Aktüel

Röportaj: Göç Kriz Konusu Olabilir Ancak Yönetilebilir Bir Meseledir

Yazar | Editör

Tahmis Dergi olarak Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Göç politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Merkez Müdürü ve İçişleri Bakanlığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Göç Araştırmaları Merkezi, Kurucu Merkez Müdürü (2014 – 2015) Yrd. Doç. Dr. Ali Zafer SAĞIROĞLU ile göç üzerine doyurucu bir sohbet gerçekleştirdik. Röportajda Suriyelilerin göçü ve göçün özellikle sosyolojik açıdan ele alındığı bir çok soru ve cevabını oldukça anlaşılabilir bir dille ele alındığı  ve okuduktan sonra göçe dair farklı bir bakış açısı kazanacağınız yeni düşünceleri bulabilirsiniz.

Hocam merhaba Suriye’de yaşanan iç savaş nedeniyle Türkiye’ye yoğun bir göç yaşandı. Irak savaşında da benzer durumla karşı karşıya kalmıştık. Türkiye bu anlamda göç ve göçmenlik ile yüzleşmek durumunda. Aslında Türkiye göç almaya ve göç vermeye yabancı bir ülke değil. Hemen hemen herkesin ailesinde Almanya’ya göç etmiş birileri bulunmakta. Bu anlamda nasıl değerlendirirsiniz Türkiye’nin göç ile olan hikâyesini?

Türkiye iki imparatorluğun yaşadığı bir coğrafyada kurulmuş bir ülke, bu anlamda bu coğrafyada tek bir ırkın ya da kimliğin yaşadığını düşünmek mantığa aykırı. Ortaçağdan itibaren üzerinde yaşadığımız Anadolu coğrafyası Yahudiler, Çerkezler, Tatarlar gibi birçok halkın göçüne şahitlik etti. Biz klasik anlamda ABD, Kanada gibi birer göçmen ülkesi olmasak da bir göç ülkesiyiz. Bu durum Türkiye’nin jeopolitik konumu ile birlikte tarihsel ve toplumsal köklerinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bu durumun aslında bize yabancı olmadığını söyleyebiliriz.

Türkiye’de göçmenler halk tarafından büyük bir problem olarak görülüyor.

Biz çok kısa bir sürede dünyanın mülteci stok ülkesi haline geldik. Çok kısa sürede, çok büyük bir kitleyi aldık. 30 yıl içinde bu rakamı Türkiye’ye almış olsaydık Türkiye, hem siyasi hem de toplumsal olarak bu duruma daha rahat adapte olabilirdi. İvmesi yüksek biçimde alınan göç dalgası meselenin bir kriz, bir sorun ekseninde tartışılmasına neden oldu. Aslında göç meselesi bir kriz ya da bir sorun meselesi değildir, olabilir de. Almanya’ya giden Türk işçiler gibi ekonomik ya da gönüllü göçmenler gibi insanlar gittikleri yere sadece külfet olmazlar katkı da sağlarlar. Suriyelilerin Türkiye’ye ekonomik etkilerini çalışıyoruz. Ortaya çıkan tablo sadece külfet olduğu değil aynı zamanda katkı olduğunu gösteriyor Suriye ile ihracat rakamlarımıza bakın; Suriye ile en iyi olduğu zamana göre ikiye katlamış durumda bu rakamlar, TL bazında tabii.

Ülke de savaş olmasına rağmen bu rakamlar nasıl olabiliyor?

Savaş olunca hayat sona ermiyor ki orada bombaların dışında da devam eden bir hayat var. Oradaki insanlar rejim ile yapamadıkları alış verişi bir şekilde ihtiyaçlarını gidermek için dışarı ile yapmak zorundalar bunu da burada en rahat Türkiye ile yapabiliyorlar. Keşke orada istikrar olsaydı orada şimdi yaptığımız ticaretin çok daha fazlasını yapabilirdik çünkü bu ticarete rağmen harcadığımız 25 milyar dolar var. Ortadoğu ülkelerine de bakarsak Türkiye Arap baharından önceki döneme göre bu ülkelere olan ihracatını  %80-90 artırmış durumda Suriye’den gelen mülteciler orada bulunan ticari bağlantılarını da getirdiler. Bunun önemli bir etkisi var.

5

 

Türkiye’ye gelen Suriyeliler ara eleman açığını kapattı mı? Bu konuda söylemek istedikleriniz neler.

Dünya Bankasının 2013-2014 yılını analiz eden bir raporunda Suriyelilerin Türkiye’ye gelmesinin işsizlik üzerinde anlamlı derece bir etkisini olmadığı söyleniyordu. Ama bu 2015-2016 yılı için geçerli değil. 2015 ve 2016 yılında gelenlerin sayısında bir artış var işsizliğin artmasında darbe girişimi,  ülkenin ekonomisin de yaşanan durgunluğun da etkisi var. Suriyeliler geldiklerinde ücretleri aşağı çektiler ama son iki yıldır yaptığımız araştırma verileri bize şunu gösteriyor ki Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarına yakın ücret ya da asgari ücretin biraz üstünde ücret alıyorlar. Ekonomi bakanlığının bir verisi vardı çalışan Suriyelilerin sadece yüzde 30 unun asgari ücretin altında bir ücretle çalıştığına dair. Türkiye’nin yerli iş gücü ile kapatamadığı bir alan var mıydı? Evet vardı. Son yirmi yıla bakarsak 99’larda 3500 dolarlarda olan kişi başına düşen milli gelir bugün 11000 dolarlar civarında bu üç katı bir büyümeye tekabül ediyor böyle bir gelişme insanlarda çalışma kültürü gibi unsurlarda değişiklik görülmesine sebep olur. Zor bir işte çalışan insan her zaman daha kolay ve daha fazla gelir getiren bir iş arar, yaptığımız saha araştırmalarında sanayi ve tarım sektöründe çok ciddi iş açığı olduğunu tespit ediyoruz.

Bu nitelikli iş gücü açısından yapılmış bir araştırma mıdır?

Her ikisi de ama burada söylediğim kalifiye olmayan ve yarı kalifiye olan kısımlar içindir. Mesela 2500 lira maaşla kaynak ustası arıyor insanlar sanayinin birçok yerinde özellikle imalat sanayinde elaman bulamadığından şikâyetçi işveren, Ankara sitelerde yaptığımız araştırmada da yine neden Suriyeli çalıştırıyorsunuz diye sorduğumuzda; verilen cevap dikkat çekici. Türk işçi birkaç ay sonra daha rahat bir işe geçiyor diyorlar.

Türkiye’de iş meselesi sadece para ile alakalı değil. Çalışma şartları da önemli sanayide çalışacağına güvenlik görevlisi olarak çalışmayı tercih ediyor burada ücret değil şartlar ön plana çıkıyor.

Göçmenler çalışma konusunda birçok zorluğa katlanıyor bunu geçmişe baktığımızda da görebiliyoruz, Almanya’ya giden Türk işçileri özellikle 1. nesil çok zor ve kötü şartlarda çalışmayı kabul etmişler.

Almanya peki neden aldı Türk işçilerini, hâlbuki onların bütünleşme ve uyum gibi büyük sorunları var, buna rağmen neden hala alıyorlar, çünkü işgücü açısından ihtiyacı var. Almanya gibi nüfusu yaşlanan ülkeler kendi işgücünü kendi insan kaynaklarından sağlayamıyorlar. Sadece Almanya değil Avustralya, ABD de aynı.

immigrant-workers

Fakat Türkiye bunların dışında tutulabilir genç nüfus açısından bakılırsa.

Biz gelişmiş ülkeler kategorisinde değiliz ama gelişmemiş bir ülke de değiliz. İktisatçı değilim işi abartmak niyetinde de değilim ama Türkiye dünyanın 17. Büyük ekonomisi. Bu göz ardı edilebilecek bir şey değil.

Ben göçmenlerin bu durumunu lokomotife benzetiyorum ve buna “lokomotif etkisi” diyorum. Bir lokomotifin üzerine kömür yükleseniz ne olur, yük olur. Ama aynı zamanda kazana atacağın enerji de olur. Bu nasıl kullandığınıza bağlı hem yük olur hem de enerji sağlar bu lokomotifinizin büyüklüğüne bağlıdır.

Hocam Suriyeli mültecilerin alımında Avrupa çok sistematik ve deyim yerindeyse seçerek alım yapıyor, peki Türkiye de bunu yapamaz mıydı?

Hayır, Türkiye bunu yapamazdı. Savaştan, ateş altından kaçıp gelen insanlara karşı durun, ben sizi bir seçeyim diyemezdi Türkiye, çünkü bu hem insani hem de uluslararası hukuka da uygun değildi.

Ülkede artan terör olaylarını göçmenlerin artan girişi ile ilgili olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Muhakkak bu doğrudan ilişkili bir durum, ilerde daha da büyük riskleri barındıyor ülkemiz için, şu anda 500 bin 5 yaş altı çocuk bulunuyor ülkede. Bu çocuklar ya Suriye’de doğdu buraya geldi ya da burada doğdu. Bakanlığın rakamlarına göre 185 bin çocuğun burada doğduğu tespit edildi. Fakat Suriyeliler kız çocuklarını yazdırmıyor nüfusa. 2016 rakamlarına göre 500 bin okula devam etmeyen çocuk var, bu çocuklar Suriye’de de doğsa burada da doğsa Türkçe öğrenerek büyüyorlar. 1,1 milyon çocuk kabul edilebilecek yaşta -15 yaş altı-insan bulunmakta. 2 milyon çalışabilecek Suriyeli insan var Türkiye’de. Bunları iyi kanalize edebilirseniz sizin için iyi birer enerji.

Hocam geri dönüşten bahsedelim biraz Avrupa’ya giden Türk işçilere bakacak olursak  1. Nesil her zaman dönmek istemiş, bu nesiller değiştikçe kalıcılığa doğru giden bir sürece dönüşmüş. Almanya artık misafir işçi kavramını da kullanmıyor, Türkiye’ye baktığımız zaman kampların isimleri ve göçmenler için kurulan yerlerin adında da hep geçicilik kavramı var. Sizce geçicilik kavramı geçici midir?

Geçti bile. Türkiye’nin geçici kelimesini kullanmasını önemli bir sebebi var. Türkiye bir savaştan kaçarak kendisine sığınan insanlar için 1951 de imzaladığı Cenevre sözleşmesi kapsamında kendisinin taraf olduğu Mültecilerin uluslararası hukukunu düzenleyen ve Türkiye’nin şartlı tarafı olduğu sözleşmede şunu dedi Türkiye: “Sadece Avrupa kıtasından gelenlere mültecilik hakkı veririm, diğerlerine ben kendi iç hukukuma göre uluslararası koruma ya da kendim ortaya koyacağım bir statüyü veririm.” .Bunu da sözleşmenin diğer tarafları kabul etti. Suriye’den gelen insanlar sosyolojik olarak mülteci olsalar da hukuki olarak mülteci değiller. 2013 yılında çıkarılan 6458 sayılı Yabancı Ve Uluslararası Koruma Kanunu ile bu meseleyi hukuki bir zemine oturttu. Bu kanunla Türkiye şunu dedi; ülkemize çeşitli sebeplerden ülkesinden kaçan insanlara bireysel olarak uluslararası korunma hakkı verir, kitlesel olarak gelenlere geçici koruma hakkı veririm dedi. Ne zamana kadar? Ülkelerindeki durum sona erene kadar.

Türkiye bu insanlara geçici koruma veriyor, bu onların geçici olduklarını düşündükleri için değil hukuki karşılığı böyle olduğu için.

Suriye-Mülteci-Kampı

Peki bu ‘geçici’ kavramı halkın tepkisini çektiği için mi kullanılıyor?

Hayır, aksine siyasi irade burada çok cesur davranıyor. Doğrudan vatandaşlık verilmesini dile getirdiler bu çok riskli bir durum siyasi sonuçları açısından. Ben bu konuda Suriyelilere vatandaşlık verilmesini savunanlardanım. Bunu siyasilerden önce de diyorum çünkü Geçicilik bitti bir kere, e peki bu insanlar kalıcı ise bu insanlara ne yapacağız.

Birinci seçenek; mültecilik statüsü vereceğiz ki bu insanlara bebek gibi bakmak anlamına gelir, ki hali hazırda bakıyoruz. Ayrıca Türkiye’nin verdiği geçici korunma statüsü Avrupa’nın verdiği mültecilik statüsünden daha aşağı bir statü değil, fakat Türkiye bu insanlara mültecilik statüsünü açar ise çevremizde bulunan ve iltica arayışı olan milyonlarca insana kapıları açmak onları Türkiye’ye çekmek demek olur. Mülteci statüsü vermek demek hiçbir sorumluluk vermeden onlara bakmak demek ve hem de bize yönelecek iltica hareketlerini çekmek demek.

İkinci seçenek ise ‘kalıcı’ olmak demek vatandaşlık demek fakat ülkemizde vatandaşlık yanlış anlaşılıyor. Vatandaşlık verdiğiniz zaman hem hak veriyorsunuz hem de sorumluluk veriyorsunuz vergi verecek, askere gidecek, ben nasıl özel hastaneye gittiğim zaman katkı payı ödüyorsam onlar da ödeyecek, çalışmak zorundalar benim gibi. Öyle sosyal yardımla veya başka yardımla hayatlarına devam edemezler.

3

Vatandaşlık verilirse sosyal bir uyumsuzluk söz konusu olur mu?

Biz yüzyıl önce 1,5 milyon Çerkez göçü almışız Çerkezlerle aramızda hiçbir problem yok. 1,5 milyon Tatar göçü oldu, onlarla da bir problemimiz olmadı. Suriyeliler ile de böyle bir sorunumuz olmaz. Türkiye bir imparatorluk bakiyesi, etrafında 54 tane devlet var. Osmanlı yıkıldıktan sonra kurulan bu ülkelerden göçmen gelmemesi düşünülemez.

Pekala Entegrasyon için Türkiye’nin yapması gereken nelerdir?

Devlet elbette bu işin önemli bir aktörü, fakat toplumsal mekanizmalar daha önemli bir rol üstlenir. Ben bir sosyolog olarak sosyolojik açıdan bakıyorum ki Suriyelilerin topluma entegre olmasında herhangi bir engel görmüyorum. Almanya’daki mesele ile Suriyeliler arasında çok bariz bir fark var ki bu din.

Dinin evlilikten gündelik hayatın diğer alanlarına kadar belirleyici bir etkisi var hele ki bu coğrafyada. Dolayısıyla Çerkezler, Tatarların toplumsal uyumunda kolaylaştırıcı olduysa, Suriyelilerde de bunu göreceğiz. Ama çok kolay olacak da demiyorum hatta bu işin sonuçlarını bir kuşak sonra göreceğiz, şu an 30-40 yaşlarında olan insanların belli alışkanlıklarından vazgeçmesi zor olacaktır. Dil öğrenme konusunda zorluk yaşayacaklardır.

Hocam çözüm süreci gibi bir süreç yaşandı. Devletten siyasi haklar talep edildi? Bu durumun bir benzerini bu ülke gelecekte Suriyeli Araplar ile de yaşar mı? Bu bağlamda bu günlerde fazlasıyla tartışmaya açılan ulus devlet yapısını Türkiye bu şartlar altında sürdürmekte zorlanır mı? Ki bu konu anayasanın değiştirilemez ilk 4 maddesine getiriyor meseleyi .

Şuna katılıyorum şu anki sayıları bile ciddi, ilerde bir Arap diasporası olacaktır. Ama ulus devlet meselesi sadece Suriyeliler ile alakalı değil. Birçok değişken var bununla ilgili, bugün yaşadığımız süreci düşünün. Bunu 5 yıl önce tahmin edebilir miydik? Darbe girişimi oluyor, ülke terör örgütlerinin saldırısı altında, bunun getirdiği bir takım ekonomik, toplumsal, siyasal etkiler var. Ulus devlet meselesini tartışırken bu durumu göz ardı edemeyiz. Bundan sonraki gelişmeler de Suriyelilerin ne tarafa nasıl evirileceğini bariz olarak belirleyecektir. Ama şunu çok açık söyleyeyim, böyle hengâmenin yaşandığı bir ortamda Suriyelilere vatandaşlık veriyorum demek ne akademik camianın ne AB’nin nede ABD’nin aklının almadığı bir şey.

Peki Türkiye’yi Avrupa’ya geçişte ara ülke olarak mı kullanıyorlar?

Hayır! Avrupa’ya gidenlerin bir kısmında kaçakçılara para verip tekrar Türkiye’ye geçmeye çalışanlar bile var. Yunanistan’da filan özellikle perişan durumdalar. Avrupa’da zannettiğimiz gibi işler yolunda gitmiyor. 2015 yılında AMNESTY İnternational raporuna göre 10,000 çocuk kayıp nerde olduğunu kimse bilmiyor ve sadece Suriyeli çocuklar da değil bunlar.

Pizza Gate diye bir olaydan da bahsediliyor…

Evet, o var, organ mafyası, fuhuş mafyası… Bunların hepsi, insanların kafasında bir cennet tasviri var ama orda bizdeki gibi tolerans filan da yok halkın içinde. Bulgaristan’da safari filan yapıyorlar eline av tüfeği alıp, göçmen kovalıyorlar.

Gazetecinin ayağını uzatıp göçmen bir babayı düşürmesi gibi mi?

Mesela, bizde tepki var ancak bu şekilde eyleme dönüşen bir hareket yok, gidip Suriyeli bir çocuğu eziyet etmek filan yok. Kötü muamele oluyor mu mutlaka ancak çok az miktarda. Bu adamlar buraya geldi diye ön yargılar vardır, tutumlar vardır ama davranış boyutunda bizde bir şey yok bunu açıkça belirtmek gerekiyor.

suriyeli mülteciye çelme takan gazeteci

En rahat ettikleri ülke diyebilir miyiz o zaman?

Rahat ettikleri demeyelim de en az rahatsız oldukları yer diyebiliriz.

Peki devletin yapması gerekenlerden biri de bu alanda “göç bakanlığı kurulması” gerektiğini düşünen kesim var ne kadar doğru?

Hayır! Şu anda değil kısa ve orta vadeli alanda Türkiye göç bakanlığı kurmamalı ve kuramaz da çünkü bizim göçle beraber karşı karşıya kaldığımız asıl konu güvenlikle alakalı. Görüyoruz ki bombalar patlıyor filan…  Göçle ilgili işleri İçişleri bakanlığı yürütüyor emniyet jandarma gibi kolluk kuvvetleri de bu bakanlığın bünyesinde aynı bakanlığın içinde çalışması daha kolay. Fakat göçle ilgili işleri başka bakanlığa çekmek işleri yavaşlatmaktan başka bir işe yaramaz. Güvenliğimizin asıl konu olduğu bu süreçte başka bir bakanlığın kurulması makul de değil öngörülebilir de değil. Bu konuya uzak kişilerin dile getirdiği bir konu sanki bakanlık kurulduğu zaman tüm sorunlar bir anda bitecek gibi geliyor yok öyle bir şey. Türkiye’de Aile Bakanlığı var ama aileler dağılmıyor mu, boşanmalar, erken yaşta evliliklerin önlenememesi gibi… Bakanlığı olunca bir mesele hafiflemez. Ama bu demek değil ki bu seviyede kalsın genel müdürlük seviyesinin de bir tık üzerine çıkmak gerekiyor ki Müşteşarlık seviyesi olabilir. Çünkü var olan kapasitenin de daha fazla kullanılması gerekir

Suriyelilere maaş bağlandığı iddiasına bakanlık ile çalışan birisi olarak ne diyorsunuz?

900 lira gibi maaş bağlandığı filan yalan. Ben bakanlıkla beraber çalışma yürütmüş biri olarak söylüyorum. Burs vermeye gelirsek evet veriliyordur. Türkiye’de doktora yapan öğrencilere 1000 liranın üzerinde burs veriliyor. Somaliliye de veriyoruz bu görünmüyor ama.

Akademisyen olarak da bir konuda görüşünüzü almak istiyoruz. Suriyelilerin sınavsız üniversiteye geçebildiklerine dair bu söylentiler ne kadar gerçeği yansıtıyor eğer gerçekse yapılması ne derece doğru?

Göçmenler önyargıların en kolay hedefi haline gelen gruplardır. Özellikle Mülteciler,  toplum, bu insanlar hakkında dedikodu üretmeye çok müsaittir. Sadece göçmenler için değil çingeneler tarihte Yahudiler böyle ithamlara maruz kalmışlardır. Suriyelilerin  sınavsız üniversiteye girdikleri doğru. Ama sadece Suriyeliler girmiyor bütün uluslararası öğrenciler Türkiye’de hangi şartlarla üniversiteye giriyorsa Suriyeliler de aynı şartlarla giriyor. Bu Suriyeli göçünden sonra olan bir olay değil daha önce de aynı şey söz konusuydu. Üniversitelerde her bölümde yabancı öğrenciler için belli bir kontenjan ayrılmıştır. YÖK demiştir ki seçilen bölüme şu kadar öğrenci şu sayıda da yabancı uyruklu öğrenci alacaksın ve Türkiye bu yabancı öğrenci kontenjanları dolduramamakta. En son Sayın Cumhurbaşkanının açıkladığı rakam 95,000. Bunların içinde Suriyeli de var ona rağmen elimizde hala boş kontenjan var dolduramadık. İkincisi de yurt dışı Türkler ve akrabalığı toplulukları şu anda sayısı 20.000 buldu. Uluslararası öğrencilere burslar veriliyor. Nasıl Amerika Fullbright ile, Avrupa Birliği Jean Monnet bursları ile dünyadan öğrenci çekiyorlar biz de bu şekilde Türk ve İslam dünyasının beyin göçünü çekmemiz lazım. Şu anda 95.000’nin 20,000’i  olan Türk çocukları burslar ile okuyor. Suriyelilere de burs veriliyor ama savaş olmasa ve kendi ülkelerinde de olsalardı talep edip şartları taşıdıkları halde yine öğrenci olarak alacaktık.

Hocam Avrupa’nın göçmenlere karşı tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Avrupalı devletlerle Suriyeli göçmenler arasında doku uyuşmazlığı var doğudan Asya’dan gelen ve büyük çoğunluğu Müslüman olan bir kesim var, göç edenlerin müslüman olması Avrupalı devletleri rahatsız ediyor. Türkiye’ye gelen insanlar Müslüman olmasaydı bizde de ciddi anlamda sorun olurdu. Bizlerde buradan Rumları göndermişiz gidenlerin içinde Gagavuz Türkleri de var daha önce Yunanistan’dan gelenlerin için Boşnaklar, Slav kökenli olan ama Müslüman olmuş başka ırktan insanlarda var. Boşnaklar Slavlar bizim toplumsal kültürümüz açısından aynı mesafede mi? Din meselesini görmemezlikten gelemeyiz ki insanların çok dindar olmasıyla filan da alakalı değil, bunun kültürel bir boyutu var. Avrupa’ya göç eden insanları Avrupa’yı sayılarından dolayı rahatsız etmiyor, giden kişi sayısı belli. Türkiye de ise 3 milyondan fazla Suriyeli göçmenden bahsediliyor. Tarihselliği açısından da bakmak lazım asırlar boyunca doğu ile batının kavgasıdır bu. Avrupa’ya 2015 yılında geçenlerin sadece yarısı Suriyeli. Bunların dışında 1 Milyon kişinin yarısı Afganistanlı, Afrikalı ülkelerden…

avrupaya göç

Avrupa’nın yıllarca toplumsal, kültürel, siyasi olarak darmadağın yaptığı bölgelerden akın akın insanlar göç ediyorlar. Dolayısıyla Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı sadece Suriyeli göçü değil, büyük bir göç akımı, Roma devletini Kavimler göçü yıktıysa bu göç dalgalarının da Avrupa medeniyetinin sonunu getireceğinden endişeliler. Baktığımız zaman Avrupa Birliği dağılıyor İngiltere ayrıldı, İtalya ve Fransa tartışıyor. Bunlar temel devletler doğu Avrupa ülkeleri ayrılmasının pek bir anlamı yok ancak bu devletler için aynı şey değil. Açık olan şey göç dalgalarının Avrupa Devletlerini toplumsal, kültürel, siyasi olarak etkilendiği yadsınamaz bir gerçek. Ancak ekonomisi hariç özellikle Almanya’nın ekonomisine güç katıyor. Almanya’nın işgücü açığını doldurma derdi var ikincisi ise Avrupa Birliğinin omurga ülkesidir ve dağılmanın önüne geçmek için bu külfetin çoğunu kendisi almaya çalışıyor. Yine de bakıldığı zaman bizde onlar kadar sorun değil ülke olarak biz bu süreci düzenleriz.

İç göç meselesine gelirsek 1980’li yıllarda kır-kent nüfusuna bakarsak bugünkü oranın tam tersi olduğunu söyleyebiliriz. Hızlı bir şekilde kentleşme meydana geldi. Türkiye bu hızlı kentleşme ile baş edebildi mi?

Şehirlerde son yıllarda nüfusun %80’lerin üzerine çıkmasında son dönemde kabul edilen belediye kanunu önemli bir faktör oluşturuyor. Yakın yerdeki köyleri mahalle, yaylaları köy sayıyor filan. O arada ki hesaplamadan dolayı nüfus dramatik artış meydana geldi. Zaten açık olan konuda şu zaten; şüphesiz hızlı bir kentleşme var. Türkiye’de insanlar kırda değil kentte yaşamak istiyor. Bazıları söylüyor kırda yaşamak çok iyi filan. Gerçek öyle değil kır hayatı kolay değildir. Şöyle bir algı var kırda ki insan para kazanamıyor da mı kente geliyor. Bilimsel araştırmalar şunu gösteriyor kırda ki insanın refah seviyesi yükseldikçe kente yöneliyor yani kırsal alandaki halkı kalkındırarak aslında onu kentleştiriyoruz.

İnsanların ulaşabileceği yerlere hastane, okul, alt yapı yarımları ulaştırınca bu sorunun biteceği söylenir her zaman…

Bunu söyleyen kişi gitsin hayvancılık yapsın, mümkün değil sosyolojik çalışan bir sistem var herkes kravatlı iş istiyor bu dönemde kravatlı olmasa da beyaz gömlekli, ütülü pantolonlu iş istiyor öyle ahıra girip çalışmak istemiyor. Çocuğum büyük şehirde büyüsün en iyi eğitimi alsın, en iyi hastanelerde tedavi olsun istiyor. Köye okul açarsın şehirde kolej olur, hastane kurarsın şehirde tıp fakültesi var. Bu düşünce sosyolojiden anlamayan üstten konuşmayı sevenlerin düşüncesidir.

Hocam çok teşekkür ederiz, son olarak söylemek istediklerinizi sizden rica etsek.

Göç kriz konusu olabilir ancak yönetilmeye muhtaç ve yönetilebilir bir meseledir. Ne kadar iyi yönetirseniz yönetin dezavantajları ve riskleri bitiremezsiniz ama minimize edebilirsiniz. Bu gruplar içinde terör eylemlerine katılanlar, canlı bomba olanlar oluyor olacaktır ancak bu insanlar olmayınca Türkiye de terör eylemleri olmuyor mu? Önemli olan bu insanların normal bir hayata kavuşması (normal kelimesi teknik bir kelime olarak ) bu olayları azaltacaktır.Göç meselesi lokomotife atılan kömür gibi önce yük sonradan hızlanmayı sağlayan enerji kaynağı olacaktır.

Röportaj: Neslihan GENÇ- Y. Hüseyin YILDIZ

Yazar Hakkında

Editör

Yorum Yap