Kültür-Sanat

Kaligrafi Sanatı

kaligrafi

Kaligrafi’nin menşei Yunanca bir kelimeden gelir. Kallos ‘’güzellik’’ ve Graphe ‘’yazı’’ kelimelerin birleşiminden oluşmuştur. Bu sanatla uğraşanlara ise ‘’kaligraf’’ denir. Kaligrafi’nin ne tür bir sanat olduğu, farklı milletlerde nasıl ortaya çıktığı, hat sanatı ile benzerliğinin olup olmadığı gibi hususlara girmeden evvel yazının kısa tarihçesine temas edelim.

Yazı bizim anladığımız manada bir hüviyet kazanmadan önce, insanlar mağara duvarlarına, kaya ve taşlara yaşadıkları olayları anlatan resimler yaptılar. O zaman için meramı ifadeye en yakın şekil, şüphesiz resimlerdi. Zamanla bu resimlerin gelişmesiyle ideografik ( harflerin olmadığı yazı sistemlerinde bir sözcüğe ya da bir fikre karşılık gelen grafik semboller) yazı şekli ortaya çıktı. İnsan, eşya ve hayvan figürlerinden oluşmuş ilk sembolik yazı çeşitleri, zamanla şekillerden çizgilere, çizgilerden de alfabelere dönüşmüştür. İlk çağların bu ilkel yazılarına ‘’ resim-yazı’’ denmektedir. Resim-yazının geliştiği ilk uluslardan bazıları, Mısırlılar, Sümerler, Asur ve Çinlilerdir.

Tarihi bilgi ve bulgulardan hareketle, biz yazıyı ilk kullanan milletin Sümerler olduğunu kabul ederiz. Bu kabul, bizi M.Ö 3500’lere kadar götürür. Sümerlerden önce yazının olup olmadığı ise bizce meçhuldür. Belki de bir gün tarih bize yanıldığımızı söyleyecek ve bizi şaşırtacak bilemiyoruz. Aslına bakarsanız Sümerlerin bu çivi yazısı, muhasebe defteri tutma amaçlı yapılan grafiklerdi. Antik Mısır’da da Hiyeroglif adı verilen çivi yazısı kullanıldı. Bu yazı çok zordu ve zaman alıyordu. Bu yüzden Mısırlılar Papirüs adı verilen kağıdı kullanmaya başladı. Papirüs’ün yerini ise onun biraz daha gelişmiş versiyonu olan, hayvan derisinden elde edilen Parşömen kağıdı aldı. 15. Yüzyıla kadar hemen hemen bütün el yazması eserler parşömen üzerine yazıldı. Çünkü çok dayanaklı ve uzun ömürlüydü. Ve nihayet ilk matbaa, ağaç oyma tekniği kullanılarak M.S 593’te Çin’de icat edildi. Tabletlerden hayvan derilerine, hayvan derisinden kağıda, yazının bu uzun serüvenini bir solukta anlatmaya ve bir kağıda sığdırmaya çalıştım.

 
oyma kaligrafi

Yazı ve alfabe insanoğlunun müthiş zekasının ve estetik anlayışının bir yansımasıdır aslında. Cansız taşların ve kağıtların üzerilerine yazılar yazarak onları konuşturmakta mahir olmuştur çünkü insan. Ve günümüzde de bu maharetini sergilemeye devam ediyor. Kaligrafi ile kaldığımız yerden devam edelim isterseniz. Yunanlılar, daha sonra Romalıların Latince metinleri, İncil başta olmak üzere kutsal kitap ve metinleri özenle yazmaları ile ortaya çıkan Kaligrafi sanatı, zamanla kendi yazı stillerini ortaya koymuştur. Kaligrafi farklı milletlerde, çok farklı şekillerde tezahür etmiştir. Mesela, Çin, Arap, İran, Hindistan, Japon ve Latin kaligrafileri, kaligrafinin en güzel örneklerini teşkil eder. Her bir ülke kendi kaligrafisini yine kendi alfabesinden hareketle meydana getirmiştir. Arap kaligrafisi Arap harfleri, Japon kaligrafisi Japon harfleri ile yapılır.

uzakdoğu kaligrafi

Yeri gelmişken Kaligrafi ve Hat sanatı arasındaki farka değinelim. Hat, Arapça ‘’çizgi,yol’’ anlamına gelmektedir. Bazı kişiler Hat ve Kaligrafiyi aynı kefeye koymaktadır. Halbuki, Latin alfabesinin kullanılarak yazının güzel yazılması işine Kaligrafi, Arap harfleri ile yazılmasına da Hat sanatı adı verilmektedir. Bizim bugün Türkiye’de kullandığımız kaligrafi Batı yani Latin kaligrafisidir. Dolayısıyla, Hat sanatı bir Arap kaligrafisidir. Hat, sadece ülkemizde kullanılan bir terimdir. Ayrıca Hat sanatı, kaligrafiye göre çok daha fazla emek ve uğraş isteyen bir sanattır.

islami kaligrafi

Osmanlı ile birlikte Hüsnü Hat sanatı doruk noktaya ulaştı. Bunun belki de en güzel örneğini Bursa Ulu Cami’de görürüz. Bu ihtişamlı mabedin duvarlarında ki yazılar, bir Hüsnü Hat müzesini andırır adeta. Bu mübarek taş duvarlara nakşedilmiş Allah’ın o güzel isimleri, ayetler, hadisi şerifler, insana bir başka alemin, maveranın kapılarını açar. Bunu yanı sıra, Osmanlı Padişah tuğralarını da hatırlamak gerekir. Çünkü Osmanlı Hat sanatının bizce en güzel ve en tanıdık örnekleridir onlar.

bursa-ulu cami hat

 

 

 

 

Kaligrafi, bir milletin kendi alfabesine olan sanatsal ve estetik bakış açısıdır. Bir takım basit çizgilerin, insanın zarif dokunuşu ile bambaşka bir hüviyet kazanmasıdır. Allah’ın insana bahşettiği bu estetik duygu ile insan yeryüzünün çehresini değiştirmiş ve onu yaşanılır bir hale getirmiştir. Mabetler, Tapınaklar, heykeller, Resimler, Çiniler ve daha pek çok şey insanın elinde bir mana bulmuştur. Acizane Kanaatim, Kaligrafinin yazının Tarihsel süreç içerisinde varabildiği en nihai noktası olmasıdır. İnsanoğlunun bu son haddeyi geçip yazıda yeni bir çığır açıp açmayacağını ise zaman gösterecek.

 

Kaynaklar:

  1. NİŞANYAN, Sevan, Etimoloji Sözlüğü, sy. 292
  2. SAKİN, Mehmet, Kaligrafi Sanatının Tarihçesi
  3. Uzman TV, Kaligrafi ile Hat sanatı Arasındaki Fark

Yazar Hakkında

Mücahit Enes Coşkun

Ağustos 1992'de Nevşehir'de doğdu. Kayseri'de ikamet etmektedir. 2014 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Trabzon, onun en tatlı hatırası idi. Öğrenim süresi boyunca Osmanlıca ve serbest şiir üzerinde çalıştı. Gazete ve dergilerde şiirleri yayımlandı. Yine bu süre zarfında düz yazı ile içli dışlı oldu. Halen kendisine ait bir blogda,Edebiyat, Tarih ve Sinema alanlarında çeşitli yazılar kaleme almaktadır. Son zamanlarda ney ve kaligrafi ile meşgul. En büyük hayali, elinde fotoğraf makinesi, bir kalem ve bir kağıtla Dünya'yı karış karış gezmek. Orta düzeyde İngilizce bilmektedir. Kısacık hayatı bundan ibaret

Yorum Yap