta dikkatli olun, evlerinize giderken, sabah okula gelirken fazla oyalanmadan yerinize ulaşın” diye hepimizi uyardı. Anlatılandan ve resimdeki bakışlardan çok korkmuştuk. Sapık ney?  diye birbirimize sorduk, hepimizin yüzünde aynı korku ifadesi. Eve gelince herkese anlattım ve annemin bakışlarını hala unutamam. Küçük bir çocuksun ve sorguluyorsun, bir çocuğa ne yapabilirler ki diye… Ne yapabilirler alt tarafı bir çocuk, küçük, ham, yetişkin hiç değil, masum… Ne isteyebilirler bir çocuktan? Annem ve babam endişe içinde günlerce hep aynı uyarıyı yaptılar. Aman kızım eve gecikme, sokakta oyuna dalıp karanlığa kalma, tanımadığın insanlarla konuşma, arkadaşlarından ayrı yürüme, her zaman kalabalık olun. Size kötülük yapılacağını hissettiğinde benim babam polis de, bağıra bildiğin kadar bağır, çığlık at… Annem, kötü haberlerle dolu gazete sayfalarını yazıları görünecek şekilde katlayıp masanın üstünde bırakırdı, anlatmaya dilleri varmadıklarını okuyup öğreneyim kendimi insanlardan koruyayım diye. Şimdi onların yerine koyuyorum da kendimi, evlat candan öte insanın en zayıf en hassas yeri, her gün aynı öğütleri verirken nasıl da endişe içinde kıvranmışlardır. Ben okulda onlar işlerindeyken akılları nasıl da bende kalmıştır. Çünkü ben kızımı ilk kez kucağıma aldığım gün korkudan uyuyamamıştım, nefes alıyor mu diye günlerce göğsünden gözümü ayırmamıştım. Birde bunca acı haber bunca eziyet. İnsanlar günden güne kötüleşirken kolay mı küçük bir çocuğu hayata hazırlamak ve bunca kötülüğü anlatmak.

İçimden diyorum yıkılsın her şey, yerle bir olsun dünya. Ama olmuyor işte.

Bir süre önce yine son bulmasını umduğum kötü bir olay daha oldu, günlerce etkisinden çıkamadım. Kendisine cinsel istismarda bulunan kişiyle mahkeme salonunda karşılaşacağı için duruşmaya bir gün kala,  korkudan evde kalp krizi geçiren küçük bir kızın ölüm haberiydi okuduğum. Kuş gibi çarpan kalbi o caniyi görecek olmaya dayanamamış. Minicik bir kalp nasıl kaldırsın o korkuyu. Hani elimizi yumruk yaptığımızda deriz kalbimiz işte bu yumruğumuz kadar diye. Düşünün işte küçük bir el, küçük bir yumruk ve küçük bir kalp. Dayanabilir mi? Çocukken duymuştum, tavşan görürseniz peşinden koşturup kovalamayın, kalbi çatlar ölür korkudan demişlerdi. Ah be çocuk korkudan ölecek kadar neler yaşadın. İçimden diyorum yıkılsın her şey, yerle bir olsun dünya. Ama olmuyor işte. Biz çocuklarımıza her gün senin bedenin sana özel, istemediğin kimse sana dokunamaz desek de eğitemediğimiz yetişkinler var. Çocuklara her şeyin sınırını anlatsak ta, sınırını bilmeyen gözü dönmüş koca koca insanlar var. Ve ne yazık ki sonsuza dek soğumayacak olan acı içinde yanan yürekler var.

Ülkemizde yılda sekiz bin çocuk cinsel istismara maruz kalıyormuş. Ortalama olarak bu sayının yüzde sekseni kızlar, yüzde yirmisi erkeklermiş. Ve yine istismarcıların yüzde sekseni çocukların yakinen tanıdığı kişilermiş. Aldıkları cezalardan pişmanlık ve iyi hal indirimi, kravat takmış, kamu görevlisi, rızası var kararı, kısa süreli hapis hayatıyla tekrardan sokaklara dönüyor bu suçlular. Başka bir gün daha çirkin bir şekilde yine aynı suçları işliyorlar. Evet, dünya kötüye gidiyor insanlar daha da kötüleşiyor, bu kadarda olmaz dediğimiz her şey oluyor.

Çocuklarım bana canım annem diyerek sarılırken, sesi çıkmasın diye ağzı kapatılan masumların çığlıkları içimde yankılanıyor keşke hepsini koruyabilsem diyorum. Sessiz kalamadığım tek şey çocuklar, karşıma çıkan her acıya dayandım bugüne dek ama bir çocuğun kuş gibi çırpınıyor oluşuna dayanılmıyor. İnsanlar binlerce takipçisi olan sosyal medya hesaplarında, yapmacık televizyon programlarında faydasız vakit geçirirken tüm bunlar oluyor işte. Kötü doğulmuyor ama zamanla kötü olunuyor. Şimdi kalbimiz avuçlarımızın içinde, direniyoruz. Dilerim ki, o canları ziyan edenlere verilecek cezalar, yine o masumların annelerinin ellerine düşmekle eş değerde olsun !

Yazar Hakkında

Gülcen Durak

1984 yılında Edremit’te dünyaya geldi.İlköğretim-Lise dönemini memleketinde,Üniversite eğitimini Balıkesir’de tamamladı.Yirmili yaşlarında Edebiyat’a daha çok vakit ayırmaya ve yazmaya başladı. Çeşitli Edebiyat-Sanat dergileriyle yazılarını paylaşan ve bir süredir ilgilendiği Fotoğraf Sanatıyla; dernek bazında ki faaliyetlerinin beraberinde,yazılı ve sosyal çalışmalarına da halen devam etmektedir.Edebiyat’ın;ruhun sığınacağı en güzel liman,öğrenmenin ve yenilenmenin ise yaşam boyu gerekli olduğu düşüncesindedir.Çeşitli sanat dallarında ki gelişmeleri,dünya mutfaklarını,tasarım ve dekor alanında ki araştırmaları da yakından takip etmektedir.Kuzey Ege’de yaşamını sürdüren,küçük şeylerle mutlu olabilen,boş vakti olmayan,sürekli meşgul,ailesiyle birlikte gülebilen,çoğunlukla huzurlu,arada bir hüzünlü,çayı aramayan kahve seven,evli ve iki çocuk annesi tipik bir yengeç kadını…

Yorum Yap