Düşünce

İflah Olmaz Bir Mültecidir İnsan

Yazar | Murat CANVER

Merkezinde tutkulu bir düşünce olan bir insan için her adım önemli olmasa da değerlidir ve bir ilticadır. Bu nedenle iflah olmaz bir mültecidir insan! Nerede olursa olsun ya kendinden kaçan ya da kendine kaçan bir mülteci…

 

“…şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin”

İsmet Özel

Yeni bir hayat, kirletilmemiş beyaz bir sayfa ve yeni umutlar… Çağımız insanının en çok ihtiyaç duyduğu bir yeniden başlama ereği belki de. Bu durum nasıl bir ihtiyaç olabilir? Ve niçin yeniden başlamak önemlidir?

Bir şehirden başka bir şehre taşınırken, ayrıldığınız şehirdeki ilişkilerinizden somut anlamda sıyrılmak zorundasınızdır. Fiziksel varlığınızın başka bir yere gidebilmesi için onu bağlayan fiziksel unsurlardan kurtulması yani daha dolaylı bir anlamla söylersek zincirlerini kırması gerekir. Daha önce adına aldığı elektrik, su, konut, iş ve çeşitli abonelikler gibi fiziksel ilişki kurduğu tüm unsurları sonlandırmadan bir şehri en azından bedensel olarak terk edemez. Dolayısıyla somut anlamda iltica, insanın bedenini şehre bağlayan somut unsurlardan kurtulmadan ya da kurtulamadan gerçekleşemez. Peki, bu ilticanın soyut bir yönü de var mıdır? İnsan bir şehri zihinsel olarak ya da ruhen terk edebilir mi? Edebilirse nelerden sıyrılması, nelerle olan bağlarından kurtulması gerekir?

Ruhen bir şehri terk etmek o şehirle ilgili duygusal bağın kopmasıyla başlar. Duygusal bağı o şehirdeki unutulmaz anılar, dostluklar ve yaşantılar oluşturur. Burada acı da olsa tatlı da olsa o şehri dair bir hafızanın reddedilmesini yadsıyarak, o şehre dair bir anlamın insanın benliğindeki yitiminden söz ediyoruz. Bu anılar o şehirde bu ilişkilerde yaşanan bağların yıpranması ve zayıflamasıyla anlam yitimine uğrar. Burada şehrin iç dinamikleri belirleyici olsa da insanın aşkın olana doğru yönelim potansiyeli hiçbir zaman şehrin insan üzerinde mutlak bir hâkimiyet kurmasına müsaade etmez. Sanılanın aksine bir şehir ‘insan’ı değiştiremez, o ancak kitlelere hükmedebilir. Çünkü onu yaratan kitledir. Ancak ‘insan’ şehri değiştirebilir. “İstanbul seni yeneceğim!”, “Ah Ankara, ettin beni maskara!” gibi duygusal içerikli itham ve söylemler aslında hiç de yerli yerinde kullanılmış değiller. İstanbul kimseyi garabate ve sefalete mahkûm etmez, edemez tam tersine İstanbul’la kurulan yanlış ilişkiler bunu yapar. Ankara kimseyi maskara etmez tam tersi Ankara ile kurulan yanlış ilişkiler bunu yapar. Burada ilişkiyi kuran özne insan olduğundan insan ne yaparsa kendi yapar ve kendine yapar. Dolayısıyla insan isterse yapar, isterse unutmaz!

Şehirle kurulan ilişkiler yıpranmamış, dostluklar, dostlar unutulmamış ise insan ruhen o şehirde yaşıyor demektir. Zihinsel çaba ve enerjisini o şehre dair harcar. Fiziksel bağlılıklar burada önemini yitirir, ruhi olan değerlidir ve kendi değer dünyasının içkinliğine sahiptir.

Bununla beraber yıpranmış ilişkiler insanı yorar ve bir kısır döngü içerisinde erimesine yol açar. Bu erimeden kurtulmanın ve yeniden var olmaya çalışmanın adıdır yeniden başlamak ve yeni bir sayfa açmak. Doğmak, dünyaya gelmek mutlak bir başlangıçtır. Bundan sonrasında insanın yaşamı içerisinde yeniden başlamaya duyduğu iştiyak yıpranmasından ve kurduğu ilişkilerin yıpranmışlığından kaynaklanır. Din bu yıpranmaya günah derken, felsefe özünden kopma, psikoloji ise rahatsızlık der. Dolayısıyla her yeni başlangıç dini anlamda bir arınma (tövbe), felsefi anlamda bir öze dönüş, psikolojik anlamda ise insan olmaya atılmış bir adımdır.

Bu minvalde bir şehirden ayrılmak yeni bir başlangıç mıdır?

Bu soruyu farklı yönlerden cevaplamamız gerekir. Fiziksel bağlılıklar açısından yeni bir başlangıç olduğu kesindir. Yeni ilişkiler ağı, yeni bir iş ve yeni insanlar bazı mecburiyetleri doğurur. Bu mecburiyetler ağı insanı yeni bir hayatın kucağına iter. Şefkat bulup bulmayacağı belli olmayan bir kucağa… Ancak zihinsel anlamda bu soruya aynı cevabı vermek herkes için mümkün olmaz. Yazının başından beri konuştuğumuz ‘insan’ için şehir değiştirmek yeni bir başlangıç değildir asla! İnsanın derdi de bir, amacı da bir, tutkusu da birdir. İnsan olmaya çalışan tüm güdüleriyle her mekân ve zamanda insan olmaya yürür. Her yürüyüş bir ilticadır. Şehri terk etmek her ne kadar geriye doğru atılmış bir adım, bir geri çekilme gibi görünse de, zihnin hareketi doğrusal değil, dairesel olduğundan doğrusal anlamda geriye atılmış olan bu adım, aslında dairenin içindedir ve olumludur.  Yani merkezinde tutkulu bir düşünce olan bir insan için her adım önemli olmasa da değerlidir ve bir ilticadır. Bu nedenle iflah olmaz bir mültecidir insan! Nerede olursa olsun ya kendinden kaçan ya da kendine kaçan bir mülteci…

 

Yazar Hakkında

Murat CANVER

Gaziantep Üniversitesi Endüstri Mühendisliğini bitirdi. Üniversite yıllarından beri pek çok farklı disipline ilgi duydu. Mühendislik üzerine yüksek lisansında Meta-sezgiseller üzerine çalışan Canver'in felsefi merakı ağır basınca yüksek lisansını yarıda bıraktı. Din, Felsefe, Psikoloji, Tarih, Siyaset ve Sinema Sanatı üzerine merakı olan yazar, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri'nde yüksek lisans yapmaktadır. Genç Kültür, İndigo gibi internet dergilerinde çeşitli alanlarda yazılar yayınlamış, Cinerium adlı sinema sitesinde film eleştirileri yazmıştır. Godfather Sinema Dergisinde halen yazıları yayınlanmaktadır. İyi derecede İngilizce bilen Canver, 2009'dan bu yana yazdığı yazıları derleyeceği bir kitap ve felsefi bir roman üzerinde çalışmaktadır. Evli olan yazar, Ankara'da yaşamaktadır.

Yorum Yap