Edebiyat

Kış Öyküleri : Boş Sokak

Uzun ve dar bir sokakta yürüyordu kadın. Kar tipi halinde vuruyordu yüzüne. Ellerini ceplerinden çıkarttı, paltosunun yakasını kaldırdı. Gözlerini bir an olsun kırpmadan, telaşsız ve sakin adımlarla ilerliyordu. Gecenin bu vaktinde, soğuğa ve kara aldırmadan ilerleyişinin nedenini merak ettim onu izlerken. Yüzüne baktım. Dolgun dudakları kırmızıya boyanmıştı. Az önce bir damla yaş düştüğünü gördüğüm göz kapaklarında kopkoyu kirpiklerden bir taç vardı. Dalga dalga saçlarını ensesinde toplamıştı, hayatımda gördüğüm en güzel kadındı.
Cebinden beyaz bir mendil çıkartıp incecik parmaklarının arasında tutarak gözünün ucundaki acıyı sildi. Burnunun hafifçe titrediğine ve kadife dudaklarının yavaşça aralandığına şahit oldum. Usul usul ağlıyor, zoraki nefes alıyor , bakışlarında bin mana taşıyordu. Kalbinin kırıldığını düşündüm. Hakkında bazı yargılar oluşturdum beynimde. Aldatılmış olabilirdi, belki de türlü vaatlerle kandırılıp terk edilmişti. Sevdiği birinin cenazesinden evine dönüyor olabilirdi. Belki ünlü bir aktristi, iş görüşmesinde reddedilmiş ve bunu sindirememişti. Bilmiyordum ve bu bilmeyiş bende büyük merak uyandırıyordu.
Kar daha hızlı yağmaya başladı. Saat gece yarısını gösterdiğinden etrafta kimsecikler yoktu. Dörder metre aralıklarla iki tarafa da yerleştirilmiş sokak lambalarının ışığında kadını gözden kaçırmadan ve kendimi de açık etmeden ilerlemeye çalışıyordum. Sokak lambalarından birinin altında durdu kadın. Başını önüne eğdi, eliyle direkten güç almaya çalıştı. Gecenin sessizliğinde küçücük bir iç çekiş duydum. Birkaç küçük nefes aldıktan sonra beyaz mendili ile bir kez daha gözlerini sildi. Mendilini katlayıp çantasına yerleştirdiği esnada sokağın diğer ucunda, kadına doğru yaklaşmakta olan uzun boylu birini gördüm. Hızlı adımlarla ilerliyordu. Sokak lambasının altında sessizce iç çeken kadının yanına yaklaştı. Sağ elini kaldırıp kadının küçük ve köşeli çenesine dokundu parmaklarıyla. Kadın, ıslanmış gözlerini yavaşça kaldırarak adamın gözlerine baktı. Asırlarmış gibi gelen bir zaman boyunca birbirlerine uzun uzun baktılar. Ürkek ve yavaş hareketlerle bembeyaz ve narin elini kaldırdı kadın, uzun boylu adamın saçlarına dokundu. Birbirlerini daha önceden tanıdıklarına emin olmuştum. Belki de aralarında yarım kalmış bir aşk vardı. Belki sevdiği adama veda etmek üzere bugün bu sokaktaydı. Belki içinde büyük pişmanlıklar taşıyordu, çözümlemeye çalışıyordum.
Hiç konuşmadılar. Kadın çantasından ne olduğunu göremediğim bir poşet çıkarttı. Adamın avcuna bıraktı. Gözlerini birbirlerinden hiç ayırmadılar. Adamın yanağına koydu elini, gözlerini yumdu, gülümsedi. Onu izlediğim zaman boyunca en mutlu olduğu anın bu olduğuna yemin edebilirdim. Adam yalvarırcasına baktı kadının yüzüne, kadının gülümseyen yüzü hiç değişmedi. Yavaşça sarıldı, uzun uzun kokladı. Arkasını döndü ve uzun sokakta adamı ardında bırakarak yürümeye başladı. Öyle sakin, öyle telaşsız, öyle huzurlu görünüyordu ki. Aralarında sözsüz bir anlaşma yaptıklarını tahmin ettim. Belki yeniden sürdürmeyi deneyeceklerdi bir ilişkiyi. Ben kadının yüzündeki ifadeyi çözümlemek için kafamda tahminler yürütürken bir patlama sesi duyuldu. Nefesim kesildi.
Kadının vücudu titredi, elindeki çanta yere düştü. Önce dizlerinin üzerine düştü, sonra yerde yavaş yavaş birikmeye başlayan kanın üzerine doğru devrildi. Yüzünde hala aynı gülümseyen, telaşsız ve huzurlu ifade vardı. Ölümün onu mutlu etmesine neden olacak kadar büyük ne acı yaşamış olabilirdi diye düşündüm. Büyük bir feryat duydum. Birkaç dakika öncesinde onu öldüren uzun boylu adam koşarak kadının yanına yaklaştı ve cansız bedenini kucağına alarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Ömrümce duyduğum en feryat eden haykırışlardı bunlar. Bir erkeğin gözünden dökülen en sahici gözyaşlarıydı. Az önce sevdiği kadını öldürmüştü ve şimdi çaresizce onun cansız bedeninden sallanan birkaç tel saçı öpüyordu. Biliyordu, cinayet işlemişti, sevdiği birini katletmişti. Şimdi ne yaparsa yapsın geri döndüremeyecekti.

Yazar Hakkında

Esra Yüksel Koşu

1992 yılının Ağustos ayında İstanbul'da dünyaya geldim. İlköğretim ve lise eğitimimi bu şehrin bulutları altında tamamladım. Bu esnada okul dergilerinde ve birkaç kurumsal dergide şiirlerim yayımlandı. Eğitime ve insan ilişkisine verdiğim önemden ötürü öğretmen olmaya karar verdim. Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi'nde Kimya Eğitimi Anabilim Dalı'ndan yüksek lisans derecesi ile mezun oldum. Lisans eğitimim sırasında engelli erişilebilirliği konulu çalışmalar yürüttüm ve ODTÜ tarafından gerçekleştirilen bir yarışmada projemde derece kazandım. Eğitimimi tamamladıktan sonra İstanbul'a döndüm, halen burada yaşıyorum. 2 yıldır bir devlet okulunda Kimya öğretmenliği yapıyor, aynı zamanda da yazmayı sürdürüyorum.

Yorum Yap