Edebiyat

İnsan Gibi Düşünüp Böcek Gibi Yaşamak: Kafka-Dönüşüm

İnsanın kendi yaşamını anlattığı bir roman yazması, yalnızlığını, kötü anılarını, nevrotik bozukluklarını, depresif hallerini, kısacası hayat çilesini kurgulayıp kitaba dönüştürmesi kolay olmasa gerek. Franz Kafka, okuduğum en kederli yazar ya da şöyle diyeyim: Kendi kederini derin duygularla hissettirebilen bir deha. Ve onca kurgunun içinde onun duygularını yalnızlığını ve dışlanmışlığını anlayabilmek önemli olan, aksi halde onca sayfa boşuna okunmuş olur. Çoğu kitabında insanın içini garip şekilde sıkan, beynini kemiren, iliğine işleyen bir bunalım ve son sayfaya kadar merak vardır, mutlu son olmayacağını da bilirsin ama cümleleri ve anlatımı öyle güzel ve fantastiktir ki kendini sayfalarda kaybedersin. Eğer yaşarken dışlanıp yalnız kalmasaydı ölümünden yüzyıl sonrasında böylesine insanın içine işleyip günümüzde bile düşündüren yazıları olmazdı.

Kafka deyince eminim okuyucularının gözünün önüne “Dönüşüm” adlı kitabının kapağındaki böcek resmi gelir. Gece boyunca kâbuslar görüp sabah uyandığında kendini bir böceğe dönüşmüş olarak bulmak… Kitapta böyle başlıyor Gregor Samsa’yı anlatmaya. Tam da Kafka gibi yapıp kendine bile sormuyor niye bir böcek olarak uyandığını. Bu bir rüya mı? Geçici bir hal mi? İlacı, iksiri var mı? Neden?.. Neden?..  diye sormuyor. Öğrenilmiş çaresizlik adeta, yalnızlığından ya da ailesi tarafından dışlanmışlığından sanki böcek olmayı hak etmiş gibi kabulleniyor hal ve ahvalini. Bundan sonra hayatıma bu şekilde devam edeceğim der gibi kabuğuna ve sayıca fazla, istemsizce hareket eden cılız bacaklarına alışmaya, onları kontrol etmeye çalışıyor. Saate baktığında işe geç kaldığını, biran önce yatağından kalkması gerektiğini düşünüp uzun uğraşlar sonucu bedenini ve başını döndürüp yatağından kalkmayı başarıyor. Öncesinde yaşadığı üzere insan gibi ayağa kalkmak istiyor ama maalesef böcek gibi bacaklarının ve kollarının üstünde yürürken buluyor kendini. Farkında olmadan etrafa garip yapışkan sıvılar bıraktığında önce şaşırıp utanıyor sonra böcek olduğunun bilincine varıp zamanla kendine alışıyor. Kafka roman da, insan gibi düşünüp böcek gibi yaşayan Gregor Samsa ya da gerçek hayatta böcek gibi hissedip insan gibi yaşamak isteyen Franz Kafka’yı anlatıyor.

Böceğe dönüşmüş haliyle karşılaşan ailesi ondan tiksiniyor, kız kardeşi dışında kimse onu görmek bile istemiyor. Ne onu iyileştirecek bir çare arıyorlar ne de yardım ediyorlar. Onun bir daha işe gidemeyeceğini ve eve para getiremeyeceğini anladıkları vakit yalnız başına kaldığı ve çıkamadığı odasında kaderine terk ediyorlar. Sadece kız kardeşi Grete odasına girip yiyecek verip ilgileniyor. Günler geçtikçe ruhen insan gibi hissetse de, böcek olmaya bedenen alışıp en sevdiği yiyeceklerin bile bozulmuş çürümüş olanlarını yemeye başlıyor, bir böcek nasıl davranır ve yaşarsa öyle yapıyor. Konuşma yeteneğini kaybediyor, gözleri de farklı görmeye başlıyor. Yerde olmak yerine tavanda ters bir şekilde durunca bedenini daha rahat hissediyor. Yavaş yavaş odasından çıkıp ailesine yaklaşmaya çalışırken hakkında konuşulan acı sözleri duyuyor; istenmediğini, kendisinden utanıldığını anlayınca çok üzülüyor ama karşılık veremeyip odasına geri dönüyor. Bir daha asla eskisi gibi insan olamayacağını söyleyen kız kardeşi Grete ve ailesi ondan sonsuza dek kurtulmak istiyor. Bunun üzerine çok üzülen Gregor ertesi sabah odasında ölü bulunuyor. Ne yazık ki artık var olmayacağı gerçeğine ve dönüşümünden önce oğulları olmasına rağmen, ailesi son hali olan cesedine bile bakmıyor ve evin hizmetçisi tarafından bir çöp gibi dışarıya atılıyor.

Franz Kafka babasıyla olan anlaşmazlıklarını, ona olan öfkesini ve kırk yıllık yaşamına sığdırdıklarını son günlerine dek yazmış; yazılarındaki yaratıcılık, delilik ve dâhilik arasında ki o ince çizgiyi düşündürten, amma velakin inceden bakıldığında kendisine deli diyenlerin aksine bir dahi olduğunu kurgularında ispat eden bir kişiliktir.

Bilindiğini sandığım üzere deliler de dâhidir, nitekim kendilerine faydaları yoktur. Dahi olanlar deliliklerini, anlamlı amaçlar ve kalıcı değerler için kullanabilenlerdir.

Franz Kafka arkadaşına verdiği vasiyetinde öldükten sonra yazılarını yakmasını istemiş olmasına rağmen, yaşarken kendi elleriyle yok edememiştir. Kendisinin her zaman dışardaki insanlar tarafından eleştirildiğini düşündüğünden, belki de öldükten sonra bu düşüncelerinin bir önemi olmayacağını sanarak bir gün okunur umuduyla yakmaya kıyamamıştır kim bilir. İyi ki de öyle yapmış. Sonuçta günlük yazarken bile bilinçaltında yatan bir düşünce vardır, oda yazdıklarının bir gün okunmasıdır.

Dönüşüm romanını Almanca aslından çeviren, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Türk yazar ve çevirmen Ahmet Cemal’in kitapta şöyle bir paragrafı vardır ki Kafka’nın yaşamını ve üzerine yazdığını düşündüğümüz “Dönüşüm” kitabını özetler nitelikte:  “Birey olmasını başaranlara düşman kesilen son toplumlar ve bu toplumların en güçlü temeli olan, çocuklarının hep iyiliği, gerçekte ise sürekli köleliği isteyen son aile yapıları yeryüzünden silinene değin, Kafka’nın dönüşümü geçerliliğini ve güncelliğini koruyacaktır.”

Yazar Hakkında

Gülcen Durak

1984 yılında Edremit’te dünyaya geldi.İlköğretim-Lise dönemini memleketinde,Üniversite eğitimini Balıkesir’de tamamladı.Yirmili yaşlarında Edebiyat’a daha çok vakit ayırmaya ve yazmaya başladı. Çeşitli Edebiyat-Sanat dergileriyle yazılarını paylaşan ve bir süredir ilgilendiği Fotoğraf Sanatıyla; dernek bazında ki faaliyetlerinin beraberinde,yazılı ve sosyal çalışmalarına da halen devam etmektedir.Edebiyat’ın;ruhun sığınacağı en güzel liman,öğrenmenin ve yenilenmenin ise yaşam boyu gerekli olduğu düşüncesindedir.Çeşitli sanat dallarında ki gelişmeleri,dünya mutfaklarını,tasarım ve dekor alanında ki araştırmaları da yakından takip etmektedir.Kuzey Ege’de yaşamını sürdüren,küçük şeylerle mutlu olabilen,boş vakti olmayan,sürekli meşgul,ailesiyle birlikte gülebilen,çoğunlukla huzurlu,arada bir hüzünlü,çayı aramayan kahve seven,evli ve iki çocuk annesi tipik bir yengeç kadını…

Yorum Yap