Düşünce Evren

Din, Bilim ve Teleskop

 “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Zümer-9

Günümüzde insan hayatını şekillendiren birçok etmen vardır. Hayatımıza yön veren bu etmenlerden hiçbiri din ve bilim kadar belirleyici olmamıştır. Din hayatımıza belirli kurallar, yasaklar ve sorumluluklar koyarken, bilim ise neredeyse her gün bizlere yeni alışkanlıklar ve beraberinde çeşitli kolaylık ve sıkıntılar getirmektedir.

21. yüzyılda modern insan için bilim kavramı din kavramının yerine kullanılır oldu. Materyalist ya da natüralist anlayışa sahip insanlar için bilim yeni bir din haline getirildi. Tek gerçek ve tek doğru olarak bilimden bahsedilir oldu. Bilim adeta kutsallaştırıldı. Her şey bilim ekseninde ele alınırken tanrı kavramı bir kenara atıldı ve bunun yerine bilimin otoritesine inanılır oldu.

Peki, bu değişim ve dönüşüm, içinde bulunduğumuz yüzyılda mı meydana geldi? Elbette, hayır. Batıdan kaynaklanan bu değişim ve dönüşümün başlangıcını Ortaçağa kadar götürebiliriz. Kilisenin sorgulanamaz tek güç olduğu bu dönemde bir icat batı insanının dünyaya bakışını kökten değiştirdi. Bu köklü değişikliğin sebebi teleskopun icadıdır.

“Teleskoptan daha basit gözlem aletleri bile insanların, daha önce mümkün olmayan bir şekilde gökyüzünü gözlemlemesini, ölçmesini ve gökyüzü hakkında tahminlerde bulunmasını sağladı. Nitekim Kopernik, Tycho Brahe ve bir derece Kepler, teleskoptan yararlanmadan işlerini yaptılar. Teleskopun geliştirilmesi gökyüzü hakkındaki bilgilere kesinlik kazandırdı ve tabiri caizse Batının ahlaki merkezinde bir çöküş yaşandı. Bu ahlaki merkez sayesinde insanlar, dünyanın, evrenin merkezi olduğuna ve insanlığın Tanrının özel ilgisini celp ettiğine inanıyorlardı. Kopernik, Kepler ve özellikle Galileo’dan sonra dünya, karanlık bir galaksi içinde, evrenin gizli bir köşesinde başıboş dolaşan bir şey haline geldi. Bu anlayış yüzünden Batı Dünyası, Tanrının insanlığa olan ilgisinde şüphe etmeye başladı.” [1]

Teleskopun icadından sonra batı insanının hayal kırıklığı giderek büyüdü. Evren hakkında edinilen her yeni bilgiyle beraber kâinatta ne kadar yalnız, başıboş ve aciz olduklarına dair inanç onları daha çok bilime yönlendirdi. Yıldızların, gezegenlerin, galaksilerin keşfedilmesi, dünya hakkında yepyeni bilgiler edinilmesi, dini tümüyle reddedip bilimi onun yerine koymalarına sebep oldu. Artık kilisenin değil bilimin otoritesine iman edilir oldu. Tanrı düşüncesi zihinlerde ve kalplerde öldürüldü. Kâinattaki muazzam düzen ve eşsiz sanat batıyı natüralizm, materyalizm veya ateizm gibi yeni inanışlara itti. Tanrıyı reddettikleri için tüm bunları başka bir şeylere dayandırma gereği hissettiler. Çünkü yaratılışı kabul etmek yaratıcıyı yani tanrıyı kabul etmek anlamına geliyordu.

Atom parçalandı, yıldızlar, gezegenler keşfedildi, uzay istasyonları kuruldu, hücrenin temel yapısı ve hücre çekirdeğinde bulunan genetik kodlarımız tespit edildi, anne karnındaki bebeğinin gelişiminin aşamaları en ince detayına kadar izlenebilir hale geldi. Bu örnekler artırılabilir. Peki, bu gelişmeler İslam âleminde, yani Müslümanlarda nasıl bir etki yaptı ya da yapmalı?

Allah’a inanan ve Kuran’ı hayatının merkezine alan biri için bu gelişmeler olumsuz bir durum teşkil etmez. Evrende galaksiler, galaksiler içinde güneş sistemi, güneş sistemi içinde dünya, dünya üzerinde ise biz bir nokta hükmündeyiz. Bu durum tabii ki insanda acziyet duygusu uyandırır. Uyandırmalı da. Ancak bu durumu Kuran merkezli ele aldığımızda mesele farklılaşır.

Çünkü Allah tüm bu kâinatla beraber bizleri de yaratmıştır. Bununla birlikte bize bu kâinatı anlama ve öğrenme kabiliyetini vermiştir. Yani bizi tabiatı ve tabiattaki yasaları anlayabilecek şekilde yaratmıştır. Bu anlamda Kuran’dan sonra evren de Allah’ın ikinci bir kitabı olarak düşünülebilir. Zira Kuran’da birçok ayet bizi dünyayı araştırmaya, düşünmeye ve gözlemlemeye teşvik eder. Bir başka bakışla evren de Allah’ın ayetleri hükmündedir. Bir Müslüman da Kuran’daki bu ayetlerde kendisine emredildiği üzere evreni araştırmalı ve anlamaya çalışmalıdır.

“Dünyada geniş kitleler üzerinde etkili olan hiçbir dinsel metinde; evreni, canlı ve cansız varlık süreçleriyle doğayı tanımaya, bunlar üzerinde derin derin düşünmeye, doğadaki fenomenlerden sonuçlar çıkarmaya Kuran’daki kadar yoğun teşviğe rastlanmaz.”

“Kuran açısından evreni anlamayla ilgili her türlü faaliyet Allah’ın gücünü, kudretini, sanatını, ahireti yaratmasının ne kadar kolay olduğunu anlamaya hizmet etmektedir; yani evreni tanımak Allah’ı tanımanın aracıdır. İslam açısından Allah’ı tanımak, olabilecek en önemli bir hedef olduğu için bilimsel faaliyet bu hedefe hizmet eden yararlı bir faaliyettir. Ayrıca bu faaliyet Allah’ın birçok Kuran ayetindeki emirlerinin yerine getirilmesiyle alakalıdır. İslam düşüncesini benimseyen biri için bunlar olabilecek en üst seviyede motivasyon kaynaklarıdır.”[2]

Evrenin gerçek gizemi onun anlaşılabilir olmasıdır.

Materyalist insanın içine düştüğü ikilem Müslüman için söz konusu değildir. Yani bir yandan yaratıcıyı reddedip bilimi kutsayıp, öte yandan bilimin bizlere sunduğu bu ilahi düzeni tesadüflere ya da kendi kendine oluşlara bağlamak kendi içinde çelişmektir. Bu bir çıkmaz sokaktır. Bunun tek mantıklı izahı yaratıcıyı, Allah’ı, kabul edip iman etmektir.

uzay-filmleri

“Evrenin gerçek gizemi onun anlaşılabilir olmasıdır. Onun anlaşılabilir olduğu gerçeği mucizedir.” diyor Albert Einstein. Einstein’ın penceresinden baktığımızda evrenin hala milyonlarca gizemi olduğunu söyleyebiliriz. Fakat burada dikkat edilmesi gereken husus insanların bu gizemleri araştırıp öğrenmesinin gerekliliğinin Kuran’da sıklıkla tekrar edilmiş olmasıdır. Zira anlayamayacak yaratılışta olsaydık Kuran bizleri bu şekilde yönlendirmezdi. Zihnimizin evreni anlayabiliyor olması bile yaratılışın en kuvvetli delillerindendir.

“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.” Bakara-164

“Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur. Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik.” Kaf-6,7

“De ki: Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah (aynı şekilde) sonraki yaratmayı da yapacaktır. (Kıyametten sonra her şeyi tekrar yaratacaktır) Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” Ankebut-20

“Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.” Yusuf-105

“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru, derler.” Al-i İmran-191

“O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.” Mülk-3,4

Yukarıda sıralanan bu ayetler konumuzla ilgili ayetlerin sadece bir kısmı. Benzer birçok ayet daha örnek verilebilir. Bu kadarı bile bu yazının anlatmaya çalıştığı düşünceyi ortaya koymak için fazlasıyla yeterlidir.

Günümüzde elbette birçok Müslümanın bilimi dinin yerine koyduğunu söylemiyorum. Müslümanların bilimsel gelişmeler sonucunda Allah’ın reddettiğini de iddia ediyor değilim. Benim karşı olduğum nokta, medyanın tüm imkânları kullanılarak bilime olması gerekenden daha fazla değer verilmesi, kutsallaştırılması ve bu yolla insanlığın materyalist bir çizgiye çekilmeye çalışılmasıdır. Burada amaç insanlara Allah’ı reddettirmekten ziyade Allah yokmuş gibi bir yaşam felsefesini gizliden gizliye dayatmak ve bunu insanların bilinçaltına enjekte etmektir.

Sonuç itibariyle bir Müslüman için meselenin özü şu olmalıdır: Bilim belirli bir noktaya kadar elbette önemli ve değerlidir. Çünkü Kuran-ı Kerim bize okumayı, düşünmeyi ve keşfetmeyi öğütler. Bu anlamda bir Müslümanın bilimle uğraşması hem lüzumlu hem de faydalıdır. Lakin hiçbir zaman bilimin amaç değil araç olduğu unutulmamalıdır. Bilim kâinatı bilmek ise; kâinatı bilmek Rabbini bilmektir. Rabbini bilen kendini de bilir.

Yunus’un dediği gibi; İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsin / Ya nice okumaktır.

 

[1] Neil Postman, Teknopoli, Gelenek Yayınları, İstanbul, 2008, s.39

[2] Caner Taslaman, Enis Doko, İstanbul Yayınevi, İstanbul, 2016, s.21

Yazar Hakkında

Ahmet Özaysın

Yorum Yap