Gündem

Eğitim Hakkında Bazı Mülahazalar-II

Kamuoyunun değişmez gündemi eğitim… Çoğunluğun, bu kavramın tanımından dahi haberi yok ancak daha önceki yazıda da değindiğimiz gibi[1] herkesin bu hususta çok fikri var. Bu yazıda, toplumsal iletişimsizlik ve dahi çatışma, kitlesel kabalaşma; bütün bunların ana dil ve dil becerileri arasındaki bağlantısına, ayrıca bu alt başlıkların eğitimle olan dolaylı ilişkisine değineceğiz.

Klasik yazılarda olduğu gibi “eğitim” iki nokta üst üste deyip sizlere bir sözlük tanımı sunmayacağız. Zira Mevlana’nın dediği gibi: Dünle beraber gitti cancağızım/ Ne kadar söz varsa düne ait/ Şimdi yeni şeyler söylemek lazım… O hâlde, eğitim hayatın kendisidir diyelim; eğitim bir yaşam biçimidir. İnsan, her an eğitime tabiidir. Yeter ki istesin…

Hayatın günlük akışı içerisinde şiddetle burun burunayız: Okulda şiddet, hastanede şiddet, sokakta şiddet, restoranda şiddet, lavaboda şiddet, evde şiddet, iş yerinde şiddet; şiddet, şiddet, şiddet… Bir de türleri var şiddetin: Fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, duygusal şiddet, cinsel şiddet… Toplumun genelinde; kadın erkek, çoluk çocuk, yaşlı genç, okumuş ümmi, zengin fakir, çalışan işsiz herkes yukarıda sıraladığımız şiddet çeşitlerinden birine veya birkaçına maruz kalmakta.

İletişim, insanların toplu hâlde yaşamaya başlamalarından itibaren toplumsal etkileşimlerde rol oynayan sembolik mesajların karşılıklı ulaştırılmasıyla, bazı anlamları aralarında paylaşmaları sürecidir (Telman ve Ünsal, 2005). Söz konusu süreç kişiler arası ilişkinin her türünü, örgütleri ve toplumları yaratıp bir arada tutan bir harç işlevi görmektedir (Gürgen, 1997). Kültür ve iletişim karşılıklı olarak birbirini etkilemektedir. Kültür, dil ile iletilerek bireylerin sosyalleşmesi sağlanır ve bireylerin iletme yolu ve tarzı bireyler veya gruplar arasında uzun bir süre paylaşılırsa dil kültürü değiştirebilir (Gudykunst, 1997). Kaynaklarda görülebileceği üzere dil, çok yönlü etkisi olan canlı bir varlıktır. Toplumsal süreç, bu sürecin ayrılmaz bir parçası olan iletişim ve iletişim sürecinin doğal sonuçlarından biri olan kültür; dil süzgecinden geçmek durumundadır. Öyleyse burada “dil becerileri” hususuna da dikkat çekmek gerekir.

Dil öğretiminde temel beceriler genel başlıklar hâlinde; anlama becerileri (okuma, dinleme), anlatım becerileri (konuşma, yazma) olarak ikiye ayrılır (Kavcar vd.2016). Anlama becerileri,  konuşulan bir ifadeyi veya yazılı bir ifadeyi anlayabilmekle ilgilidir. Başkalarına ait duygu ve düşüncelerin işitilerek veya okunarak anlaşılmasını sağlamaya yönelik beceriler, anlama becerilerinin temelini oluşturur. Anlatım becerileri ise konuşma ve yazma becerilerinden oluşur. Bireyin kendine ait duygu, düşünce, tasarım, gözlem ve izlenimlerinin sözlü veya yazılı olarak ifade edilmesini kapsar. Bu yazının konusu ile daha çok ilgili olduğundan dolayı, dört temel dil becerisinden “dinleme” ve “konuşma” becerileri üzerinde ayrıca durulacaktır.

Dinleme, iletişimin ve öğrenmenin en temel yoludur. İletişim sürecinde, öğrenmenin gerçekleşebilmesi için, ‘kaynak’ tarafından iletilenlerin ‘alıcı’ tarafından paylaşılması gerekir. İletilenlerden alıcının yeni yaşantılar kazanabilmesi ise dinleme becerisindeki birikimleriyle yakından ilgilidir. Kaynak tarafından söze dönüştürülen bilgi, haber, tutum, duygu ve düşüncelerin algılanıp anlamlandırılması, kavranması ve yorumlanması, bir takım bilgi, beceri ve alışkanlıklar gerektirir (Sever, 2011). Dinleme, aynı zamanda bir konuşmada ileri sürülen görüş ve düşünceleri anlamak, onları bağlam içerisinde değerlendirmek, düzenlemek, aralarındaki ilişkiyi saptamak, yorumlamak ve bellekte saklanması gerekenleri seçmek gibi farklı zihinsel süreçlere ihtiyaç duymaktadır. Yani dinleme, tek yönlü bir beceri olarak ele alınmamalıdır.

Konuşma; duygu, düşünce, tasarım ve isteklerin sözle bildirilmesidir. Başka bir deyişle bir konunun zihinde tasarlandıktan sonra karşımızdakilere sözle iletilmesi işidir (Sever,2011). Konuşma, insanın insanî ilişkilerini sürdürebilmesi için, en fazla ihtiyaç duyduğu ve yararlandığı önemli bir dil etkinliğidir. İnsanlar arasındaki iletişim, büyük oranda konuşma aracılığıyla gerçekleşir. Buna göre konuşma, duygu ve düşüncelerin, dil aracılığıyla aktarılması olarak tanımlanabilir.(Aktaş ve Gündüz, 2001). Konuşmada özellikle öğrenilen dilin ses özelliklerini kavramış olmak çok önemlidir. Aksi hâlde yalnızca geniş kelime dağarcığına sahip olmak anlaşmak için yeterli değildir.

Konuşma sadece bir takım sözleri ses aracılığıyla başkalarına aktarmak olmadığı gibi; konuşmada aslında doğrudan bir kültür aktarımı söz konusudur. İletişim süreci konuşma ve dinlemeden ayrı düşünülemeyeceği gibi dolaylı olarak kültürün oluşturulması ve devamı da bu süreçlerin ayrılmaz bir parçasıdır.

Kavga, bir kültürleşme midir?

Bilimsel araştırmalar da göstermektedir ki bir toplumda kültür, büyük oranda dil aracılığıyla oluşur. O hâlde, son günlerin de toplumsal şikâyetlerinden biri olan “şiddet”, insanımızın konuşma ve dinleme eğitimsizliğinden kaynaklanmaktadır diyebilir miyiz? Kavga, bir kültürleşme midir? İnsanlar çeşitli mekânlarda ve çeşitli şekillerde birbirlerine şiddet uyguluyorlarsa üstelik bu durumun farkında bile değillerse söz konusu vaziyetin sebebi nedir?

Elbette sosyal, psikolojik hatta iktisadi birçok nedene bağlanabilecek olan bu soruların birden fazla doğru cevabı olabilir. Lakin bir eğitimci olarak mevcut durumu ihtisas alanımızdan değerlendirmekte bir sakınca görmüyoruz. Hülasa etmek gerekirse bir toplumdaki basın yayın organları, iletişimin sağlanmasına doğrudan yahut dolaylı etkisi olan bütün araçlar; aileler, anneler, babalar; topluma yön veren eğitimciler, siyasetçiler, devlet adamları, iş adamları, sivil toplum örgütleri vb. ortak kültürü oluşturmaktan sorumludur. Bu sorumluluğun yeterince taşınabilmesi ise hayat memat meselesidir. İşte bu sebeple, bir grup insanı toplum hâline getirebilmek için; dahası, bir toplumu millet hâline getirebilmek için o toplumdaki bireylere temel dil becerileri eğitiminin hakkıyla verilmesi zorunluluktur. Aksi hâlde “Gülüyorum hâline katıla katıla/Bir sözünü geçiremedin karına”, “Allah belanı versin/ Allah seni kahretsin” şeklinde sözleri olan şarkıların dinlendiği bir ülkede kadına şiddeti önleme çabalarımız bir sonuç vermeyecektir. Diğer yandan, birbirlerini dinlemeyen; dinlese bile etkin dinleme, dinlediğini analiz etme kültürüne sahip olmayan bireylerin iletişimin ayrılmaz parçası olan konuşma becerilerinin de gelişmemiş olması kaçınılmazdır.

Kısacası bütün bunların bir nihayeti olarak dinleme ve konuşma becerisine sahip olmayan; bu gelişim eksikliğinin doğal sonucu olarak da estetik zevkleri oluşamayan bir toplumun gittikçe kabalaşması; şiddet eğilimli olması ya da birbirini anlamaması şaşırılacak bir şey değildir.  Kültür, sadece olumlu şeyleri ihtiva etmez, yani son zamanların sosyolojik hastalığı kavga kültürü maalesef bir gerçektir. Kitlesel kabalaşma, toplumumuzda virüs gibi yayılmakta, insanlar birbirlerini kırmaktan imtina etmemektedir. İncitici dil ve üslup sıradanlaşmakta, toplumda iletişim sıkıntıları yaşanmaktadır.

Sonuç olarak, toplumsal bir gerçekliğin oluşabilmesinde bireysel etki göz ardı edilemeyeceği için toplumun fertlerine gücümüz yettiğince dil becerilerini geliştirecek eğitimler vermemiz; bunun nihayetinde ise onların iletişim gücünü artırmamız gerekir. Toplumsal şiddetin önlenmesi yönünde atılacak mühim adımların başında dil eğitimi gelmektedir. Herhâlde iletişim ve teknoloji çağının zirvesinde olduğumuz bu zamanlarda, eğitim ve geliştirme faaliyetlerinin icra edilmesi için yol ve yöntem belirtmemiz maksadı aşmak olur. Akşam ajanslarında kim kimi kesti, kimler kimleri dövdü diye haberler izleyip dinlemek istemiyorsak her zaman ve her koşulda hayatın kendisi olan eğitim şart. 

 Kaynaklar

Aktaş, Ş. ve Gündüz, O.(2001). Yazılı ve sözlü anlatım kompozisyon sanatı. Ankara: Akçağ Yay.

Gudykunst, W. B. (1997). Cultural Variability in Communication. Communication Research, 24(4), 327-348.

Gürgen, H. (1997). Örgütlerde İletişim Kalitesi. İstanbul: Der Yayınları.

Kavcar, C. vd. (2016). Türkçe ve sınıf öğretmenleri  için Türkçe öğretimi. Ankara: Anı yay.

Sever, S.(2011). Türkçe öğretiminde tam öğrenme. Ankara: Anı Yay.

Sever, S.(2011). Türkçe öğretiminde tam öğrenme. Ankara: Anı Yay.

Telman, N. ve Ünsal, P. (2005). İnsan ilişkilerinde iletişim. İstanbul: Epsilon Yayıncılık.

Yalçın, A. (2006). Türkçe öğretim yöntemleri. Ankara: Akçağ.

 [1] Bkz. Eğitim Hakkında Bazı Mülahazalar-I

 

Yazar Hakkında

Seda Artuç Bekteş

Şanlıurfa’da doğdu. Aslen Elâzığlıdır. 1993 yılında ilkokula başladı. İlköğretimi bitirinceye kadar, ailevi nedenlerden dolayı birçok kez okul değiştirdi. 2005 yılında Şanlıurfa Anadolu Lisesi’nden mezun oldu ve aynı yıl, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümünü kazandı. Aynı Fakültenin aynı bölümünde Yüksek Lisans eğitimini tamamladı.

Yazmak, illa ki okumak bir tutkudur ona göre. Ve kitaplar, sadece okunmak için değil aynı zamanda onlarla yaşamak içindir. Kelimelerin gizemli dünyasını çok küçük yaşta keşfetmiştir. Bu keşfi, şiirin sığ görünümlü derin sularıyla süslemiştir. Gökyüzünde bir yerlerde işitilmeyi özleyen kelimelere, mısralarla tutunmuştur…

Sessiz Sadâsız, onun ilk şiir kitabıdır. Genç yaşında çektiği sancıların ilk meyvesi, geleceğin insanlarına umut, mazinin kalplerine hasret… Şairin, Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Şiir Metinlerinden Yararlanma isimli bir kaynak kitabı ve birçok ortamda yayınlanmış makale, şiir, denemesi bulunmaktadır.

Yorum Yap