Aktüel Gündem

Diyarbakır-Adana-Mardin-Bursa-Ankara-İstanbul-Kayseri…Allah Bizi Korusun!

Yazar | Fikri AKSU

Diyarbakır-Adana-Mardin-Bursa-Ankara-İstanbul-Kayseri…Sıra hangi şehrimizde? Ya da hangi kardeşimizde? Allah bizi korusun! Kimse istemez tabi…Kim ister ki? Eminiz yıllardır ülkeyi yöneten iktidar, kendi çapında kısır döngü içerisinde dönen muhalefet de istememiştir. Ama bu olaylar gerçekleştiğine göre birilerinin bunu istediği de aşikar…

Safiyane tanımlamalar içerisine girmeye gerek yok. Tanım belli: Türkiye savaşta!

Ülkemde patlayan bombalardan birinin bir ülkenin envanterine kayıtlı olduğu tespit ediliyorsa, gayri resmi veya gizli de değil, resmi ve açık bir savaşta olduğumuz ortadadır.

Savaş esnasında olağanüstü durumlar geçerlidir. İlan edilen ‘Olağanüstü Hal’i bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Muhalefetin biraz daha sabırlı olması gerekir. Yaşadığımız olağan dışı şeyler ortadayken…

Bu günlere nasıl geldik? Hiç bir şekilde gündelik olaylara değinmeden bir analiz yapacağım. Bir kesim diyecek ki ‘Dış güçler’, ‘şer odakları’, ‘Küresel sermaye’ ‘Yahudi lobisi’ veya ‘Faiz baronları’ yaptı!

Ben de diyeceğim ki, doğrudur, onların bu ülke ve millet üzerinde hesabı vardır. Planlar yapar, uygulamaya koyarlar. Bu planların ekonomik, kültürel, psikolojik, sosyolojik ve askeri yönü vardır. Bugün işin askeri kanadı terör örgütleri vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Bu örgütleri destekleyen ülkeler bu teröristlere envanter, malzeme, ekonomik destek de sağlamaktadırlar. Yani özetle düşman uyumuyor, her an bir faaliyet içerisinde, plan yapıyor, uyguluyor.

Peki biz ne yapıyoruz? Ya da ne yaptık?

Bugün maruz kaldığımız saldırılar özetle iki ana kanaldan gelmektedir. Birincisi IŞİD, ikincisi ise PKK. ( TAK vs. gibi isim değişiklikleri önemli değildir. Kanal aynıdır) Yani biri Suriye’deki iç savaş nedeniyle vukua gelen gelişmelerden ötürü maruz kaldığımız bir durumdur, yani dış kaynaklıdır. Diğeri ise PKK’nın yıllardır Doğu’da sürdürdüğü terör eylemlerinin kılıf ve renk değiştirmiş, dağlardan şehirlere sıçramış son halidir ve iç kaynaklıdır. Bu örgütlere Türkiye’nin ilerlemesini istemeyen ülkeler tarafından muhakkak ciddi boyutlarda yardım yapılmaktadır. Hatta kurulma aşamasında dahi bu dış güçlerin parmağı ve katkısı vardır. Tüm bunlara rağmen şunu unutmamak gerekir. Bu örgütlerin en büyük malzemesi ve envanteri insandır! İlginç bir şekilde bu örgütler yurdumuzda yaptıkları eylemlerde insan kaynağının büyük bir bölümünü yine ülkemizden temin etmişlerdir. PKK’nın insan kaynağının büyük bölümü Güneydoğu’nun köyleri ve ilçeleridir. (Son dönemler hariç, geçmişten bugüne PKK Merkezlerde sayıca ve ebatça büyük eylemler gerçekleştirememiştir çünkü Merkez’de Devlet hakimdir.) El-Kaide’nin bir devamı niteliğinde olan IŞİD dahi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan kişilere eylem yaptırmıştır. Peki bu ne demek?

Bu şu demek: bu insanlar bir anda dağa çıkmamış veya IŞİD’e katılmamıştır. Bunların bir çok sebebi ve etkeni vardır. (Burada parantez açalım: Terörist = Terörist’tir. Başka bir şey değildir. Burada teröristin insani kimliğiyle ilgilenmiyorum. Çünkü fiil -silahlı eylem ya da propoganda- halindeki kişi teröristtir ve başka hiç bir kimliği dikkate alınmamalı ve gereken yapılmalıdır) Devlet ‘çözüm süreci’ denen bir süreç başlatarak terörün insan kaynağını bitirmeyi hedeflemiştir. O günlere bir muhalefet partisi lideri bu sürece ‘çözülme süreci’ demiş ve kendisine hiç kulak verilmemiştir.

Bugüne bakıldığında işlerin hiç de iyi gitmediği ve amaçlandığı gibi bu sürecin terörün insan kaynağını bitirmediği görülmüş ve Devlet yeniden terörle etkili ve fiili bir mücadeleye girmiş, çözüm süreci defterini kapatmıştır.

Her ne kadar çözüm süreci defterinin kapandığı belirtilmiş olsa da, bugün yaşadığımız saldırıların, o gün ‘barış’ adına ses çıkartılmayan gelişmelerinden kaynaklandığı da bir gerçektir. Çünkü şöyle bir gerçek daha var ki, insan kaynağı sağlamanın en temel yolu, haklı gerekçe sunup, ağır propaganda yapmaktır. Bu örgütler bu propaganda faaliyetlerini gerçekleştirirken yani onlar uyumuyorken bizlerin de uyuduğu ortadadır. Çünkü kişi bir anda intihar bombacısı olmaz, olamaz. Çaresizlik hissiyle başlayan süreçte ağır propaganda ve ideolojik gerekçelerle, biraz da uyuşturucu yardımıyla bu eylemi gerçekleştirecek kıvama gelmektedir. Çözüm süreci maalesef, örgüte böyle bir boş alan sağlamıştır.

İkinci kanal IŞİD demiştik. IŞİD’in ülkemizde yayılması ve eylem yapmaya başlaması en uzun sınırımızın olduğu Suriye’de iç savaşın başlaması ve ülkemize mülteci göçlerinin gerçekleşmesinden sonra başlamıştır. İnsani olarak mültecilerin kesinlikle alınmasını savunuyorsam da gerçek ortadadır. IŞİD’in ülkemizde hedefe ulaşan eylemler yapmaya başlaması bu mülteci alımından sonra gerçekleşmiştir. ABD’nin Küba ile yürüttüğü psikolojik savaş esnasında Küba’lı siyasi suçlulara kucak açması sonucunda, Fidel Castro’nun Küba’da ne kadar suçlu varsa muhalif adıyla ABD’ye göndermeye çalıştığını ve bunda kısmen başarılı olunduğunu da unutmamak gerekir.

Suriye’deki mültecilerin sadece çocuklara bakıldığında dahi alınmamasını savunmak mümkün değildir. Zaten bu görüşte olduğumu belirtmek isterim. Çünkü ben bireyim ve duygularım var. Yalnızca menfaatimi gözetmem, hassas yanlarım ve vicdanım da karar almamı etkiler. Ancak Devlet böyle değildir. Tamamen vatandaşıın menfaatini gözetmek zorundadır. Devlette duygulara yer yoktur, olsa dahi istenilen sonucu getirmez. Dolayısıyla mületicilerin alımı konusunda Devlet’in başka türlü davranması gerekirdi. Kararın kendisiyle ilgili olmasa da şekliyle ilgili farklı hesaplamalar yapılmalıydı. Suriye’liler milletin kucağına, şehirlerin ortasına kaderleriyle baş başa bırakılmayabilirdi. Daha sistematik ve sürece yayılarak bir alım gerçekleşebilirdi ki böylelikle alınanların kim olduğu ile ilgili tanıma süreci sağlanabilirdi. IŞİD ülkemizdeki eylemlerini yalnızca Suriye vatandaşlarına yaptırmadı, Türk vatandaşlarına da yaptırdı. Ancak daha önce bu topraklarda IŞİD yoktu, her ne kadar Hizbullah vs. gibi altyapısı olsa da! Demek ki IŞİD militanları ülkemizde ideolojik propoganda yapıp, militan sağladılar ve bu eylemleri yapacak kişilere ulaştılar. Bu propoganda boşluğuna da maalesef Suriye poltiikamız zemin hazırlamıştır.

Olan olmuştur! Bugün, milli birlik ve dayanışma günüdür. Hep birlikte Devlet’in yanında durulduğu takdirde bu savaştan yaralı ama alnımız ak bir biçimde çıkabiliriz. Bu saldırıların en temel amacı diz çöktürmek, olmuyorsa geri adım attırmak, o da olmuyorsa kargaşa ve huzursuzluk yaratmaktır. Özellikle son iki yıldır yaşadığımız süreçler anormaldir ve olağan dışıdır. Bu süreçlerde her şeye rağmen Devletimizin ve Hükümetimizin yanında kenetlenmek vatandaşlık borcudur. Bu Devlete büyük bir moral ve güç verecektir. Çünkü görünen o ki, gücümüz her şeye yetmiyor. O yüzden:  ALLAH BİZİ KORUSUN!

Yazar Hakkında

Fikri AKSU

Tahmis Dergi'de doğdu. Hayattan beklentisi burada yazarak ölmektir.

Yorum Yap