Edebiyat

Kahveyi Seçmek İçin Aşk

Kaçmak… En kolayı mıdır yoksa en zoru mu? Ne kadar kaçabilirsin? Ne kadarına yeter soluğun? Korkularından ve acılarından nereye kaçabilirsin? Ne kadar uzağa gidebilirsin kendinden? Kaç adım? Ben saydım, hiçbir adım!

İstenmeyen ot hep dibinde bitiyor bir şekilde burnunun. Bir daha umutlanmayacağım diyorsun mesela, umutlar beklentiyi, beklenti acıyı doğuruyor diyorsun, sonra biri ya da bir şey çıkıyor, umut doluyorsun. Ya da mesela güvenmeyeceğim kimseye diyorsun, geçmişte güvendiğin için aldığın yaraları hep ama hep hatırlatıyorsun kendine, sakin bir günde en az üç defa, tok karnına, sonra bir bakıyorsun, böylesi daha zor. Çocuk kalbiyse taşıdığın, böylesi en zor ve ben çocukların erişemeyeceği yerlerde saklanması gereken duygulardan çok sık geçiyorum.

Sosyal ihtiyaçlarımız bunlar en nihayetinde, güvenme, inanma, umut etme, sarılma, tutunma… Doyurulmadıkça kendini hatırlatıyor, büyüyor, acıtıyor ve hatta canavarlaşıp kontrolü eline alabiliyor. Kontrolü eline aldığındaysa karşınızdakinin kim olduğunu, ne olduğunu, nereden geldiğini, nereye gideceğini, ne kadar kalacağını bile bilmeden onu seçmiş buluyorsunuz kendinizi. Fırtınanın içinde, savrulurken buluyorsunuz. Oysa inadınızdan seçmediğiniz geçmiş ihtimallerden bazıları durgun birer denizdi, bunun farkına varıyorsunuz.

Bu ihtiyaçların bir diğeri de sevme ve sevilme isteği. Kısaca aşk diyelim. Kısaca dediğime de bakmayın sevmenin ve sevilmenin en uzun ve en çetrefilli hâli aslında aşk. Aşk, yıllardır kahveyi seçme sebebim benim. Yine geçmiş deneyimlerden mütevellit, tuttum beni incitmesin diye Galata Kulesi’ni aşk belledim, yıllar önceydi. Maşallah dediğimin üç gün yaşamıyor oluşu gibi Galata da dillendi. Kız Kulesi’ne âşıkmış meğer sevemezmiş beni, öyle demişti. Bir çıkar yol bulmaya kararlıydım ancak bilerek kimseyi üzmek istemediğimden en çok kendini üzen biri olarak kahveyi seçmeye devam etmem gerekiyordu. Kişileri Galatalaştırdım ben de. Nasıl anlatabilirim tam bilmiyorum bu durumu. Galata’nın bazı özelliklerine bir şekilde sahip olan insanları sevdim hep ve Galata’yı idea, insanları da onun gölgesi olarak kabul ettim sanırım. Sen dedim hepsine, kötü bir kopyasısın Galata’nın, sanırım kötü kısmını söylememeliydim, yanlış anladılar. Bir süre güzel çalıştı bu sistem. Sonra da her sistem gibi bozuldu. Ne zaman da bu konu açılsa aklıma imrenmelerim gelir. Gerçekten imreniyorum sevse bile sevdiğini göstermeden yaşayabilenlere, bir daha göremeyeceğini bile bile sevmeye, beklemeye devam edebilenlere. Ölümden bahsetmiyorum ikinci kısımda, o farklı, o haklı, ondan da aldım nasibimi çok şükür, o ayrı bir konu.

Aşk sonsuz bakabilme isteğidir.Ama benim için en çok da kahve içme isteği.

Maslow’un ihtiyaçlar piramidinin üçüncü seviyesini geçemiyorum. Takıldım kaldım. Bir ayak eksik, birinden hiç emin değilim. Büyüyecekmişim de kendimi gerçekleştirecekmişim. O işler öyle olmuyor işte. Git git bitmiyor bu yol. Ben de kaçıyorum. Kaçmak için elimden geleni yapıyorum. Yapıyordum, yapmıştım, yapacaktım. Ama işte dedim ya insan neyden kaçarsa burnunun dibinde bitiyor. Sigara dumanının hep rahatsız olana gelmesi gibi, Murphy Kanunları, hep onun yüzünden. Ne olursa olsun sonuç değişmiyor nitekim Kız Kulesi ben değilim. Göstersem de gizlesem de kaçsam da savaşsam da Galata’ya Kız Kulesi değilim ben.

Aşk sonsuz bakabilme isteğidir. Zamanı durdurma isteği. Biraz da kuş olma isteği, hep penceresinde duran, o hareket hâlindeyken omzuna konan, renkli bir kuş olma isteği. Şiir yazma isteği, ille de çiçekli şiirler yazma isteği. Ama benim için en çok da kahve içme isteği.

 

Yazar Hakkında

Şafak Kılıç

91’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe okudu. Eli kalem tutmaya başladığından beri yazmaya tutkuluydu. Tiyatro, sinema, psikoloji, fotoğraf ve daha bir çok alana, kısacası dünya nimetlerinin hepsine meraklı. Hep gitmeyi hayal edip çakılı kalanlardan. Kendine bir yer edinmeye çalışıyor.

Yorum Yap