Düşünce

İç Ses

Her şey bir şey içindir, bir şey de her şey için. Evrendeki bütün hareketlerin bir karşılığı vardır. Bu sonsuz döngüye sadece eylemler değil, düşüncelerde dahildir. Ne kadar bilgi birikimli olursan, o kadar çok rahatsız olursun. Akıl bir kez anlamaya öğrenmeye başladı mı sonrasında doğru bildiğin her şeyi sorgulamaya başlarsın. Her hareketten, düşünceden ve konuşmadan, her yazıdan önce doğrumu yapıyorum yoksa doğru bildiğim yanlışlar var mı diye sınarsın kendini. Çünkü hayat; bilenlere ve öğrenmeye çalışanlara daha zordur, algıları kapalı, bildiğini okuyan ya da bilmeyen birine ise daha kolay.

İnsan çok şeyi hisseder, anlamlandırır ama bazen konuşacak cesareti bulamaz. Konuşacak olur uygun kelimeleri bulamaz. Zaten o cesareti bulmanın yarısı da konuşacak bir şeyi olmasıdır. Hiç bir şey hissetmeyenin anlatacak bir şeyi de olmaz. Boştur, sığdır, birikimsizdir, yüksüzdür. Hayat; basamaklardan ve kapılardan ibaret. Her birinin bir hikâyesi var. Kimi zaman emin adımlarla, kimi zaman bir sıçrayışta bazen de zar zor çıkılan basamaklar. Yolun başındaki ve sonundaki kapılar ve onların ardında kalanlar. Bilinmeyenler, söylenmeyenler, görünmeyenler, duyulmayanlar… Yeterliysen kapıya varırsın. Anahtarın varsa açarsın. Cesursan, samimiysen ve de doğruysan elbet o kapı içeriden de açılır.

Zaman zaman içimizde konuşulanları susturamayız, hatta uyurken de öyle. Şurada öylesine otururken bile on saniyeliğine baktığımız sokakta neler görürüz. Gördüklerimiz karşısında düşünmeye koyulduğumuz vakit içeriden sesler duymaya başlarız. Acaba her şeye yetebiliyor muyuz bu hayatta? Emin miyiz bundan. Şimdi şu dışarıda yağan yağmur bazılarına güzel bir doğa olayı olarak gelir, evinin çatısı akan, penceresi sızdıran insanlara hiçte öyle değildir. Ekinini ekene aylar sonrası için bereket müjdelesede, başını sokacak, akan bir çatısı dahi olmayan insanlar için zorluktan başka bir şey değildir. Bu mübarek rahmet şükür ki memleketimin baraj rezervlerini doldursa da, sokakta kalan kediler ve köpekler için aç kalıp, ıslanıp üşümektir. Tarlada bahçede giyilen lastik çizmeleri yağmur çizmesi olarak modaya uyarladılar hem de rengarenk yapıp üzerinde on katı fiyatla, çok revaçta. Ya ayakkabısının altı delik kenarı yırtık çocuklar onlar da seviyor mudur şimdi yağmuru? Peki, bizler; güzel şeyler herkes ve her şey için güzel olsun diye elimizden geleni yapıyor muyuz? Yetiyor muyuz? Gerçekten? İşte bu ses… Kimi zaman rüyada, kimi zaman ayakta duyduğumuz, her konuda, her adımda ve düşüncede kendini sorgulatıp, yolun başına döndüren o iç ses.

Ve vicdan; rahat bir yatak, uyku arasında tutan öksürük, bir çığlık, bir hıçkırık, masum bir canın gözleri, bazen de sabah ezanıdır. İlla duyarsın o sesi. Aldırış etmek senin elinde.

Yazar Hakkında

Gülcen Durak

1984 yılında Edremit’te dünyaya geldi.İlköğretim-Lise dönemini memleketinde,Üniversite eğitimini Balıkesir’de tamamladı.Yirmili yaşlarında Edebiyat’a daha çok vakit ayırmaya ve yazmaya başladı. Çeşitli Edebiyat-Sanat dergileriyle yazılarını paylaşan ve bir süredir ilgilendiği Fotoğraf Sanatıyla; dernek bazında ki faaliyetlerinin beraberinde,yazılı ve sosyal çalışmalarına da halen devam etmektedir.Edebiyat’ın;ruhun sığınacağı en güzel liman,öğrenmenin ve yenilenmenin ise yaşam boyu gerekli olduğu düşüncesindedir.Çeşitli sanat dallarında ki gelişmeleri,dünya mutfaklarını,tasarım ve dekor alanında ki araştırmaları da yakından takip etmektedir.Kuzey Ege’de yaşamını sürdüren,küçük şeylerle mutlu olabilen,boş vakti olmayan,sürekli meşgul,ailesiyle birlikte gülebilen,çoğunlukla huzurlu,arada bir hüzünlü,çayı aramayan kahve seven,evli ve iki çocuk annesi tipik bir yengeç kadını…

Yorum Yap