Bilim Psikoloji

Çocukluğa Dair Notlar: Çocuk Kaygısı

Yazar | Murat CANVER

İnsanın biyolojik bir varlık olarak başlayan yaşamında psikolojik varlığı hangi aşamada devreye girmektedir? İnsan kendi psikolojisine doğuştan mı sahiptir yoksa sonradan çevre ile girdiği etkileşimler sonucu mu bunu elde etmektedir? “Çocukluğa dair notlar” yazı dizisinin ilk kısmında çocuk kaygısı üzerinde yoğunlaşarak cevapları ağırlıklı olarak zihin felsefesi çerçevesinde arayacağız.

“Çocukluk bireyin normal nevrozudur”

Çocukluk dönemi, insanın yaşam serüveninin başlangıcı olan ve hatta yaşam serüvenine alışma süreci olarak adlandırılabilen bir dönemdir. Bu dönemin iyi anlaşılması ve aşama aşama inşa edilen insanın doğru tanınması için en baştan başlamak gerektiği kanaatindeyim. Yani yeni doğan bebekten… Çünkü insanın yaşadığı ilk travma fizyolojik doğum kaygısıdır. Otto Rank Doğum Travması adlı eserinde insanın bu ilk travmayı normale yakın bir şekilde atlatabilmesi için uzun yıllara ihtiyacı olduğunu belirtmiştir. Ona göre normal olarak her çocuğun kaygıları vardır ve ortalama sağlıklı bir yetişkinin konumundan bakarak çocukluğu bireyin normal nevrozu olarak değerlendirir. Çocuksu kalmış olan ya da öyle kaldıkları söylenen nevrotik kişilerde bu durum ileri yaşlarda da devam eder.[1]

Rank bu hususta kayda değer şu notu düşer:

Hep aynı basit mekanizmaya sahip sayısız örnekle uğraşmak yerine, çocuk kaygısı için tipik bir durumu, karanlık bir odada (çoğu kez uyumadan önce yatak odasında) yalnız bırakılan çocuğun korkusunu ele alalım. Henüz ilksel travmanın yakınında bulunan çocuğa açıkça anne rahmindeki durumunu hatırlatır bu, ama önemli bir farkla: Anneden ayrılmış bulunduğunu bilmekte olan çocuk için rahim, karanlık oda ya da sıcak yatak tarafından sadece “sembolik” olarak ikame edilmiş görünür. Freud’un parlak bir gözlemle belirttiği gibi, çocuk sevilen kişinin varlığını (yakınlığını) yeniden fark ettiğinde (dokunma, ses, vb. yoluyla) korkusu geçer[2]

Rank’ın ifadelerinde sormamız gereken sorular şunlardır:

Burada çocuk ifadesinden hangi yaş aralığı kastedilmektedir?

Eğer çocuğun psikolojik varlığının oluştuğu bir dönem için bahsediliyorsa bizim için herhangi bir sorun görünmemektedir. Ancak yeni doğan bebek bu kapsamda ise Rank, psikolojik varlığın oluşumunu nasıl açıklamaktadır?  İnsan psikolojik tarafını doğuştan mı bilmektedir?

Rank’ın bahsettiği çocuk kavramı fizyolojik durumlardan (dokunma, ses vb.) psikolojik bir hale geçiş içindedir. Dokunma gibi somut bir davranış çocukta tamamen psikolojik ve zihinsel bir durum olan ‘yakınlık’ gibi bir hissiyat oluşturabilmektedir. Bu yakınlık hissi çocuğa sonradan annenin ve babanın davranışlarıyla öğretilmiş fizyolojik bir şey midir yoksa çocuk bu ihtiyacı doğuştan zihinsel olarak mı hissetmektedir? Bunlar belirsizdir.

Bu gibi belirsizliklerin çözümü gibi bir iddiada olmasak da, en azından belirsizliğin ne olduğu ile ilgili bilgi verebilir ve daha açık hale gelmesi için katkı sağlayabiliriz.

Yeni doğan bebek üzerine gözlemler

Yeni doğan bir bebekte gözlemleyebileceğimiz en temel şey ‘huzursuzluk’ halidir. Bebek dünyaya gelişinden itibaren düzenli bir aralıkta ağlamaktadır. Bu ağlamanın temelinde yatan huzursuzluğun kaynağının bugünkü bilimin verileriyle değerlendirildiğinde ‘biyolojik’ olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü yumurtanın döllenmesiyle oluşan ve gelişen bir varlığın temeli psikolojik değil biyolojik olarak değerlendirilmek zorundadır. John Locke gibi insan dünyaya geldiğinde zihninin boş bir levha olduğu hususunda şüphelerim de olsa, psikolojinin insana sonradan eklendiğini varsayarak konuyu işlemek durumundayız.

Bu biyolojik huzursuzluk bebekte iki temel istek ile dindirilmeye çalışılır. Birincisi beslenme iken ikincisi uyumadır.

Beslenme ihtiyacının giderilmesi anne sütü vasıtasıyla yapılır. Anne karnında annenin bedeninin bir parçası olan bebek, doğum ile beraber bu bedenden ayrılır ve zaman içerisinde biyolojik ayrılıktan psikolojik ayrılığa doğru evrilir. Kendinin farkına varması da uzun bir zaman alır. Anne karnında karanlık bir ortamda her ihtiyacı kendisinin istemesine gerek kalmadan karşılanan bebek, yüksek düzeyde ışığın hücumu altında yaşamaya başlar ve bu defa bir şey istediğinde bunu bir şekilde belirtmek zorundadır. Bu belirti yeni doğan bebekte hep ağlamak olarak karşılığını bulur. Evet, yeni doğan bebek ilginç bir şekilde ağlamayı bilmektedir. Bunu nasıl bildiği ve nasıl öğrendiği ile ilgili kanaatimce net bir cevap yoktur. Bebek aynı zamanda gülmeyi de bilmektedir. İlk başta kahkaha atamasa da tebessüm etmekte, mutlu olduğunu veya haz yaşadığını ifade edebilmektedir.

Bir dahaki yazımızda gülmeyi, ağlamayı ve çocuklar için çok önemli olan uyumayı ele alacağız. Bu konuların hangi noktalarda fizyolojik hangi noktalarda psikolojik olduklarını irdeleyeceğiz.

[1] Doğum Travması, Otto Rank, Metis yay. Temmuz 2001, s.32

[2] Rank, a.g.e. s.32,33

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver'in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri'nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009'dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara'da yaşamaktadır.

1 Yorum

Yorum Yap