Edebiyat

Eskinin Gölgesi

eskinin gölgesi
Yazar | Tolga Sevük

Bu yazı geçmişe olan özlem değil, aksine yitirilen masumiyet, henüz yabancılaşmamış yanımız üzerine düşünülüp, kaleme alındı (Kalem dahi kullanmıyorken doğru-dürüst).

Hatıra denilince onu geçmişin dışında algılamak bilince, zamana, mekâna kayıtsızlık olur elbette. Adı üzerinde geçmiş yani geçmiş gitmiş. Peki, ne kalmış, tabii ki kırık dökük anılar, hatıralar. Hatırda kalanlar, hatırlananlar. Biraz da doğal seçilim gereği genelde iyi olanlar. Bunun ne kadar göreceli olduğu; olay, zaman, mekân, ihtiyaç gibi unsurlarla açıklanabilir yani psikanalitik olduğu yadsınamaz. Ancak ortalama bir söylemle bakınca eski arkadaş, eski sevgili, eski mahalle, eski bakkal, eski İstanbul kısaca hey gidi eski günler diye sürer gider.

Sadece arkana bakakalırsın. Yakın hissedersin ama çok uzaktır. Değişir, başkalaşır anılarını bıraktığın mekânlar, zamanlar, kişiler. Onlar da senin gibi büyüyüp adam olurlar. Hatta yaşlanıp ölürler.

Peki, nedir bu eskiye olan özlem ya da farklı bir söylemle hatıraların bize yeninin kusurlu olduğunu fısıldaması.

Öncelikle zamanın yıpratıcı etkisi herkesin bilinçaltında yerleşik, yaşlanan anne-baba, solup giden sevgili çiçeği, ölen balık… Zaman bize yeniyi değil, eskinin eskisi gibi olmayan halini sunar.

Geçmiş öğrenilmiştir, neyin ne olduğunu biliriz. Televizyon açılır, üzerindeki sekiz tuş sekiz kanalı açar –ki o kadar kanal yoktur- sınırlar belli, merakı gideren düzenek basit. Yeni ise karışık bilinmez, içinden çıkılmaz, tahmin edilemez, güvenden uzak.

Eski samimidir, kusur aramaz, herkes olduğu gibidir, öyle de kabul edilir. Mükemmeliyet sadece işini en iyi şekilde yapmakta aranır.

Eski doğaldır. Elma dalında, üzüm bağında, çiçek dalında güzeldir. Endüstriyel üretim az gelişmiş, her şey yerli yerindedir. Marketlerde tüketime özendirecek şeyler neredeyse yoktur. Her şey kararınca, ihtiyaç kadardır.

Eski sıcaktır, sıcakkanlıdır. Yaşadığınız sokakta her yaşıt arkadaştır. Dışarı bir kere çıkılır, dönüş akşam yemeğini bulur. Bir de evler vardır üst üste değil yan yana, can cana evler. Derdin varsa her hane ayrı ayrı derman olur, olmaya çalışır.

Ama işte eski eskidir. Şeyler dünyasının en yaman yanıdır. Sadece arkana bakakalırsın. Yakın hissedersin ama çok uzaktır. Değişir, başkalaşır anılarını bıraktığın mekânlar, zamanlar, kişiler. Onlar da senin gibi büyüyüp adam olurlar. Hatta yaşlanıp ölürler.

Dediğim gibi aslında eskiye özlem değil bu, değişimin hazmedilememesidir. Belki çağın gençliği sevmesi bizi yaşlanmaktan korkutur. Burada suçu zamana atmamak gerekir belki de, hatta belki de zaman yoktur da, değişim vardır sadece. Herakleitos’un dediği gibi “aynı nehirde iki kere yıkanmaz”. Her yıkanma aynı anı değil artık, değişen şeyler var. Su değişir kir değişir, yüzen balıklar değişir. Bunu takip etmek zordur, kolay yolu onu zaman parçacıklarına bölmek ve yönetmek, anlardan, anılardan bir dünya yaratmak -ki değişim zamanın en ufak parçalarına kendini eşit bölüştürerek ilerler. Zamanda boşluk bırakmadan ilerleyen değişimin, nerede başladığını ya da nerede son bulduğunu bilememek, ona ait düşüncenin de güçsüzleşmesine ya da yok olup gitmesine sebep olur. Bize düşen, zamanın sonsuzluğunu anlayıp, geleceğe geçmişin gölgesini düşürmeden bakmak, onu geçmişe bakıp algılamak, geçmişin sınırlarından çıkıp geleceğe yelken açmak.

 

Yazar Hakkında

Tolga Sevük

Yorum Yap