Düşünce

Hakikat Yurdunu Aramanın Adı: Hicret

Yazar | Murat CANVER

Hakikat yurdunu aramanın adıdır Hicret!

Bir sabah uyandığında her şey bambaşkadır.

Dünya aynı dünyadır ancak ona bakan göz başkadır

Bir eğrilik bulamadan dönüp dolaşan ve yorgun düşen o gözlerin aradığı dünyanın ötesinde bambaşka bir dünyadır

Bir kez fark edilmişse hakikat;

Yalnızca upuzun zaman cetvelinin çok kısa bir aralığında temas edilmişse o cilveli yüzüne

Artık onun dışında başka bir şey görmez olur gözler

Hakikatin gerçekliğinin ateşinde erir gözlerin değdiği tüm nesneler

Bir ‘deli’ bir ‘mecnun’ gibi pervane olur insan ateşin etrafında

Hem ısınmak, hem ışımak hem de ışıtmak için…

Atan kalp telaşlanır, düşünen akıl körleşir

Gerçeğin gölgesinde kalır dünya

Ne yurt vardır artık ne de suni bağlar ve bağlılıklar

Yurt hakikat yurdudur, bağ ise hakikate sadakat…

Hıra mağarasında tutkunu olduğu hakikati, “Bir elime dünyayı, bir elime güneşi verseler ben bu yoldan vazgeçmem” diyerek vefatına kadar güden Efendimiz Hazreti Muhammed’in hicreti işte hakikate olan böyle bir bağdan dolayı oluşan sadakatedir.

O’nun hicreti Medine’ye değil, doğruyu arayabileceği, yaşayabileceği ve anlatabileceği yer neresi ise orayadır. O, aslında ne vatanını terk etmiş, ne yurdundan olmuştur. Ne göçmendir, ne de mülteci! O olsa olsa hakikat muhaciri bir müjdecidir.

Bir şehrin anahtarları (iktidar) ve en güzel mallar (sermaye) kendisine önerilen bir insanın hakikaten tutkunu olduğu bir amacı olmalıdır ki, uğruna bu kadar çile çekebilmeyi ve her türlü şer ve güç odağına ‘hayır’ diyebilmeyi göze alabilsin.

O’nun gurbeti Medine değil, savaş halinde, ölüm-kalım mücadelesinde dahi “bizi ikindi namazından ettiler” diyerek sevgiliyle, hakikatiyle bir an olsun buluşamamasıdır.

O’nun sılası Mekke değil, kalbindeki hakikat yurdunun dindeki temsili olan Cennet’e ve Cemal-i Rahman’a olan özlemi ve arzusudur.

Medine’ye sığınan bir mülteci değildir O! Mekke’den kaçmamıştır ki Medine’ye sığınsın! Mekke’nin yönetimi kendisine altın tepsiyle sunulmuş, O elinin tersiyle geri çevirmiştir. Hiç düşünmeden…

Hiç düşünmemiştir çünkü tutkusu olan hakikat kendisini can evinden yakalamıştır bir kere. Işığı görmüştür gözleri, nuru sezmiştir kalbi… Artık gözleri kamaşmış, aydınlandığı o ışıktan başka bir şey göremez ve bilemez olmuştur. Tek gördüğü hakikat yurdunun kalbindeki temsili ve tek bildiği hakikatin imgeleridir.

Efendimiz bu nedenle ne göçmendir, ne mülteci! O’nun hicreti hakikat yurdunu aramanın adıdır. O, dünya gerçeğinin herkes için sonlandığı an olan ölümü, mezar taşlarına “Hüve’l Baki” yazarak hakikatin başlangıcı gören bir medeniyetin ilk hakikat muhaciridir.

Sallallahü aleyhi ve sellem

 

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver’in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri’nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009’dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara’da yaşamaktadır.

Yorum Yap