Psikoloji

Delir(me)mek Elde Değil!

Yazar | Murat CANVER

Delirmek insanın elinde olan bir durum değil…

Bilinç-dışının değil belki ama bilincin yitimi ile sonuçlanan ‘talihsizlik’ olarak tanımlanan bir hal

Zihin belirli yetilere haiz bir cevher. Bilinç, zihin yetileri içerisinde insanın kimliğini tanımlayan en önemlisi belki de zihnin kendisi!

Delilik en genel tanımıyla bir bilinç yitimi olarak karşımıza çıkar. Sosyal varlık olan insanın, yaşadığı sosyal çevreden bağımsız olarak gelişmeyen bilincinin, sosyal çevreden soyutlanması yahut yeni bir sosyal çevre yaratması ile sonuçlanan delilik, insanın elinde olan bir şey değildir.

Biyolojik, fiziksel ve psikolojik faktörlerin[1] gerilimi sonucunda insanın akli melekeleri doğru işleyemez hale gelir. Bir ‘gerilim’ sonucunda insan bu hale düşer ve bu gerilim hali modern tabirle stres olarak adlandırılır.

Hikmete yani tabiata ruhunu vermiş insan için delirmek kaçınılmaz bir yazgıdır ve elinde değildir!

Homo Faber ‘in yani alet, araç üreten teknolojik insanın yazgısıdır stres. Bu nedenle çağımızın hastalığıdır. Makinaların, robotarın, zeki algoritmaların çağında insan, insanlığını yitrmemek için belki de delirmek zorundadır. Çünkü insanın evveli ve ahiri yani başlangıcı ve sonu için en yoğun olarak yaşadığı duygu kaygıdır. Doğumda bir tutunma kaygısı ile yaşamına başlayan insan, ölüme doğru yaklaştıkça bir belirsizlik kaygısı ile yüzleşir. Bu iki kaygı kaynağının dışındaki kaygılar sunidir yani sonradan eklenmiş, ortaya çıkmışlardır. Bu iki kaygı doğal ve kalıcıdır çünkü varoluşsaldır yani insanın tabiatından dolayıdır.

Her ne hikmetse çoğunlukla insanların yaşamı, doğum ile ölüm arasındaki bu suni kaygılar nedeniyle veya bu kaygıların giderilmesi ile uğraşırken son bulur. İş kaygısı, aş kaygısı, eş kaygısı, makam-mevki kaygısı, güç kaygısı vs… Pek az kişi hakiki kaygılar nedeniyle evrilir. Bu hakiki kaygılar nedeniyle evrilen Homo Sapiens, Homo Faber karşısında naif kalır ve ona mağlup olur. Homo Sapiens’in kaderi ya toplum dışına itilmek ya da aklını yitirmektir. Bu nedenle hikmete yani tabiata ruhunu vermiş insan için delirmek kaçınılmaz bir yazgıdır ve elinde değildir!

Peki ya delirmemek?
Delirmemek elde midir?

Her sabah uyandığınızda aynı günü yaşayacağınızı,

Rutinin insanlığınızı yok eden bir girdap gibi sizi içine aldığını bilerek yine de rutinin içindeki rolünüzü ifa etmek zorunda olduğunuzu,

Zihninizde değerli bulduğunuz, din ve düşünce tarihi boyunca tüm düşünür ve peygamberlerin değerli olarak beyan ettikleri kavram ve değerlerin, toplum tarafından ikinci, üçüncü, hatta dördüncü plana atıldığının, kavramların içlerinin boşaltıldığının veya çarpıtıldığının farkında olduğunuzu,

İnsanı insan yapan en büyük yeti olan bilmenin değersizleştiğini,

Şehrinizden, ülkenizden, dünyadan her gün katliam, tecavüz, kaçırma ve insan hak ve hurriyetlerinin giderek dar bir alana hapsedildiğine dair haberlerin geldiğini,

Toplumun kendi değerli gördüğü kavramları bir baskı unsuru olarak kullanarak, sizi de ‘köşe dönmece’ ve ‘köşe kapmaca’ oyununa zorlarken, dünya hayatının bir ‘oyun ve eğlence’den ibaret olduğunu,

Herkesin taraf olup kamplaştığı bir toplumda hakikattan taraf olduğunuzda, bitaraf sayılıp, bertaraf olacağınızı,

Bunca hengamede mutluluğu kitaplarda bulduğunuzu ancak onun için bile toplumsal mecburiyet ve diktelerden sıyrılmanız gerektiğini,

BİLEREK YAŞARSANIZ…

Delirmemek elde midir?

Yazının başındaki delilik tanımına dönelim:

Delilik en genel tanımıyla bir bilinç yitimi olarak karşımıza çıkar. Sosyal varlık olan insanın, yaşadığı sosyal çevreden bağımsız olarak gelişmeyen bilincinin, sosyal çevreden soyutlanması yahut yeni bir sosyal çevre yaratması ile sonuçlanan delilik, insanın elinde olan bir şey değildir.

Bu anlamda toplumdan farklı bir bilinç yapısı, toplum tarafından bilinç yitimi olarak tanımlanacağından ve toplumdan farklı düşünenlerin içinde yaşadığı toplumdan kaynaklanan memnuniyetsizliğinden dolayı zihninde yeni bir toplum inşasına yöneleceğinden;

Hayır,

Delirmemek elde değil!

 

[1] Neyin biyolojik, neyin fiziksel, neyin psikolojik veya zihinsel olduğu bugün tam olarak kesin olmamakla beraber, mevcut klasik bilgilerimize binaen bu cümleyi kurduğumu belirtmek isterim.

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver’in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri’nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009’dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara’da yaşamaktadır.

Yorum Yap