Psikoloji

Çocukluğa Dair Notlar: Oyun ve Gerçeklik

Yazar | Murat CANVER

Çocukluğa dair notlar yazı dizimiz oyun ve gerçeklik konusu ile devam ediyor.

Çocukluk döneminin zihinsel gelişimin sağlanması açısından en önemli faaliyetlerinden biri oyun oynamaktır. Çocuk oyun oynarken hem sosyal çevre ile etkileşimde bulunur hem de kendi evrenini kurarak gerçek dünyaya temas etmeye çalışır. Oyun kişinin hayata atılmasında, sosyal hayatta kendisinin konumlandırmasında çok önemli bir işlevi yerine getirmektedir ve bu anlamda atılan ilk adımdır. Çocuk oyun oynayarak gerçek dünyadaki tipleri, olguları hatta bazen olayları çarpıtarak öğrenmeye ve anlatmaya çalışır.

Oyun en genel anlamda çocukların dünyasında üç şeyi inşa eder:

  1. Sunulan tercihler içerisinde seçim yapma ve ihtimallerle karşılaşma
  2. Kazanma ve kaybetme kavramları ve duygusu
  3. İyi ve kötünün ne demek olduğunun canlandırılması

Bu ayrım bize oyunun çocukta inşa ettiği şeylerin üç boyutunun olduğunu göstermektedir. Tercihler arasında seçim yapma psikolojik boyutu, kazanma ve kaybetme kavramlarının oluşması sosyolojik boyutu, iyi ve kötünün ne demek olduğunun öğrenilmesi ise ahlaki boyutu ifade etmektedir.

Tercih yapmayı öğrenme ve sonsuz ihtimallerle karşılaşma çocuğun kendi evreninin temellerini inşa eder. Bir arsa olmadan inşaat yapamayacağınız, bir çözüm uzayı olmadan probleme çözüm getiremeyeceğiniz gibi, ihtimaller sahası olmadan da bir evren inşasından bahsedemezsiniz. Çocuk ihtimaller sahası ile yüzleştikçe bu ihtimallerin sonsuzluğunu sezecek ve büyüdükçe evrenini sonsuzluktan sınırlı olana doğru daraltacaktır. Tıpkı kâinatın bilim adamlarınca küçülme sürecine girdiğinin söylenmesi gibi…

Bu hususta çocukken oynadığı oyunu anlatan bir kişinin anlattıkları oldukça ilgi çekicidir. ‘Ralli’ biçiminde bir araba turu oyununda şoför ve araç kişinin kendisi, direksiyon elinde tuttuğu nihale, yarış pisti ise yaşadığı evdir. Herkes bir araba modeli olduğunu iddia etmektedir. Kişi kendisini ‘bir sürü katlı otobüs’ olarak tarif etmektedir. Bu otobüsün her katında bir kategoriden ‘şeyler’ vardır. Örneğin birinci katta hayvanlar, ikinci katta meyveler, üçüncü katta oyuncaklar gibi… Otobüsün en üst katında ise ‘her şey’ vardır. Burada dikkatimizi çeken otobüsün ‘bir sürü’ katlı olduğu söylenerek belirsizlik yani bir anlamda sonsuzluk vurgusu yapılmış, en üst katta da her şeyin olduğu söylenerek sonsuzluk vurgusu perçinlenmiştir. Çocuk yani insan daha ilk yıllardan itibaren sonsuzluğa meyilli ve yetenekli bir yapıdadır. İnsan daha sonra gerçek dünya ile tanıştıkça ve öğrendikçe dünyasını sınırlamakta, kabullenmekte ve koşullanmaktadır. Dolayısıyla hayatının ilk yıllarında ‘ütopik’ olarak dünyasını inşa eden insan, daha sonra ütopyadan gerçek dünyaya evrilir. Bu evrilme süreci hayal dünyasının kendisinden olmasa da, büyüsünden vazgeçiş ile sağlanmakta ve insan gerçekliğin salt ve sıkıcı evrenine mahkûm olmaktadır. İşte büyümenin yeni bir tanımı!

Bu hususta David Ruelle Rastlantı ve Kaos kitabında konuyu özgürlük ve mahkûmiyet açısından şu şekilde ele almaktadır:

Günlük hayatta patronunuz, sevgiliniz ya da ülkenizi yönetenlerin sizi yönlendirmeye çalıştığını sık sık görürsünüz. Size önerdikleri oyun, seçeneklerden birinin kesinlikle daha parlak göründüğü bir seçimdir. Bu seçenekte karar kıldığınız zaman karşınıza yeni bir oyun çıkar ve böylelikle kısa bir süre sonra akılcı seçimlerinizin sizi aslında hiçbir zaman istememiş olduğunuz bir yere getirdiğini görür ve tuzağa düştüğünüzü anlarsınız. Bu noktaya gelmemek için yapacağınız şey arada bir beklenmedik biçimde davranmaktır. En çekici görünen seçeneklerden uzak durduğunuz zaman kaybettiğiniz şeylerin karşılığında daha özgür olabilirsiniz. Doğal olarak hedefiniz sadece beklenmedik biçimde davranmak değil, bunu belli bir olasılık stratejisine uygun olarak yapmaktır.

Oyunun çocuğun dünyasına kattığı sosyolojik boyutta kazanma ve kaybetme kavramlarının oluşmasıdır. Her oyunda muhakkak bir kazanan ve kaybeden vardır. Genellikle her çocuk kendisinin ya da taraf olduğu tipin ve karakterin kazanmasını ister. Bu oyunlarda kaybeden ve kaybetme fiili önemsizdir, yok sayılır ve yok edilmektedir. Tıpkı eski Türk filmlerinde salt iyi ve salt kötü tiplerin sunuluşu ve bu tiplerden yalnızca salt iyinin karakterize edilmesi, salt kötünün dünyasına girilmemesi, onun adeta zihinlerden dışlanması ve evrenin dışına itilmesi gibidir.

Çocuk bu kazanma ve kaybetme oyunu sırasında iyi ve kötü tipler oluşturarak kendine göre iyinin yanında durmayı ve kötüyü bertaraf etmeyi öğrenmektedir. Ahlaki değerleri henüz oluşmadığından toplumsal değerlerle uyuşmayan oyunlar oynanabilmekle beraber, çocuk için toplum demek olan anne ve babadan alınan uyarılarla oyunları zamanla toplumla uyuşmaya yüz tutmaktadır.

Yazı dizimiz oyunda kazanma ve kaybetmeyi stratejik olarak anlatan oyun kuramı ile devam edecek…

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver'in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri'nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009'dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara'da yaşamaktadır.

Yorum Yap