Psikoloji

Çocukluğa Dair Notlar – Ağlamak

aglayan-cocuk
Yazar | Murat CANVER

Bu yazımızda da “Çocukluğa Dair Notlar” serimize ait başka bir konuyu işleyeceğiz: Ağlamak!

Bebeğin kendisi için olumsuz durumları bertaraf etme yöntemi olarak ağlamak, yeni doğan çocuk için hayati bir öneme sahiptir. Bebek dünyaya geldiğinde her ne kadar gülebilse de, gülme özelliği ağlaması kadar belirgin değildir. Ağlamak bebeğin ilk başta en temel ve acil durum işareti vermek için kullandığı bir dildir.

Ağlamanın insanın doğuştan sahip olduğu bir nitelik mi yoksa sonradan öğrendiği bir şey mi olduğu ile ilgili elimizde güçlü veriler bulunmaktadır:

Ağlama, insanın doğuştan getirdiği bir davranış motifi. Avusturyalı davranış bilimci Irenaeus Eibl-Eibesfeldt, yeni doğan bebeklere bant kayıtlarından sesler dinletmiş. Bazı seslere bütün bebekler ağlayarak tepki vermişler. Yine, kör doğan bebekler de, gören bebekler gibi içgüdüsel olarak gülmüş ve ağlamışlar.

Çocuk doktorları, yeni doğan bebeklerin ağlarken, yüzde 12 oranında daha çok enerji kullandıklarını belirtiyorlar.  Bebekler, gözün kornea tabakasını nemli tutan ve enfeksiyonlara karşı koruyan gözyaşını doğuştan itibaren üretiyorlar. Ancak, gözyaşı bezlerine giden sinirler altı haftalık olduklarında olgunlaşıyor. Gerçek gözyaşı dökmeye o zaman başlıyorlar.
İhtiyaç duydukları ilgi kendilerinden uzun süre esirgendiğinde, gülme davranışı giderek kayboluyor, ağlama davranışı kalıyor. Yardıma muhtaç bebek için ağlama, önemli bir iletişim aracı. Anne, bebeğinin ses tonunu tamamen içgüdüsel olarak tanıyor ve süt üretimindeki artışla tepki veriyor. Terk edilmişlik duygusundan kaynaklanan ağlamanın, doğuştan gelen bir hayatta kalma stratejisi olduğu düşünülüyor. Tensel temas yaşayamayan bebek, unutulduğunu ya da terk edildiğini sanıyor. Kulakları tırmalayan bir ağıtla ebeveyninin ya da çevresinin dikkatini çekmeye çalışıyor.

Burada da evrimci bir bakış açısına göz atalım:

Bir başka varsayıma göre, bebekler hayatta kalabilmek için bu yolla kardeşlerini dışlamaya çalışıyorlar. Yeterli besin maddesinin bulunamadığı dönemlerde kardeşler önemli bir rakipti: Anne, bebeğe her ağladığında meme verdiği için, buna bağlı gerçekleşen hormon üretimi, yeni bir kardeşe dönüşecek yumurtanın olgunlaşmasını engelliyordu. Ayrıca, eski çağlarda ağlayan bebek çevrede bulunan vahşi hayvanların dikkatini çekeceğinden, susturabilmek için annesi sürekli yiyecek bir şeyler veriyordu.

Evet, mademki ağlamak insanın doğuştan sahip olduğu bir yetidir, bu yetinin kaynağı ile ilgili şu soruları soralım:

Ağlamak fizyolojik bir durum mudur yoksa psikolojik yani zihinsel bir durum mudur?

İlk altı hafta ağlama bezlerinin sinirsel bağlantısı olmaması her ne kadar fizyolojik bir durum fikri uyandırsa da bebek yalnızca açlık, susuzluk, uykusuzluk gibi bedensel olayların zihinsel karşılıkları nedeniyle ağlamadığı için, ‘kucak isteği’ hangi fizyolojik unsur ile açıklanmaktadır?

Kucak isteği fizyolojik olarak açıklansa dahi, ağlamanın kökeninde yer alan keder duygusunun oluşumu hangi öğe ve tanımlarla açıklanmaktadır?

 

Kaynaklar

Focus Dergisi

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver'in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri'nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009'dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara'da yaşamaktadır.

Yorum Yap