Bilim Felsefe Psikoloji

Çocukluğa Dair Notlar: Gülmek

smiling_baby
Yazar | Murat CANVER

Çocukluğa dair soruşturmalarımıza önceki yazımızda da değindiğimiz gibi, çocuklara has belirgin niteliklerden olan gülmek üzerinde duracağız. Bunun fizyolojik karşılıkları ve psikolojik taraflarını tartışacağız.

Kısa ve nesnel bir tanımla başlamakta fayda var:

“Fizyolojik anlamda gülmek istemli ya da istemsiz bir biçimde sinir sisteminin kas sistemini deşarj etmesidir.”

Bu tanıma göre bedenin iki büyük sisteminin etkileşimi sonucu ortaya çıkan bir durumdan bahsediyoruz. Evet, iki büyük sistemin etkileşimi olduğu muhakkak ve bu sistemlerden hangisinin etkin olduğuna gelince tabi ki deşarj eden yani sinir sistemi etken, kas sistemi ise edilgen konumdadır. Kas sistemi komutu alıp uygulayan, sinir sistemi ise komutu veren!

Peki, sinir sistemine bu komutu veren kimdir? Burada beyin karşımıza çıkar ve en nihayetinde zihnin ne olduğu sorusu ile karşılaşırız. Çünkü daha beynin işlevlerinin tamamı ile zihnin ne olduğu keşfedilmemiş alanlar olarak bilim dünyasını uğraştırmaktadır.

O halde şunu soralım: beyin gelişimi oldukça düşük olan bir bebeğin sinir sistemine verilen komut sonucu gülme eylemi nasıl ve niçin gerçekleşmektedir?

Gelotoloji gülme bilimidir; neden güldüğümüz sorusu hakkında çok eski zamanlardan bu yana çeşitli teoriler var. Aristoteles basit ve çirkin insanlara güldüğümüzü iddia eder mesela. Çünkü kendimizden daha aşağıda gördüğümüz insanlar bizde mutluluğa neden olur ona göre. Sokrates ve Platon ise kişisel engellerimizin garip bir şekilde görüntülenmesi ve karakterize edilmesi olarak açıklar kahkahalarımızı. Daha modern zamanlardan Francis Hutcherson komedi teorisini ortaya atar ve der ki “Gülmek kendimizden farklı olanları ayırt ettiğimizin göstergesidir.” Yani bu mantıkla gülmenin temelinde bir yere ya da gruba ait olma hissinin yattığı çıkarımını yapabiliriz. Belki de bu yüzden bir grup arkadaşın dalga geçtiği yabancıya grup içindekiler güler, dışındakiler kızar. [1]

İnsanın neden güldüğünün anlaşılması için onun ilk ne zaman gülmeye başladığının ve gülmeye başladığı bu dönemde niçin gülmüş olabileceğinin araştırılması lazımdır. Bu nedenle insanın sosyalleşmeden önceki dönemi olan bebekliğe inmek gereklidir. Burada Aristo da dâhil olmak üzere gülmenin hep sosyal boyutundan bahsetmektedir. Sosyal yönü olmayan bir bebeğin niçin güldüğünün cevabı olamaz. Yine Hutcherson’ın açıklamaları bizim için tatmin edici değildir. Çünkü bebeğin farklı olanları ayırt edebilmesi için önce benlik duygusuna sahip olması gerekmektedir. Hâlbuki yeni doğan bir bebek uzun bir süre annenin parçası gibi davranmaktadır.

Gülmenin biyolojik faydalarını incelersek belki de bebeğin gülmesinin ardındaki sır perdesini aralayabiliriz. Buyurun:

Kan akışı. Araştırmacılar, insanlara komedi veya dram izletildiğinde bunun damarlar üzerindeki etkilerini çalıştılar. Gösterimden sonra komedi izleyen grubun damarları kolaylıkla daralıp genişleyerek normal bir şekilde hareket etti. Fakat dram izleyen insanlardaki damarlar kan akışını kısıtlayacak şekilde gerilme eğilimi gösterdi.

Bağışıklık tepkisi. Artan stresin, azalan bağışıklık sisteminin tepkisi ile ilgili olduğu belirtiliyor. Bazı çalışmalar, mizahı kullanma becerisinin vücuttaki enfeksiyonla savaşan antikor düzeyini yükseltebileceğini ve bağışıklık hücrelerinin seviyesini de arttırabileceğini göstermektedir.

Kan şekeri düzeyi. Diyabeti olan 19 kişi ile yapılan bir çalışma, gülmenin kan şekeri düzeyi üzerindeki etkilerine baktı. Yemekten sonra grup sıkıcı bir seminere girdi. Sonraki gün grup aynı yemeği yedi ve sonra bir komedi izledi. Komediden sonra grubun kan şeker düzeyi seminerden sonra olduğundan daha düşüktü.

Gevşeme ve uyuma. Gülmenin faydalarına odaklanma aslında Norman Cousin’ın,”Bir Hastalığın Anatomisi” adlı hatıralarıyla başladı. Eziyetli bir omurga hastalığı olan ankilozan spondilit  teşhisi konan Cousin, komedi filmlerinden oluşan bir kürün kendisini daha iyi hissettirdiğini buldu. On dakika gülmenin, iki saatlik ağrısız bir uyku çekmesine izin verdiğini söyledi.[2]

Bebeğin kan akışının, kan şekeri düzeyinin ayarlanması, bağışıklığının kuvvetlenmesi ve uykuya çok ihtiyacı olduğu dönemde uyku düzeninin sağlanması için gülme eyleminin gerçekleştiğini var sayarsak, şu sorulara cevap aramamız gerekir:

Bebeğin vücudunda sağlanacak takviyeler neredeyse tamamen anne sütü ile sağlanmasına rağmen, bağışıklık gibi temel bir ihtiyaca gülme ile destek sağlanması doyurucu gelmemektedir. Bebeğin bağışıklığının sağlanması için gülmeye ihtiyacı yoktur. O halde bu bebek başka bir nedenle gülmektedir. Peki, bu neden nedir?

Kişileri ve nesneleri tanımaya başladıkça gülme düzeyindeki artış, onun psikolojik yönünün artması ile doğru orantılıdır. O halde bu bebek biyolojik gereksinimlerinin dışında psikolojik bir ihtiyaçla gülmektedir. Peki, bu ihtiyaç nedir?

Biraz da psikolojik ve manevi tanımlara eğilirsek Umberto Eco’nun Gülün Adı adlı eserinde geçen diyaloglar doyurucu olacaktır:

Gülme bedenimizin güçsüzlüğüdür; yozlaşması, yavanlığıdır. Köylünün eğlencesi, sarhoşun özgürlüğüdür; kilise bile akıllıca davranarak, şölenlere, şenliklere, panayırlara, insanı neşelendirerek öteki isteklerden ve tutkulardan uzak tutan bu günlük yozlaşmaya izin vermiştir… Ama gene de gülme, basit insanların savunması, halk için kutsal olmayan bir gizem olarak kalır.

“…Tanrı’nın kurulu düzenine başkaldırmaktansa, yemeğinizi yiyip sürahilerle şişeleri devirdikten sonra, düzeni alaya alan pis güldürülerinizin tadını çıkarın. …eşekler ve domuzlara yaraşır cümbüşlerde kendinizi yitirin… ama burada, burada… burada (bu kitapta), gülmenin işlevi tersine dönüyor, sanat düzeyine yükseltiliyor; bilginler dünyasının kapıları gülmeye açılıyor; böylece gülme, felsefenin ve hain tanrıbilimin konusu oluyor. …Gülmek, köylüleri şeytan korkusundan kurtarır; çünkü aptallar şenliğinde, Şeytan da bir zavallı aptal olarak belirir; bu yüzden de denetim altına alınabilir. Ama bu kitap insanın kendisini Şeytan korkusundan kurtarmasının bilgelik olduğunu anlatabilir. … Gülmek, bir köylüyü bir an için korkudan kurtarır. Ama yasa korku aracılığıyla kendini kabul ettirir; yasanın gerçek adı Tanrı korkusudur.”

Eco’nun diyalogları da sorularımıza cevap veremiyor. Çünkü burada da insanın sosyalleştikten sonraki dönemine işaret vardır. Hâlbuki biz insanın ilk doğduğu anda niçin güldüğünün peşindeyiz.

Sahi niçin güleriz? Bunun cevabını belki de sonraki yazılarda inceleyeceğimiz ağlamak ve uyumak üzerindeki bilgimiz arttıkça bulabileceğiz.

[1] http://vesaiire.blogcu.com/neden-guleriz-hic-merak-ettiniz-mi/4736956

[2] http://www.hemensaglik.com/makale/gulmenin-vucuda-etkileri-nelerdir

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver'in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri'nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009'dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara'da yaşamaktadır.

1 Yorum

Yorum Yap