Edebiyat

Kış Öyküleri: Dolu Sokak

Tenimin ürperdiğini hissederek açıyorum gözlerimi. Odamın içinde sonsuz bir aydınlık var. Biraz daha uyumak istiyorum, omzumun açıkta kalan yanına çekiyorum yorganı. Tam gözlerimi yumuyorum ve uykuya yenilmenin eşiğine geliyorum ki burnuma kızarmış ekmek kokusu çalınıyor. Doğruluyorum yataktan, gece ayaklarımla iteleyerek çıkarttığım çorabımın eşini buluyorum, giyiyorum hemen. Nasırlı bir elden çıktığı neredeyse kesin olan kalın patikleri de geçiriveriyorum üstüne.
Pencereye yöneliyorum, güneşliği kenara çekip camı açıyorum. Yüzüme vuran soğuk ile aynı anda kulağıma çalınıyor çocuk sesleri. Burnumun ucuna bir kar tanesi düşüyor, hala umut var der gibi. Elimi uzatıp pencereden, yakalamaya çalışıyorum beyaz pamuktan düşleri. Yüzüme yıllanmış bir gülümseme oturuveriyor. Aynı anda hem yıllar öncesini yaşıyor gibiyim, hem şimdiki vakti…
Çiçeklerimden öteye bakınca gördüğüm, rengarenk berelerin altında kahkahalarla gülen çocuklara bakıyorum. Kat kat giydirmiş anneleri, tabiri caizse lahana gibi. Sokağın diğer ucunda, yan yana dizilmiş biçimsiz kardan adamlar takılıyor sonra gözüme. Kömürden, zeytin çekirdeğinden gözleri; yarısı yenmiş havuçtan burunlarıyla dikiliyorlar kaldırımın kıyısında. Hangisinin, kimin kardan adamı olduğunu bile anlayabiliyorum ilk bakışta…
Sol taraftakinin kollarını unutmuş yine bizim küçük Ahmet; en küçük odur sokağımdaki. Uzun ve heybetli olanı Elif ile Saime yapmış her halinden belli, çok özenmişler her zaman olduğu gibi. Kemal’inki henüz ben gözlerimi açamadan eriyip gitmiş olan besbelli… Başka bir armağandır sokağıma her birinin elleri; çocukluğuma parmak izleri…
Üşümeye başlıyorum ve kapatıyorum pencereyi. Mutfağa doğru yöneliyorum. Kızarmış ekmek kokusu tereyağlı yumurta ile birleşince anlıyorum ki yine iş başında bizim evin erkekleri…
Şımartmak istemiş olmalılar bu sabah beni. Eşim çayları doldururken ekmeğime çilek reçeli sürüyor oğlumun küçücük elleri. Çayın dumanı geçmeden, henüz tereyağ ekmekten süzülmeden kalkıyoruz sofradan.
Bir lahana da ben hazırlıyorum sokağa. Kat kat giydiriyorum gözümün bebeğini. İyice sarıp sarmalıyorum, atkısını beresini… Biz de hazırlanıyoruz, kapımızı kilitleyip karların üstüne atıyoruz kendimizi.
Az önce, sokağımda çağıldayan çocukların kaybolmuş sesleri… Karda belli olmuyor artık ayak izleri… Sıkı sıkıya da kapatılmış pencerelerin demirlikleri… Görünmez bir el, ağızlarını kapatıp sessizliğe hapsetmiş gibi hepsini… Oynamıyorlar, koşuşturmuyorlar, çocuk olmak dahi neşeye boyayamıyor günleri, gündüzleri…
Küçük bir kardan adam yapıyoruz ailecek, giriyoruz evimize geri.
Uyandığım sabahların hiç biri eskisi gibi değil uzun zamandan beri. Nasıl anlatsam içimdeki şeyi…
Öyle çok zaman geçti ki dolu bir sokak görmeyeli…

Yazar Hakkında

Esra Yüksel Koşu

1992 yılının Ağustos ayında İstanbul'da dünyaya geldim. İlköğretim ve lise eğitimimi bu şehrin bulutları altında tamamladım. Bu esnada okul dergilerinde ve birkaç kurumsal dergide şiirlerim yayımlandı. Eğitime ve insan ilişkisine verdiğim önemden ötürü öğretmen olmaya karar verdim. Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi'nde Kimya Eğitimi Anabilim Dalı'ndan yüksek lisans derecesi ile mezun oldum. Lisans eğitimim sırasında engelli erişilebilirliği konulu çalışmalar yürüttüm ve ODTÜ tarafından gerçekleştirilen bir yarışmada projemde derece kazandım. Eğitimimi tamamladıktan sonra İstanbul'a döndüm, halen burada yaşıyorum. 2 yıldır bir devlet okulunda Kimya öğretmenliği yapıyor, aynı zamanda da yazmayı sürdürüyorum.

1 Yorum

Yorum Yap