Aktüel Gezi-Yaşam

İstanbul Sendromu

Geçen günlerde bu siteyi takip edenler fark etmiştir. Kudüs sendromu diye bir yazı yayınlandı. Yazıdan kısaca bahsetmek gerekirse Kudüs’e giden insanlar bir anda bağlı bulundukları dine aşırı ve sert bir şekilde bağlanıyorlar. Hatta bazıları Allah’tan haber aldıklarını bile zannediyorlarmış. Neyse ki Kudüs den ayrıldıklarında Kudüs sendromu son buluyormuş, çok şükür bizlerde potansiyel sahte peygamberlerden ve mehdilerden kurtulmuş oluyoruz. Böylece Kudüs de yaşanan Kudüs de kalmış oluyor.

Yazının linki aşağıda bulunmaktadır. Merak edenler aşağıdan Kudüs sendromunu inceleyebilirler.

http://tahmisdergi.com/kudus-sendromu/

İki dakika sakin bir hayat süremeyen ülkemiz şehirlerinin yok mu böyle sendromu?

Var tabi ki,

İstanbul sendromu…

Tarih boyunca şarkılara, türkülere, filmlere konu olmuş bir sendrom. Hem de değişik versiyonlarıyla, herkeste farklı tepkiler gösteren acayip, bize has bir sendrom.

Cumhuriyet tarihi ile oluşmaya başlayan İstanbul sendromunun filmlere konu olan en önemli versiyonu İstanbul’a gelir gelmez ortaya çıkan büyüklük taslama versiyonu.

Hatırlamıyor musunuz?

Haydarpaşa garı önündeki o meşhur sözü;

– Ulen İstanbul sen mi büyüksün ben mi

Diğer hali ile ;

– Yeneceğim ulen seni İstanbul
istanbulsendromu_2
Diğer popüler versiyonu belki aklınıza gelmiştir.

O meşhur türkünün anlattığı gibi belli bir süre İstanbul’da yaşadıktan sonra meydana gelen İstanbul sendromunun kaybetmişlik versiyonu;

Erkan Oğur’un güzel sesiyle ;

– Neden geldim İstanbul’a

Bir başka versiyonu  da İstanbul sendromunun, daha İstanbul’a gelmeden baş gösteren zengin olma arzusu ;

– Taşı toprağı altın İstanbul

Keşke rahmetli dedemde bu versiyona tutulsaydı da bir iki dönüm yer kapatsaydı. Ya da şöyle Fikirtepe’ye bir gecekondu dikseydi, kentsel dönüşüm olayından bizde faydalanırdık ne güzel.

Şu anda benim düşündüğüm İstanbul sendromunun, rahmetli dedemin dürüstlüğüne bozulup arkasından konuşarak kendini düşünme yan etkisi…

Tabi ki meşhur bir versiyonu da var İstanbul sendromunun. Çapkınlık ve meteorolojik versiyonu;

– İstanbul’un havasına ve kızına güven olmaz

Bu versiyon gurbetçilerimiz tarafından özellikle Almanya’ya uyarlansa da orijinali İstanbul sendromunun versiyonudur

Günümüze kadar popüler olmuş İstanbul sendromunun değişik versiyonlarını inceledik.

Şimdi ise yeni bir versiyonu baş göstermeye başladı bu İstanbul sendromunun. İstanbul’u beğenmeme ve köye dönüş versiyonu;

– İstanbul çok kalabalık, nefes alacak yer yok…

– Her zaman, her yerde trafik var. İşten eve 2 saatte mi gidilir?

– Her yerde inşaat var…

– Havası çok kirli, nefes alamıyoruz…

– İstanbul ateş pahası her şey çok pahalı (Kısa bir bilgi Boğazda yemek yemeye kalkarsan tabi pahalı olur. Çok balık çektiyse canın Beykoz’da sürüsüne balık ekmekçi var. Hem de boğaz havasında )

– Her yer egzoz dumanı…

– Bizim oralar böylemi?

– Ah bir sahil kasabasına yerleşsem!

– Bizim oraların havası bir başka, tertemiz…

– Çocuklar İstanbul’da eve hapis, bizim oralarda olsa salardık çayıra (Çocukları keçi, koyun görme sendromu ile İstanbul sendromunun bir vücutta birleştiği insan modeli)

Eğer sizlerde bunları düşünüyorsanız İstanbul sendromunun, İstanbul’u beğenmeme ve köye dönüş versiyonuna yakalanmışsınız demektir.

Tedavisi çok basit, öyle psikologlara filan dünya paralar vermenize gerek yok, zaten ateş pahası diye düşünüyorsunuz İstanbul’u bir de bu şehrin psikologlarına o kadar para yatırmayın.

Tedavisi ne mi?

İstanbul’u terk edin, Mutlu olun…

Bu sayede geride kalacak, İstanbul sendromuna yenilmemiş ya da yakalanmamış insanlara yer açın. İstanbul’un tadını sadece İstanbul’un boşaldığı o uzun bayram tatillerinde değil her zaman yaşayalım.

Hem İstanbul boşaldığında havası da temizlenir, belki İstanbul o kadar pahalıda olmaz. Sonuçta arz talep meselesi…

Şakayı bir kenara bırakırsak ;

Küçücük yüz ölçüme sahip bir şehirde günlük 20 milyona vuran nüfus ile beraber yaşıyoruz.

Bu sıkıntıların olması normal…

İstanbul sendromu varmıdır bilemem ama İstanbul’u terketemezsiniz çünkü iyi bildiğim bir nokta var,

İstanbul sigara gibidir, ilk içtiğinizde nefret edersiniz ama içmeye başladıkça bir anda bakmışsınız bağımlı olmuşsunuz. Bırakmak için çaba sarf etmeniz gerekir. Emek ister.

İstanbul bağımlılık yapar…

Aslında İstanbul girişine asılması lazım olan DİKKAT tabelasıdır bu…istanbulsendromu_1

İstanbul’u yenmeye çalışmayın, İstanbul’u yaşamaya çalışın

 

 

Yazar Hakkında

Semih Karagöz

32 yıllık yaşam öyküsünü kısaca yazmak gerekirse, bu öykünün temel taşları;

Evli ve bir çocuk sahibiyim,
Mühendisim
İstanbul doğumluyum…

Yorum Yap