Edebiyat Gezi-Yaşam

Kiraz Çiçeği

Büyülü bir mevsim… Mor meltemler arasında kaybolan ruhumu kovalıyor bedenim. Uzak diyarlarda açan bir çiçeğe uzanıyor ellerim usulca. Uzak Doğu’nun kutsal kiraz çiçeği, Sakura. Göz kamaştıran güzelliği ile Japon kültüründe baş tacı olmuş bir çiçekten bahsediyorum. Beyaz, pembe, mor renkli erguvanlar gibi. Henüz solmadan toprağa düşmesi sebebiyle, edebiyatta ölüm ve hayatın birlikteliğini ifade eder Sakuralar. Ömrün kısalığını ve geçiciliğini simgeleyen bu şirin kiraz çiçekleri, hem hayatın güzelliklerini hem de hiç umulmadık bir anda ölümün gelebileceğini hatırlatır insana. Japon kültüründe de böyle makes bulmuştur zaten.

Kiraz çiçekleri martın son haftası ile nisanın ilk haftası açar. Ve on binlerce insan akın eder Japonya’ya bu güzel manzarayı temaşa etmek, bir nebze olsun hayatın meşgalesinden uzak kalabilmek için. Fakat öyle narin, öyle nazenindirler ki göz açıp kapayıncaya kadar dökülüverirler toprağa, sanki içinde büyüyüp boy verdikleri o yere sadık kalırcasına. Bu ince ruhlu insanlar da kiraz çiçeğinin yüzüne bakıp ölümün onlara gülümsediklerini görmüş ve bu denli zarif manalar yüklemişler ona. Sakura mevsimi geldiğinde çiçekler gibi açar Japon insanı. Renkli festivaller düzenlenir dört bir yanda. Yukarıdan bakıldığında hiçbir sanatçının kadir olamayacağı güzellikte çizilmiş harikulade tabloları andırır yeryüzü. Hakeza, pek çok sanatçıya ilham olmuştur kiraz çiçekleri.

Hani şu ölümsüz Japon savaşçıları samurayların bile kiraz çiçekleri ile yakınlığı var desek yalan olmaz. Hâlbuki ölüm korkusunu yenmiş kişilerdi onlar. Nasıl olur da bu denli gözü pek insanlar bir çiçeğin karşısında eriyip bitiyordu insanın aklı almıyor hakikaten. Samuraylar ile Sakuralar arasındaki bu muhabbetin ruhi bir boyutu vardı aslına bakarsanız. Kiraz çiçekleri en olgun ve en güzel zamanlarında solmadan dökülürler. Samuraylar da bu görüntüye bakarak savaş anında her an ölebileceğini akıllarına getirirlerdi. Çünkü kiraz çiçekleri, onlara hem yaşamı hem de ölümü hatırlatıyordu. Tasavvufta tefekkür dediğimiz şeyi aslında onlar farkında olmadan yapıyordu.

Sakuralar her daim faniliğin simgesi olmuştur. II. Dünya Savaşı’ndaki intihar pilotları kamikazeler de son uçuşa çıkmadan evvel uçaklarına bu çiçeğin resmin çiziyordu. Ölen savaşçıların ruhunun kiraz çiçeklerinde yeniden vücut bulacağına inanılıyordu o dönemlerde. Belki hala öyle. Gözü ölümden başka bir şeyi görmeyen bu korkusuz kamikazeler onlara bakıp teselli oluyor, son saniyelerde huzuru yakalamanın sevincini yaşıyorlardı adeta. Bunun adını koymak gerçekten zor. Acizlik mi, yücelik mi? Yoksa günahlardan arınamamış olmanın pişmanlığı mı? Sanırım biraz sonra vuku bulacak savaştan daha çetin bir savaşın başlamış olmasıydı ruhun derinliklerinde. Sükût etmiş bir denizin en hoyrat maviliklerinde. Ve ne yazık ki insanoğlunun kaderinde saklı kalmış bir gerçekti aslolan savaştan hep yenilgi ile ayrılmak.

 

Yazar Hakkında

Mücahit Enes Coşkun

Ağustos 1992’de Nevşehir’de doğdu. Kayseri’de ikamet etmektedir. 2014 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Trabzon, onun en tatlı hatırası idi. Öğrenim süresi boyunca Osmanlıca ve serbest şiir üzerinde çalıştı. Gazete ve dergilerde şiirleri yayımlandı. Yine bu süre zarfında düz yazı ile içli dışlı oldu. Halen kendisine ait bir blogda,Edebiyat, Tarih ve Sinema alanlarında çeşitli yazılar kaleme almaktadır. Son zamanlarda ney ve kaligrafi ile meşgul. En büyük hayali, elinde fotoğraf makinesi, bir kalem ve bir kağıtla Dünya’yı karış karış gezmek. Orta düzeyde İngilizce bilmektedir. Kısacık hayatı bundan ibaret

Yorum Yap