Kültür-Sanat

Kış Işığı (1963) Filmine Dair: Tanrı’nın Sessizliği

winter-light
Yazar | Editör

Bir rahip… Donuk bir yüz ve zevksiz bir anlatı ile vaaz veriyor. Her şey o kadar düzenli ki hiçbir canlılık belirtisi yani değişim yok. Kamera dahi hareketsiz. Statik bir dünyanın içerisinde tutkularını unutmuş statik bir insanın, Rahip Tomas’ın öyküsüdür Kış Işığı. Bergman’ın Yedinci Mühür, Güz Sonatı ve Persona ile beraber kanaatimce en iyi filmlerinden biridir.

Kilisede gerçekleştirilen ayin töreninde her şey oldukça seremoniktir. Vaizin nerede ne söyleyeceği, piyanistin nerede müzik gireceği, hangi ilahilerin söyleneceği ve cemaatin nerede amin diyeceği de dahil olmak üzere her şey önceden bellidir. Yalnızca ritüel önemlidir, içi boşaltılmış hakikatinden soyunmuş da olsa ritüeldir asıl olan. Bu donukluk içerisinde yaşamın canlılığını temsil eden bir çocuk vardır, sıkılır ve statikliğin sahteliğine katlanamayarak uyuyakalır.

Tutkuya yer yoktur, salt vazifedir kutsanan. Umut etmek dahi bir vazife ifa eder gibi yapılmaktadır. Çünkü Tanrı’dan umut kesmek suçtur. Bu kutsal bir vazifeyi andıran umut Tomas’ın umutsuzluk içerisinde kendisine gelen Jonas’a olan sözlerinde görülmektedir.

 

Tanrı’nn sessizliği

 

Dünyada bunca savaş, felaket, adaletsizlik olmaktadır. Yoksulluk, açlık, ıstırap had safhadadır. İnsan bu zulümlere ve haksızlıklara karşı duramaz. Güçsüzdür, direnemez. Tüm bu olanlar karşısında bir adalet temsili olarak Tanrı’ya başvurur. O’na yalvarır, dua eder, serzenişte bulunur. Yine de dünyada yaşanan tüm olumsuzluklar devam etmektedir.

Belki insanı kendi haline bırakıyor, yaşadığı tüm zorluklardan kendi eliyle kurtulmasını bekliyordur. Peki niçin kendi varlığının bir kez olsun duyumsanmasına izin vermez? Herkese izin vermez de peşine düşüp ömür tüketen meczuplarına da mı acımaz?

Dağa düşen tecellisi dağı erittiği için midir görünmemesi? İnsana olan rahmetinden mi sessizliği?

Kilisede yani Tanrı’nın evinde ayinden sonra Rahip Tomas, Jonas ile olan diyaloğunda şöyle der:

Tanrı çok uzakta

Tanrı’nın evinde Tanrı nasıl çok uzakta olur?

Klasik ontolojiye eleştiri getiren Heidegger’e göre varlık dasein yani şuradaki hemen yanı başımdakidir. Artık ontoloji yakındaki varlıkla ilgilenmelidir. Tanrı bu anlamda dasein değildir, uzaktakidir.

 

Nevrozun sığınağı: Tanrı

 

Nevrotik sevgi gereksiniminde kişi büyük bir kısır döngü içindedir. Büyük bir sevgi gereksinimi duyulur bu nedenle dışa bağımlılık yüksek düzeydedir. Bu sevgi gereksinimi için bir çok fedakarlık yapılır, acı çekilir. Bir süre sonra aynı oranda bir karşılık görülemeyince enayi yerine konulduğu hissi uyanır, bu defa öfke gelişir. Öfke sevgi sömürüsünde bulunduğu dış çevreden bir süre uzaklaşmasına neden olur ve bu uzaklaşma dış çevreden temin ettiği sevgi gereksinimini artırır. Dışarıya yöneliş yeniden başlar.  Bu kısır döngü bu şekilde devam eder.

Sevgi Tanrı’dır ve Tanrı sevgidir

Dolayısıyla nevrotik sevgi gereksinimi kendisine sevgi kaynağı olarak Tanrı’yı seçmiştir. Bu sevgi açlığı benliğini Tanrı’ya adamakla giderilecektir. Benliğine duyulan nevrotik aşağılama benliğini büyük bir işte veya kutsal bir ülküde yok etmeye yöneltir. Kendi istekleri ve amaçları önemsizleşir, sanki Tanrı adına konuşuyormuşçasına benliğinden sıyrılma eğilimi görülür. Tomas’ın Marta ile ilgili gerçek fikirlerini Tanrı’ya açıkça inanmadığını kendine itiraf ettikten sonra dile getirmesi bu açıdan manidardır.

 

Kendini  çarmıha geren adam: Tomas

 

Tomas’ın statikliğini fark etmesi ve inancın zayıflığının idrakine varması yaşamak için bir neden bulamayan Jonas’ın kendisine ayna olması ile meydana gelir. Bu soruşturma sürecinde dinleyici ve çareyi gösterici konumda olması gereken rahip, diyaloğun seyri içerisinde dinlenen ve çare arayan konumunda bulur kendini.

O, dualarına iyi huylu cevaplar veren ve sakinleştirici bir şekilde kutsayan bir taklit Tanrı’dan, tanık olduğu tüm gerçeklerde, onunla yüzleştiği anlarda çirkin ve iğrenç bir mahluka dönüşen bir örümcek tanrıdan bahsetmektedir. Böylece ışıktan kaçar ve kendini karanlığa gömer.

Zihindeki karanlık Tanrı imajı çocuklukta bir şekilde zihinde yer etmiş bir anlatının imajıdır. Ürkütücü ve haşmetli bir tanrının imajıdır karanlık. Sevgiye denk olan, varlığının kanıtı sevgi olan bir tanrının değil. Ortaçağda kiliselerde karanlık ışıktan daha fazla ağır basmaktadır çünkü ‘yüce’ tanrıyı temsil etmektedir. Nevrotik sevgi gereksinimi olan Tomas, herkesçe sevgi olarak anlatılan ama aslında öyle olmayan bir tanrıyı reddeder. Bergman bu sahneyi arka fonda kuvvetli bir ışıkla çekmiştir. Çünkü kendisini karanlığa gömen karakter, aydınlığı bulmaktadır. Işığın önünde Tomas:

“Tanrım, neden beni terk ettin?”

İsa’nın çarmıhta son telaffuz ettiği sözleri Tomas söylemektedir. Adeta kendini çarmıha germiş, çektiği psikolojik acılar bu cümle ile son bulmuştur. Marta’ya karşı olan tavırlarını gerekçelendirirken artık harici bir neden ortaya koymaz, doğrudan Marta’yı istemediğini ve onda rahatsız olduğu şeyleri ifade eder. Zihninde daha önce mevcut olan abartılmış kadın kavramını fark eder. Her şey daha nettir ve bundan sonra insanlara hakikaten faydalı olabilme umudunu taşır. İntihar eden Jonas’ın ailesine manevi yardım elini uzatır.

 

Ne kadar özgürsün?

 

Nevroz olarak görülen zihnindeki tanrı imajından kurtuluş, zincirlerinden kurtulan bir kölenin haykırışının psikolojik ifadesidir.  Tutkusuz donuk bir mecburiyete mahkum edilen benliğin zindandan çıkışı ve kendini yeniden tanımlayışının ifadesi Tomas’ın dudaklarından şu sözcüklerin dökülmesi ile anlam bulur:

“Özgürüm sonunda özgürüm!”

İnsan ne kadar özgürdür?

Ahlak felsefesinin ve zihin felsefesinin önemle üzerinde durduğu özgür irade meselesi hala çözülmemiş bir muammadır. Tanrı imajından kurtuluş insanı tamamen özgür kılacak mıdır?

Tanrı’ya bağladığımız davranışlarımızın yerini hangi davranışlar alacak ve bu davranışların kaynağı neye dayanacaktır?

Kendi benliğimize dayandıracağımız davranış ve eylemler hakikaten bize mi aittir?

İnsanın davranışlarının kaynağı zihinse, zihnin oluşumunda dış dünyanın payı ne kadardır?

Zihnin oluşumunda dış dünyanın payı büyükse benliğimize dayandırdığımız davranış ve eylemler nasıl bize ait olabilmektedir?

Nevrozdan kurtuluş ve bir anlık farkındalık insanın aslında özgür olmadığının farkındalığına dönüştüğünde nevroza geri dönüş yaşanır. Bu nedenle Tomas geçmişinden yani kendinden kurtulamaz ve final sahnesi Tanrı’nn egemenliği ve ayin ritüeli ile biter.

Freud şöyle der: “Dinin gücü gerçekliğine dayanır, ancak bu gerçeklik maddi değil tarihidir.”

 

Yazar: Murat CANVER

Yazarımıza ait bu yazı ilk kez  GODFATHER dergisinin 4. sayısında yayınlanmıştır.

Yazar Hakkında

Editör

Yorum Yap