Aktüel Düşünce

Kelime ve Kavram

Yazar | Haydar MUTAF

Pers İmparatoru Kandiş Mısır seferine çıkarken zaferinden emindi. Çünkü bütün kâhinleri ittifak halindeydi. ”Zühre yıldızı” demişlerdi hep bir ağızdan; “İmparatorun burcuna girdi.” Mısırın fethi yakındı. Öyle de oldu. Kırk gün kırk gece sürer Nil’in yanı başındaki savaş ve Mısır düşer. Fakat önceden müjdelenmiş bu fetih, acımasız Pers İmparatoru’na kâfi gelmez. Merkiz kalesinin önüne bir otağ kurdurur ve mağlup Mısır Kralı Kısamelut’u huzuruna çağırtır. Amacı bellidir; mağlup kralı daha da aşağılamak.

Muzaffer Pers alayları otağın önünden geçer önce, ardından mağlup Mısır ordusunun generalleri; başları önde ve yüzlerinde horlanmanın utancı. Generalleri öteki rütbeli askerler izler, süngüsü düşmüş Mısır ordusunun sefil artıkları… Hangi Kral bu utanç verici manzara karşısında aşağılanmanın ezikliğini duymaz ki. Oysa Mısır Kralı yüzünü kırpmaz, öylesine gururludur, öylesine soğukkanlı. Perişan bir halde önünden geçen ordu sanki kendi ordusu değilmiş gibi. Sonra Kral’ın sevgili kızı Mısır prensesi geçer otağın önünden, beş paralık bir cariye kılığında. Pers ordusunun çirkin bir aşçı yamağı saçlarından tutup sürükler prensesi. Bunu gören Mısır ahalisinin acı çığlığı yeri göğü inletir. Hangi yürek o güzeller güzeli prensesi böyle bir düşmüşlük içinde görmeye katlanabilir? Fakat, Mısır Kralı’nın kılı dahi kıpırdamamıştır. Bir aşçı yamağının cariyesi olan kız, sanki kendi kızı değilmiş gibi…

Az sonra kralın biricik oğlu, veliaht prens geçer otağın önünden, kolları bağlı, ayakları prangalı. İki yanında dağ gibi birer Pers askeri, darağacına doğru sürüklerler veliaht prensi ve hemen oracıkta idam ederler. Fakat, Kral kılını bile kıpırdatmaz. Az önce idam edilen oğul sanki kendi oğlu değilmiş gibi… Sonunda hizmetçisi geçer otağın önünden. Mısır Kralı yerden yere atar kendisini. Hizmetçisini zincire vurulmuş görünce acımasızca yumruklar göğsünü, dövündükçe dövünür, iki gözü iki çeşme. Pers İmparatoru hem memnundur bu manzaradan, hem de hayretler içindedir. Ordusunu, kızını, oğlunu, ülkesini, her şeyini kaybetmiş Kral soğukkanlılığını korur da; maiyetinde en değersiz kişinin, hizmetçisinin perişanlığını göründüğünde böylesine yıkılmıştır.

Çünkü insan, en değersiz şeyini kaybettiğinde anlar ki her şeyini kaybetmiştir.1

Peki, kaybettiğimiz zaman anladığımız bu ‘şey’ nedir? Neyimizi kaybettiğimizde anlayacağız kaybedecek bir şeyimiz kalmadığını.

Bir milleti yok etmenin yolu kültürel anlamda yozlaştırmaktan geçer. Kültürel anlamda yozlaştırmak,  yok etmek içinse, toplumun kavramlarının içini boşaltmak, onları basit, kalbi olmayan kelimelere indirgemek gerekir. Örneğin, herhangi bir insan hakkında ‘bu adam / kadın çok namussuz’ diye bir ithamda bulunursanız, herkesin aklına gelecek şey bellidir. Cinsel bir içerik.  Nedense hiç kimse adamın ya da kadının hırsız olabileceğini, yolsuzluk yapan birisi olabileceğini düşünmez. Çünkü namus kavramı zaman içerisinde basit ve sadece cinsel içerikli bir kelimeye indirgenmiştir. Kelimeler elastiktir, istediğiniz yöne çekip çevirebilirsiniz, ancak kavramlar zaman içerisinde revize edilse de genel hatları elastik değildir. Mesela, ahlak kelimesini bir kelime olarak kullanırsanız, kendi doğrularınıza, kendi hedeflerinize – hele de bu doğru ve hedefleri kutsal kabul ettiyseniz- yapacağınız her türlü ahlaksızlığı mubâh sayabilir, hatta mubâh saymayı ahlak kabul edebilirsiniz. Hâlbuki ahlak bir kavram olarak hayatınızda yer ettiyse, bütün kavramlarda olduğu gibi, şartlardan, ideolojilerden bağımsız olduğu gerçeğini unutmaz, bu gerçeğe göre yaşamaya gayret gösterirsiniz.

Gerçekliği konusunda şüphelerim olmakla birlikte, bu anlattığıma örnek olması açısından bir örnek olay paylaşayım. Adana’da bir grup hırsız, Kurban Bayramı arifesinde çaldıkları koyunları pazarda satıp ettikleri kâr ile de yeni koyun satın alıp kesmişler. Neden çaldıklarından bir kısmını kesmiyorsunuz sorusuna verdikleri cevap tam da içinde bulunduğumuz durumun özeti mahiyetinde. “Çaldıklarımızı nasıl keselim, onlar çalıntı mal, haram maldan kurban olmaz.”

İşte bu noktada Alev Alatlı’ya kulak verelim.

“Kelime ‘şey’dir. Yaşamayan, ölü bir ‘şey’.  Şeyler’i işlevsel kılma becerisi de ‘zekâ’.  Akıl’dan farklı olarak zekâ, elde olanı, olduğu gibi kabul edip belirli amaçlar doğrultusunda yeni kombinasyonlara sokarak işlerlik kazandırır. Biyolojik anlamda hayat sürecinde kullanılan bir düşünce biçimidir. İki sopayı birbirine bağlayıp ağaçtan muz düşüren maymun, zekâsını kullanıyordur, aklını değil. Kelimeleri, yani ideolojileri, kalıp bilgileri, düşünce biçimlerini belirli amaçlar doğrultusunda yeni kombinasyonlara sokarak kullanan ‘zekâ’dır. ‘Akıl’ın kısa vadeli elle tutulur bir amacı olmamasına karşın ‘zekâ’ belirli bir amaç ister”2.

Türk Milleti Zekidir

Galiba buradan başlamak gerekiyor. Zekâ, kısa vadeli elle tutulur bir amaca hizmet eder. Bu anlamda çok da ahlaklı olduğundan bahsedemeyiz. Maymun örneğinde olduğu gibi bütün amaç muzu düşürmektir. Sopanın kime ait olduğunu düşünmek ‘zekâ’nın ilgi alanına girmemektedir. Ancak, zekâ’dan farklı olarak akıl, anlamaya, görünenin altındakini, gerçek diye sunulanın özünü, hakikatini sorgulamaya yöneliktir.

Mesela, Gaziantep’te 13-14 yaşlarında bir canlı bombanın kana buladığı kına gecesi haberi ile “Kısmetse Olur programında düğün ne zaman? İşte Nur’un kına gecesi” haberini aynı sliderda yan yana veren haber sitesi sahibi ya da editörü zekidir, zira tıklanma sayısı ile ilgilenmektedir, ancak kesinlikle ahlaklı ve akıllı değildir. Uzun vadede, katliamları, bombaları ya da ‘Kısmetse Olur’ tarzı programlar ile yozlaştırdığı toplumsal kültür ya da kimlik onun umurunda değildir, günlük hedeflediği tık sayısına ulaşmak öncelikli hedefidir.  Bu noktada, en az iki sopayı birbirine bağlayıp muzu ağaçtan düşüren maymun kadar zekidir. Ancak, unutmamak gerekir ki insanı hayvandan ayıran ahlak diye bir değerin, varlığın bilincinde olmasıdır.

Yukarıda bahsettiğim belgeselde, hikâyenin sonunda;

“Toprak kaybetmek, toprağını kaybetmek hangi Türk aydınına biz neyi kaybettik diye sorarsanız; ”topraklarımızı kaybettik” cevabını alırsınız. Ancak, aynı soruya Cemil Meriç’in vereceği cevap şudur:

”Türkiye Ruhunu kaybetti. Toprak, en değersiz şeyimizdir belki de. Belki de en değersiz şeyimizi kaybedince her şeyimizi kaybettiğimizi anladık. Ruhumuzu.” diye noktalar.

21’nci yüzyılda toprak kaybetmek bir önceki yüzyıla nazaran kulağa çok distopik gelmekte, bunun farkındayım. Ancak toprak kaybetmeden de ruhumuzu kaybettiğimizin farkına varacağımız zamanlara gelmekten korkuyorum. Hatta bunun yakın olduğunu düşünüyorum. Ahlak kurallarının lanetlediği bir yöntemle yakınlarımızı kaybedersek günün birinde ve haber sitelerinde Acun ile karşılaşırsak anlayacağız ruhumuzu kaybettiğimizi. Unutmamak lazım ki; 21’nci yüzyıl aynı zamanda kaybettiğimiz her hangi bir değeri tekrar (geri) isteyemediğimiz yüzyıldır.

İşte bu noktada “Türk Milleti Zekidir” hamasetinden bir an önce kurtulup, zeki yerine “ahlaklı, akıllı” kavramlarını yerleştirmemiz ve bunu bir an önce müfredata sokmamız gerektiği kanısındayım. Aksi takdirde, yangın yerinden sigarasını yakıp içen adam ahlaksızlığı ile izleyeceğiz başımıza gelecekleri.

Kaynaklar :

  1. https://www.youtube.com/watch?v=huENWVDMG1E
  2. Alev Alatlı – Viva Le Muerte Yaşasın Ölüm

Yazar Hakkında

Haydar MUTAF

1984 Haziran’ının sonlarında Gaziantep’ de dünyaya geldi. Mühendislik eğitiminin ardından 2008 yılında Matematiksel Fizik ana bilim dalında yüksek lisans, sonrasında halen devam ettiği Atom ve Molekül Fiziği doktorasına başladı. Fizik eğitiminin yanında felsefe, edebiyat ve sinema merakı olan yazar “Lise yıllarından hayalimdi” dediği motosikletine ve fotoğraf makinesine otuzlu yaşlarda kavuştu. Kısa hikayeler , gezi yazıları ve gündeme dair yazan yazar ve halen Açık Öğretim Fakültesi’nde fotoğrafçılık ve kameramanlık bölümü okumaktadır. En büyük hayali “ Türklerin göç yollarından portreler” olan Haydar Mutaf bu hayali için gelecekte çıkacağı Orta Asya gezisinin planlarını kurarak uykuya dalmaktadır. Bekar olan yazar bilimsel araştırmalar için belli dönemler Gebze’de belli dönemler Gaziantep’de ikamet etmektedir. Ruhu ise Ankara’da yaşamaktadır.

Yorum Yap