Edebiyat Gezi-Yaşam

Kahvenin Ab-ı Hayat Olduğuna Şüpheniz Mi Var?

Hangi yüzyılın neresinde keşfettiklerini bilemiyorum seni..

Hangi seyyahın Osmanlı ülkesine taşıyıp, “yedi iklimin sultanı”na hediye olarak sunduğunu yada..

Bir vakitler, bu topraklarda yasaklanacak kadar insanların sana bağımlı olabildiğini okuyorum lakin,

Önceleri taze alınır, kendine özel tavalarda kendine has usulde kavrulur ve özel değirmenlerde bir içimlik öğütülürmüşsün,

Ne özen, ne keyif..

O değirmenlerden bir tane annemin babaannesinde de varmış anlattığına göre,

Her şeyi kıymetinde yaşamayı seven insanlara saygım sonsuz..

Her neyse ne diyordum;

Anlatılanlara göre;

“Topraklarıma bir o kadar daha katacağınızı bilsem dahi Yahudilere Filistin’den kurabiye miktarı yer vermem” diyerek Yıldız’ı inleten 34. Türk padişahı Abdulhamîd ise günde 30 fincandan fazla içecek kadar müptela sana, Evvel zamanlarda kulpsuz fincanlarda, fincanların alt kısmında ay ve yıldızın nakışlandığını da belirtmeliyim ve özel gümüş zarflarda sunulur ve asaleti temsil edermişsin konaklarda,

Zarafet…

Her önemli güne ayrı bir mana verdiğin de hatırlanmalı ki,

Zaten hatıra dediğin zaman sahne sana kalmalı idi değil mi,

Nitekim Yıldız sarayında uzun yıllarca kullanılan fincanlarda da yazıldığı üzere,

“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var..”

Yada varmış..

Zamanla senin huyunu,suyunu,sunumunu,zarafetini değiştirdiği gibi nesil,

Hatırını da hebâ etti..

Kim bilir kaç fincan kahve tükettik kimlerle,

Ama ne onların 40 gün hatırı kaldı bizde ne de bizim onlarda..

Bilmiyorum ki,

Kahveyi Yemenden getirtmediğimizden mi?

Gümüş zarf aradığımızda kimsenin daha önce duymamış olmasından mı?

Değirmenler hayatımızdan çıktığından mı?

Dostluğun hatırı kalmadı,

Muhabbet yok oldu,

Ve insanlar acabalardan ve yok artıklardan ibaret oldu..

Her neyse,

Konuyu dağıtmayalım,

Bu yazı bir methiye olma niyetiyle başladı madem,

O hüviyeti kazanmalı,

Koyu renk telvesine herkesin ayrı bir sır sakladığı,

Fincanda bıraktığı lekelere insanların ümitlerini bağladığı,

Mutlulukta ayrı hüzünde ayrı hatırı olan,

Cânım benim,

Bil ki; “Âb-ı hayat olduğuna zerre şüphem yok..”

İnsanlarda hatırın kalsın yada kalmasın..

NOT: Bu yazı Osmanlı Döneminde sıkça kullanılan “Kahvenin ab-ı hayat olduğuna şüphen mi var” sözünden mülhem yazılmıştır.

Yazar Hakkında

Tuğba Betül Özsoy

1991 Ankara doğumluyum.İk ve Orta öğrenimimi Aydın-Nazili’de tamamladım.Lakin lisans hayatım öncesi gibi tek şehirde geçmedi.2008-2009 yılları arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Öğretmenliği Bölümü’nü kazanıp burada bir yıl geçirdikten sonra lisedeki hedefimi unutamayıp okulu bıraktım ve 2011-2015 yılları arasında öğrenim aldığım,hali hazırda mesleğini icra etmeye yaklaştığım İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bölümü’nü kazandım ve mezun oldum.Lakin okuma maceram bu aşamada sonlanmamış olup halen 2016 yılı itibariyle kazanıp kayıt yaptırdığım İstanbul Medipol Üniversitesi Uygulamalı İngilizce ve Çevirmenlik Bölümü öğrencisiyim.
Derginin bana ayırdığı bu küçük kısımda kalemimi,kelimelerimi sizinle paylaşacak olmanın heyecanını yaşıyorum.Umarım kelimeler en güzel ortak noktamız olur.Huzura vesile olan güzel kelimeler paylaşırız.Kısaca ben buyum.Ama yukarda verdiğim kronolojik bilgilerin dışında ki bence en güzel tanıtma şeklimdir kendimi;
“Bir ademoğlu ile zevcesinin kerimesiyim”…

Yorum Yap