Psikoloji

Çocukluğa Dair Notlar: Narsisizm

Yazar | Murat CANVER

 

Uzun bir aradan sonra yeniden “Çocukluğa Dair Notlar” dizisine dönmenin mutluluğunu yaşıyorum. Bu beklenmedik aranın verilişinde belki toplumsal belki de bireysel gündemlerin ehemmiyetinin etkisi olduğu gibi, tamamlanması gereken ‘ödevler’in de katkısının olduğunu yadsımanın zor olduğunu düşünüyorum. Yazı dizimin bu halkasında ‘çocuk narsisizmi’ ya da kendi tabirimle ‘doğal narsisizmi’ inceleyeceğim.

 

Efsane şöyle:

Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte âşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dediğimiz yankılara dönüşür. Olimpos dağında yaşayan tanrılar bu duruma çok kızar ve Narkissos’u cezalandırmaya karar verirler. Günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine âşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü. O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, aynı Ekho gibi Narkissos da günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.[1]

 

Narsisizm adını Narkissos’tan ve onun efsanedeki bu halinden alır. İnsanın kendisinden başka hiçbir kimseye ve hiçbir şeye doğrudan bir ilgi duymamasıdır. Narsisist kişilerde zaman zaman yapay olarak görünebilen böyle bir ilgi ancak dolaylı bir şekilde var olabilir. Dışardaki kişi ya da nesne, kendi varlığı ile olan ilişkisinden dolayı cezbedici ya da ilgi çekicidir. Narsisizm psikolojik olarak dış dünyadan soyutlanma ve nesnelere karşı ilgisizlik olarak tanımlanır.[2] Ancak burada nesnelerden kasıt, kendi dışındaki öznelerin nesneleştirilmesini de içermektedir. Bu açıdan bakarsak;

İnsan ana rahminde dış dünyadan soyutlanmış bir biçimde gelişir. Gelişimin bu ilk evresinde dış dünyadan ve nesnelerden soyut bir dünyada bulunmaktadır. Bu durum mutlak narsisizm olarak tanımlanmaktadır. Doğum ile beraber bu mutlak narsisizm durumu sona erer. Yerini doğal bir narsisizme bırakır. Bu narsisizm çeşidini niçin doğal olarak adlandırıyoruz? Çünkü narsisizmin bu türü insanın hayatta kalmasını ve yaşamını devam ettirmesini sağlamaktadır. Yenidoğan çocuk için karnının doyması ve uykusunu iyi almış olmasından başka hiçbir şey önemli değildir. Kendi varlığını bu derece öncelemek – burada anne sevgisini göz ardı edemeyiz- bebeğin yaşama tutunmasının tek yoludur. Bu doğal narsisizmin şiddeti sağlıklı gelişim süreci içerisinde yavaş yavaş düşer. Çocuk nesneler ve kişilerle tanışır, kendi benliğinin farkına varır. Kendi benliğinin farkına varmak, kendisinin dışında bir dünyanın var olduğunun idraki ile mümkün olurken, narsisizmin şiddetinin zamanla düşmesi ancak ve ancak tek önemli olanın kendi olmadığının farkına varması ile olabilir. Bu açıdan çocuğun bir kardeşinin olması onun narsisistik güdülerinin tırpanlanmasını hızlandırır.

Peki, bu doğal narsisizmin seviyesi düşmez ve çocukluktaki gibi kalırsa ne olur? Bu durum niçin sakıncalıdır? İnsanın kendi yaşamını devam ettirmek istemesinde ve kendini sevmesinde ne gibi bir sakınca vardır?

İnsanın belirli düzeyde kendini sevmesinde ve yaşamını devam ettirmesinde hiçbir sakınca olmadığı gibi çocukluğundan bu yana zihninde bulunan doğal bir güdü olarak durmaktadır. Sakıncalı olan çocuklukta yaşamın devamının ehemmiyeti için doğal olarak çocukta var olan yüksek düzeydeki narsisizmin devam etmesidir. Çünkü çocukluktaki narisisizm bir şey yapmış olmaktan dolayı bulunmaz aksine bir şeye sahip olmaktan dolayı bulunur. İnsanın bir şey yaptığında bu eserini sevmesi ve yapmış olmaktan duyduğu sevinç oldukça doğal ve korunması gereken bir haldir. Ancak insanın bir şeye-beden, zenginlik vs.-  sahip olduğundan dolayı duyduğu haksız gurur, kendisinin dışındaki nesne ve özneleri aşağılayarak kendisini yüceltmesi ile sonuçlanır. Bu nedenle narsisizmin çocuklukta bulunan sahip olmaktan kaynaklı halinin, normal ve sağlıklı gelişim sürecinde bir şey yapmaktan ve fiillerden kaynaklanan haline dönüşmesi gerekmektedir.

 

[1] http://epochtimestr.com/index.php/nergis-ile-yanki-narkissos-ile-ekho-efsanesi

[2] Erich Fromm, Sevginin ve Şiddetin Kaynağı, (İstanbul: Payel Yayınevi, 2008), s. 58.

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver’in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri’nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009’dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara’da yaşamaktadır.

Yorum Yap