Edebiyat

Geçmiş Zaman Sorunsalı

 Bugüne dek eline kalem almış, içine derin bir nefes çekmiş ve yazmaya başlamış her kişinin kalbinden akan en net zamandır geçmiş. Okuduğu bir kitabın satır arasında, bir şiirin kalbinde, bir şarkının son cümlesinde kendi geçmişine dair yolculuğa çıkmamış kimseyi tanımadım. Sıcacık çay bardağıyla ellerin ısıtıldığı, küçücük odalarda yapılan dost meclislerinde bir zaman sonra kahkahaların yerini durgunluğa bırakması ve bu bağlamda herkesin aklından geçirip söylemekten çekindiği gerçek; geçmişin hiç geçmemiş olması.
   Hal böyle olunca kafamda bazı soru işaretleri oluşuyor. Nedir bu geçmişin büyüsü? İnsan neden geçmişten kurtulamaz? Geçmiş iyi veya kötü olmaksızın neden kalp sızlatır? Geleceğe yönelik konuşurken dahi neden geçmişe atıfta bulunulur? Geçmeyen şey nedir?  Geçmiş neden gölgesinden kurtulmamıza izin vermez? Neden geçmişi özgür bırakmak istemeyiz?
   Kafamda oluşan sorular kendi yanıtlarını da içlerinde gizliyor. Bunu fark ettiğimde insanın acıdan beslenmesi sorunsalıyla bir kez daha karşı karşıya kalıyorum.
Geçmiş dediğimiz kavram, yaşanan anın hemen öncesinden aldığımız ilk nefese kadar süregelen aralığı anlatır. Bakın burası önemli, yaptığım tanım dahi bir cevap niteliği taşıyor. İlk nefes diyorum. Ömür boyu sayısız kere nefes alıyor ve bu sayede yaşamı sürdürüyorken hiçbirisi alınan ilk nefesin yerini tutmuyor. O ilk nefes ki yaşamak nedir tanıtıyor. Ciğerlerimize ilk defa hayat dolması anını anlatıyor ve hal buyken sonrasında alınan hiçbir nefes onun yerini tutmuyor. Geçmişin bir türlü geçemeyen bir hadise oluşunun en önemli noktasıdır bu: her şeyin ilki kıymetli ve sonrasında yerine ne koysan tam olmuyor.
   Kalıplaşmış lakin hatırı sayılır ölçüde doğruluğu kanıtlanmış bir söyleme dem vuralım. Her şeyin yenisi dostun eskisi makbuldür. Niçin? Halbuki o zamanlar neden arkadaş olduğumuzu, kime dost dediğimizi bile tam olarak bilmiyorduk. Manasını ve ehemmiyetini tam algılayamadan dostum dedik çoğu kişiye. Arkadaş ve dost arasındaki ayrımı yapmamız uzun zaman aldı. Büyüdükçe, zaman geçtikçe, yeni insanlar, yeni hırslar, yeni arayışlar gördükçe yeniden geçmişe dönüşümüz başladı. Telaşsız ve acelesiz ilk kucaklaşmamızın yerini dolduramadı sonradan gelenlerin hiçbiri. Çocukluğun masum tebessümlerinde beraber top oynadığımız, akşam ezanı okunana dek ip atladığımız arkadaşlarımızın tadını alamadık kimseden. Niyetin sevmek ve sevilmekten fazlası olduğu gerçeğiyle yüzleştiğimiz vakit geldiğinde, pişmanlıklar, öfkeler, ihanetler beynimizi sarmalamaya başladığında hep o eski cümle takıldı dilimize: her şeyin yenisi dostun eskisi makbul…
gecmis-zaman sorunsalı
   Gözlerinin etrafı harelenmiş, yüreği demini çoktan almış dedelerimizle olan sohbetlerimize bakalım birazda. Dillerinden düşmez gençlikleri… ‘Bizim zamanımızda’ diye başlayan cümlelerinin sonu gelmez. Sahi, ne vardır onlara derinden bir ahh çektiren eski zamanda? Neden memnun olmazlar bugünden? Oysaki zamanında yok paralara çalışmış, tek göz odalarda yaşamış, aynı entari ile bir haftayı geçirmiş, çoğu geceler karınları aç uyumuş, yokluk çekmişlerdir. Bugün kaloriferli sıcacık evlerinde, kat kat kıyafetlerin içerisinde, mükellef sofraların başköşesinde oturdukları halde neden kaynaklanır bu tatminsizlik? Geçmişte sahip oldukları ama bugün sahip olamadıkları şey ne?
   Muhtemel ki çocuk yaşlarda gözünüzden ilk damla yaşın aktığı, kalbinizi ilk sızlatan adam/kadından bahsedelim. Bu cümleyi okurken yüzünüzde oluşan o belli belirsiz tebessümün sebebidir benim merak ettiğim. İster iyi hatırlıyor olun, ister kötü hatırlıyor olun fark etmiyor. Yıllar sonra bir gün bir muhabbette ilk aşk dendiğinde sebepsiz bir gülüş beliriveriyor gamzelerinizde. Neden? Oysaki bir dakika öncesine kadar zerrece aklınızdan geçmiyorken ismi, unutmak kelimesinin dahi kullanılmadığı kadar çıkartmışken benliğinizden, ilk aşk neden gülümsetir kişiyi?
   Geçmemiş zaman sorunsalımın çözümlemesini yaparken kendime sorduğum her soruda aynı cevaba ulaştım.
Bir an öncesi dahi geri gelmiyor. Zaman devamlı akan ve geri sarılması mümkün olmayan karmaşık bir kavram. Bugün geçmişte sahip olmadığınız her şeye sahipsiniz, gelecekte de bugün sahip olamadığınız her şeye sahip olacaksınız; dün dışında. O asla geri gelmeyecek olan; pişmanlıkların yahut mutlulukların tekrar yaşanmasına fırsat tanımayan, akıp giden, dönüp baktığınızda daima bugünden güzel olan… Büyüdükçe, içimizde büyüyen hırslardan ve mantık çerçevesinde kendimize hak gördüğümüz zırvalıklardan uzakta, masum kalan yanımız. Bize her şeyi veren zaman, çirkinleştiriyor bizi. Geçmişte hayalini kurduğumuz her şeyi zamanı geldikçe elimize veren ama hayallerimizi bizden çalan kavramın adıdır zaman. Geçmişin hiç geçmemiş olmasının sebebidir bu. Bugün sahip olduğumuz her şey dün hayallerimizi süslüyordu, artık hepsine sahibiz. Geçmişe ve geçmişte kurduğumuz hayallerin güzelliğine ise bir daha asla sahip olamayacağız. Zaman geçecek ama içimizden hala geçmemiş pek çok anı da akıp giderken götürecek. Gün gelecek, hayalsiz ve zamansız, yalnız kalacağız.

Yazar Hakkında

Esra Yüksel Koşu

1992 yılının Ağustos ayında İstanbul'da dünyaya geldim. İlköğretim ve lise eğitimimi bu şehrin bulutları altında tamamladım. Bu esnada okul dergilerinde ve birkaç kurumsal dergide şiirlerim yayımlandı. Eğitime ve insan ilişkisine verdiğim önemden ötürü öğretmen olmaya karar verdim. Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi'nde Kimya Eğitimi Anabilim Dalı'ndan yüksek lisans derecesi ile mezun oldum. Lisans eğitimim sırasında engelli erişilebilirliği konulu çalışmalar yürüttüm ve ODTÜ tarafından gerçekleştirilen bir yarışmada projemde derece kazandım. Eğitimimi tamamladıktan sonra İstanbul'a döndüm, halen burada yaşıyorum. 2 yıldır bir devlet okulunda Kimya öğretmenliği yapıyor, aynı zamanda da yazmayı sürdürüyorum.

Yorum Yap