Aktüel Edebiyat

Hurmaya Saklanmış Anılar: Ramazan

Her şey hurma yemenin mutluluğuyla başlamıştı. Çocukluğumun günlerinde sadece ramazan ayında bulunurdu ve faziletinin gerçekten farkına varana kadar; Ramazan demek hurma demekti benim için.

Soğuk mevsimlerdeydik o zamanlar, çorbalar daha bir ısıtırdı insanın içini. Lokantaların camları gazetelerle örtülürdü. Mahalleyi saran pide kokularıyla, şehrin tepesinde patlayan topun dağılan dumanı birbirine karışır, o zamanlar iftar saati ile mesai bitimleri denk geldiğinden, eve yetişenlerin telaşı çocuk gözümde bir şölen yaratırdı.

Çocuk orucu vardı mesela, anneden torpilliydi. Yarım gün oruç tutup yemek yemeyip su içmeler, ocağın üstünde ki pilavdan birer kaşık kapmalar, ucu kemirilen sıcak pideler, oruçlu taklidi yapmalar, haksız yere aferin almalar. Kısa sürdü bu oyunlar. Bir terslik vardı bu işte, tuttum deyip tutmamak ve yarım gün durmak zoruma gitmeye başladı büyüdükçe. İlkokul üçüncü sınıftayken birkaç günlükte olsa, her sabah yediye kurduğum saatimi üçe kurup sahura katılmaya başlayınca her şey gerçekçi ve ciddi bir anlam kazandı içimde. Gece uykudan uyanıp pideden yapılmış kocaman bir tost yemenin keyfi, annem ve babam kadar oruç tutabiliyor olmanın verdiği gurur, sırtımda kütük gibi okul çantasıyla açlıktan bitap bir halde bacaklarım dolanarak eve gidişim, arkadaşlarla mahalle fırını önünde ki pide kuyruğundan ellerimiz yanarak koşuşturmacalarımız, sobanın dibinde iftarı beklerken susuzluk buhranlarının sebep olduğu deniz ve göl rüyaları, sanki o da niyetliymiş gibi bir türlü yürümeyen salon saatinin yelkovanı. Ve işte o an… Bir yudum suyun içimden sel olup aktığı, açlıktan ellerim titreyerek avuçladığım hurmalar, ay sıcacık pide, of ne lezzetliymiş bu çorba, sabreden derviş muradına ermiş dedirten ve bir çocuğun kalbinde başarmanın mutluluğuyla oluşan nice güzel duygularıyla Ramazan ayının güzelliği o yaşlarda böyle yansırdı dünyama.

Dua etmeyi babaannem ögretti

Bana dua etmeyi babaannem öğretmişti. Teravih namazını da. Sırtımı kaşıyıp okşayarak uyuttuğu günlerde yanımdan usulca sabah namazına kalktığında uyanırsam, ezan bitene kadar yatma kızım derdi. Usül ve makamdan habersiz olduğumdan, sanırım hoca sabah uykusunu alamıyor da böyle ağır ağır okuyor ezanı deyip, olanca mahmurluğumla gözlerim kapalı bitmesini bekler, uykuya devam ederdim. Akşam ezanında ki farkı da anlayınca: tabi acıktı adamcağız, çabucak okuyup gidip orucunu açacak. Hoca da olsa, o da bir insan derdim. Bunu ilk kez sofrada söylediğimde ki tepkiler hala gözümün önünde. Ne gülmüşlerdi çocuk aklıma.

Ortak merkez babaannemin evi olduğu için bayram baklavaları da orada yapılırdı. Cevizler ayıklanır, çekilir. Mahalleden teyzeler yardıma gelir, salonda kocaman bir çarşafın üstünde oturulup hamurlar muhabbetle açılırdı. Baklava açıcı, dizici, kesici herkese görev dağılımı yapılır, baklavası olmayan bir kişi kalmayana dek yufkalar açılır, en son tepsi bitince sahur yemeği yenir, çaylar da içildikten sonra herkes evlerine dağılırdı. Geçmişi, özellikle de çocukluğumu hatırladıkça bir kez daha anlıyorum; insanı anıları nasıl da besliyor. Adeta yaşamın panzehri gibi anılar. Gün be gün zehirleyen olumsuzluklara karşı hatırlandıkça iyileştiriyorlar.

Anneannemin evinde sırf resimleri güzel diye kıyıp atamadığı bir takvimi vardı. 1986 yılının Haziran ayında kalmış, üzerinde koç ve çocuk resmi olan bir sayfa ve o ayda Kurban Bayramı olduğunu anlatan bir resim. En son hatırladığım Kurban Bayramı nisan ayındaydı oysa. O sayfa sayesinde sorgulayıp, Ramazan ayının otuz sene de bir aynı zamana denk geleceğini öğrendim. Çocukken hesaplamıştım, bu yaşıma geldiğimde oruçların yaza ve bu günlere denk geleceğini.

Artık, otuz yılın geçip o günlerin gelmesine az kaldı. Anılar devredecek ve bana çocukluğumu geri getirecek biliyorum. Biraz daha yaşlanıp, bir aylığına da olsa çocuk olabileceğim tabiri caizse; hurmalı Ramazan günlerini bekliyorum.

Yazar Hakkında

Gülcen Durak

1984 yılında Edremit’te dünyaya geldi.İlköğretim-Lise dönemini memleketinde,Üniversite eğitimini Balıkesir’de tamamladı.Yirmili yaşlarında Edebiyat’a daha çok vakit ayırmaya ve yazmaya başladı. Çeşitli Edebiyat-Sanat dergileriyle yazılarını paylaşan ve bir süredir ilgilendiği Fotoğraf Sanatıyla; dernek bazında ki faaliyetlerinin beraberinde,yazılı ve sosyal çalışmalarına da halen devam etmektedir.Edebiyat’ın;ruhun sığınacağı en güzel liman,öğrenmenin ve yenilenmenin ise yaşam boyu gerekli olduğu düşüncesindedir.Çeşitli sanat dallarında ki gelişmeleri,dünya mutfaklarını,tasarım ve dekor alanında ki araştırmaları da yakından takip etmektedir.Kuzey Ege’de yaşamını sürdüren,küçük şeylerle mutlu olabilen,boş vakti olmayan,sürekli meşgul,ailesiyle birlikte gülebilen,çoğunlukla huzurlu,arada bir hüzünlü,çayı aramayan kahve seven,evli ve iki çocuk annesi tipik bir yengeç kadını…

1 Yorum

  • Gulcen durak bayıldım hiç bu kadar detaylı düşünmemiştim hep deriz eski ramazanlar başkaidi eski bayramlar başkaidi aslinda herşey aynı fakat insanlar değişti bakış açıları ve Değerler değişti .Bizim çocukluğumuz da yeni ayakkabının, elbisenin, oyuncağın değeri vardı çünkü azdı kıymetliidi ama şimdi hersey çok fazla ve kiymetsiz değersiz bu değerleri evlatlarina vere bilen aileleri tebrik ederim ayrıca yine sana minnetdar im beni cocukluğuma götürdün canım yazılarında başarılar dilerim.

Yorum Yap