Edebiyat

Gökyüzünü Görebilmek

gökyüzünü görebilmek

Saçlarıma düşen ilk beyazı ben o masada bıraktım.Kendimi en çaresiz ve en muhtaç hissettiğim zamandı.Sonradan öğrendim ki o çaresizlik içinde geçirdiğim uzun zaman dilimi ömrümden kopan küçücük bir kırıntı, 90 saniye kadarmış.

O gece hiç uyumamıştım. Hayatımın on yedi yılını geride bırakıp, reşit olacağım, özgür olacağım kısma gelmiştim. Çikolatalı bir pasta almıştı babam. Yıllardır ailecek dört gözle beklediğimiz güne kavuşmamıza saatler kalmıştı. Büyümüştüm. Fizyolojik olarak bu saatten sonra bünyemde değişecek pek bir şey olmayacaktı. Vücudum erişkin bir insanın biyolojik yeterliliğine ulaşmıştı, buna hazırdım.

Yarı uyur yarı uyanık bitirdiğim gecenin sonunda yeniden karanlığa açmıştım gözlerimi. Kendimi bildim bileli sahip olduğum en kuvvetli refleksimle hareket edip el yordamıyla gözlüğümü bulup taktım. Dolabımdan en sevdiğim kıyafetlerimi çıkarttım. Bugün kendimi çok güzel görmek istiyordum.  İki lokma bir şeyler yemek için masaya oturdum ama kötü hissediyordum. Midemde tuhaf bir bulantı vardı, ellerim uyuşuyor, biraz başım dönüyor ama bu hâl beni yıldırmıyordu. Benim yaşantıma sahip olan kimseyi yıldırmazdı.

Hepimiz hazırdık. Herkes telaşlı ama herkes mutluydu. Kimse bir diğerine endişesini belli etmemeye yemin etmiş gibiydi. Hastaneye varana dek, ameliyatım hakkında hiç konuşmadık sözleşmişiz gibi. Arabadan indik, döner kapıdan içeriye girdik. Vezneden kayıt yaptırdı babam, biz annemle doktorun odasına geçtik. Kontrollerim tamamlandı, odama alındım, ameliyat elbiselerim giydirildi, her duruma karşı hazırlıklı olmak adına ellerimin üzerine serum iğneleri takıldı. Korkuyordum. Kalbim küt küt atıyordu. Dualar okuyordum sürekli ve hayaller kuruyordum hafızamda. Annemi koklayacaktım uzun uzun, babama sarılacaktım. Kuşları görecektim penceremin öbür yanından. Parka gitme yaşım geçmişti geçmesine ama çocuklar benle dalga geçecek diye telaş etmeden parka gidip sallanacaktım salıncaklarda.

Adım söylendi. Annemi öptüm. Sedyem asansöre girene dek aileme baktım uzun uzun. Kapılar kapandı, asansör ameliyathaneye gitmek üzere hareket etti. İliklerime kadar soğuğu hissettim. Asansör durdu. Güler yüzlü hemşirem ameliyathaneye sürdü sedyemi. Yüreğimin en dev kahramanını gördüm. Üç yaşında küçücük bir çocukken beni dizine oturtup muayene eden, yıllarıma, acıma, tüm ergenlik sancılarıma şahit olan adam bugün dünyaya açılan pencerelerimin esaretinden kurtaracaktı beni. Gülümsedim. Tüm hücrelerim güvenle doldu.

Her anına tanık olmak istiyordum. Lokal anestezi aldım. Acı duymayacak ama ilk gördüğüm anı asla kaybetmeyecektim. Ameliyat masasının üzerindeki ışıklar yandı, başlıyorduk. Gözlüklerimi son defa gözümden çıkarttım, hemşirelere verdim. Ani bir refleks ile kendime zarar vermemem için kollarımdan, bacaklarımdan, omuzlarımdan ve kafatasımdan masaya kelepçelendim. Sterilizasyon işlemleri bittikten sonra ameliyat başladı. Gözümün üzerinde yoğun bir baskı hissediyordum. Acıyı duymuyor ama o esnada neler yapıldığını doktorumdan dinliyordum. Ameliyata başlayalı kısa bir süre geçmişti ki doktorum bana küçük bir uyarıda bulundu. ‘’Bak canım, şimdi korneanı kaldıracağım ve sen kısacık bir süre hiç görmeyeceksin ama kısa sürede işlemi tamamlayacağım sakın panik yapma olur mu?’’ Bunun nasıl hissettireceğini düşünürken birden dünyam kapkaranlık oldu. Bugüne dek bulanık dahi olsa gördüğüm her şeyi düşündüm, 19 numara camlı gözlüklerimin ötesinden baktığım her şeyi hatırladım. Kalkmak istedim masadan ama kalkamadım. Işığı görebilmek için yattığım masada karanlığın tam ortasında çaresiz kalmıştım. İçim ağlıyordu. ‘’Abi n’olursun, Salih abi n’olursun, lütfen, görebilmem lazım benim, her şey nereye gitti, abi n’olursun, abi bırak bulanık kalsın, yalvarıyorum sana n’olursun, kalkayım gideyim ameliyat olmak istemiyorum, boz bulanık dursun dünyam yerli yerinde vallahi şikayet etmem, izin ver, çöz elimi ayağımı gideyim abi…’’

Kendimi en çaresiz ve en muhtaç hissettiğim zamandı. Sonradan öğrendim ki o çaresizlik içinde geçirdiğim uzun zaman dilimi ömrümden kopan küçücük bir kırıntı, 90 saniye kadarmış. Saçlarıma düşen ilk beyazı ben o masada bıraktım. Ben yüreğim korku dolu, çaresiz debelenirken birden her şey değişti. Gözlerime bembeyaz bir ışık dalgalar halinde yayılmaya başladı. Göz kapaklarımı açık tutan klipsleri ve yüzümdeki örtüyü kaldırdılar. Şaşkındım. Doktorumun yüzünü gördüm. Çocukluğumdan beri yüreğimde yeri en büyük olan, en sahici kahramanımı. Ameliyat masasının tepesindeki ışıklara baktım. Ömrümün en mutlu, ömrümün en kısa, ömrümün en şükür dolu dakikasını o masada yaşadım. Ellerimdeki ve ayaklarımdaki kelepçeleri çözdüler. Mutluluktan ağlamak denilen kavramın kusursuzluğunu iliklerime kadar yaşadım. Hıçkıra hıçkıra, bağıra bağıra, gözyaşlarım kahkahalarıma karışa karışa ağladım. Hemşirem sedyemi asansöre doğru sürdü. Upuzun gelen, merak dolu, heyecan dolu birkaç dakikanın sonrasında açıldı asansörün kapıları. Annemi gördüm. Gözünün ucunda bekleyen göz yaşına kadar gördüm hemde. O göz yaşında yansımamı bulacak kadar net gördüm. Babam, ellerini koyacak yer bulamaz halde bir o yana bir bu yana yürüyordu. Telaşında gizli sevgiyi yüreğimde duyacak kadar net gördüm babamı. Etraftaki insanların yüzlerine baktım. Korkuyla, umutla, endişeyle, merakla, kimi gülümseyerek, kimi fısıldaşarak, kimi ağlayarak seyrediyordu.

Odama geçip sarılmalarımız, ağlaşmalarımız son bulduktan sonra sabah dolabımdan seçerek aldığım giysilerimi giydim, aynada kendime baktım. Ne kadar farklıydım. Bugüne dek kendimi aracısız biçimde; ne gözlüğe ne bir fotoğrafa ihtiyaç duymadan hiç görmemiştim. Ne hissedeceğimi bile bilememiştim. Annem koluma girdi. Hastanenin döner kapısından dışarı çıktım. Gökyüzüne baktım doya doya. Mavinin en sahici halinde kuşlar benim için şarkılar söylüyordu.

Yazar Hakkında

Esra Yüksel Koşu

1992 yılının Ağustos ayında İstanbul'da dünyaya geldim. İlköğretim ve lise eğitimimi bu şehrin bulutları altında tamamladım. Bu esnada okul dergilerinde ve birkaç kurumsal dergide şiirlerim yayımlandı. Eğitime ve insan ilişkisine verdiğim önemden ötürü öğretmen olmaya karar verdim. Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi'nde Kimya Eğitimi Anabilim Dalı'ndan yüksek lisans derecesi ile mezun oldum. Lisans eğitimim sırasında engelli erişilebilirliği konulu çalışmalar yürüttüm ve ODTÜ tarafından gerçekleştirilen bir yarışmada projemde derece kazandım. Eğitimimi tamamladıktan sonra İstanbul'a döndüm, halen burada yaşıyorum. 2 yıldır bir devlet okulunda Kimya öğretmenliği yapıyor, aynı zamanda da yazmayı sürdürüyorum.

Yorum Yap