Aktüel Düşünce

Korkulan Düşünce, Düşünce Özgürlüğü

Elimizde kalan bize ait olan tek işlevsel faaliyetimiz düşünmek.  Başkası ne der, rezil olurum korkusu olmadan, bazen ise ben nasıl bir insanım ki böyle olayları düşünebiliyorum diye düşünceden korkmak. Davranışlarımızı kontrol edebilsek bile düşüncelerin uçsuz dünyasında kontrol bizde olmadan beynimizin götürdüğü bize ters dünyalara gitmekten korkmak. İkinci kişiliğimizi yaşamak.

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah’a aittir. İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi ondan hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder; Allah her şeye kādirdir.” [1]

Ayeti inince o zamanki sahabeler arasında korku hâkim olmuş, Allah izin verdiği sürece her davranışımızı kontrol edebiliriz ama düşüncemize hâkim olamıyoruz, düşündüklerimizi söyleyecek olsak bugüne kadar canımızı feda etmekten çekinmeyeceğimiz, malımızı kaybetmeyi göze aldığımız, uğrunda ölüme meydan okuduğumuz Peygamberimiz ve İslamiyet yolunda yaptıklarımız bir hiç olur. Düşündüklerimizi söylesek inandıklarımız doğrultusunda cehennemin en derin kuyularından çıkamayız korkusu sahabeler üzerinde etkili olmuş.

Bu korkular üzerine, düşünmenin, akıldan geçen kısa süreli hatıralara engel olmanın insan gücünün genelde kadir olmadığı gösteren ayet inmiş,

“Allah hiçbir kimseyi gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz…” [2]

Ölümü bile göze alan sahabelerin korkusu olan bir anlık düşünmeyi kontrol edememek.

Sahabeler Müslüman olmayı düşündükleri zaman, bu düşünceleri ifade etmeye başladıklarında başkalarının düşüncesinden korkan insanların ya da yeni bir düzenin kendi çıkarlarına zarar vermesini istemediklerinden yani bencilliklerinden dolayı düşünceyi kontrol altında tutmak daha doğrusu düşünceyi yok etmek isteyen insanlar tarafından işkencelere maruz kalmışlardır.

İnsan akla gelen bir anlık düşünceden yaratılışından itibaren kormuş, düşüncesini kontrol edememiştir, fakat akla gelen bu düşünceleri kendi iç dünyasında hesaba çekmiş, faydalı düşünceleri ifade etmeye çalışmış, iç dünyasından ki hesaptan geçememiş düşüncelerden korkmuş, bu düşünceleri bir daha aklına gelene kadar aklının en karanlık noktalarına gömmeye çalışmıştır.

Düşünmek, bing bang teorisi gibi, günümüzde yaşadığımız düzenlerin, düşünce içinde bir fikrin ortaya çıkarak günler, aylar, seneler boyunca genişlemesinden meydana gelmiştir. Demokrasi, Hürriyet, Cumhuriyet, Sosyalizm, Komünizm, Kapitalizm vs. hepsi bir düşüncenin verdiği bir fikir ile yani bir noktadan genişleyerek yayılmış, genişlemiş kendi içinde düşüncenin verdiği fikirle evrimleşmiş yönetim biçimleri. Hepsi ilk başta çevresel olaylardan dolayı açıkça ifade edilememiş, ama akılda yer edindikçe ve iç dünyadaki hesaptan geçince ifadeye dökülmüş, ifadeye döküldüğü anda bu düşüncelerden korkan insanların fiziksel, şiddete ve yok etmeye varan eylemleri ile karşılaşmıştır. Ya da bu yönetim biçimleri kendi destekçilerini bulduktan sonra düşüncelerini kabul etmeyen insanlar üzerinde düşüncelerini kabul ettirmek için baskı kurmaya başlamışlardır.

Bu sebeple,  kendi iç dünyamızda düşündüklerimizi bizi çevreleyen toplumun tepkisinden bağımsız olarak serbestçe ifade etmek için İnsan Hakların bildirgesinin birinci maddesi,  Düşünce özgürlüğü olmuştur.

Bir başka ifade ile kendi düşüncesinden korkan insanın başkasının düşüncesinden korkmadığı, düşüncenin bağımsız olması gerektiğini savunan insan haklarının bildirgesinin ilk maddesi.

Düşünceyi özgür bırakmak.

İnsanlığın büyük ikilemlerinden biri, düşünceden korkmak ve düşünceyi özgür bırakmak.

Kendi düşüncesinden korkan insanın başkasının düşüncesini korkusuzca ifade etmesini savunduğunu zannetmek ya da kendi çıkarlarına zarar verecek düşüncenin kendi çevresinde düşünce özgürlüğü kapsamında ifade edilmesini savunmak naiflik olsa gerek.

Günümüz dünyasında düşünce özgürlüğünü ön plan koymuş devletlerin kendi çıkarlarına ters gelen düşünceleri medeniyet kavramında geçmişteki gibi fiziksel şiddet uygulayarak yok etmesi düşünülemez, bunun yerine düşünceyi kimsenin tepkisini çekmeden sessizleştirerek, düşüncenin insanlara ulaşmasını engelleyerek zamanla unutulmasını sağlamak bu sayede düşüncelerin yok edilmesi sağlanmaktadır.

Tıpkı, ülkemizde futbol oynayan ve bir çok kişinin sevgisini kazanmış Nicolas Anelka’nın kendisi gibi Fransız vatandaşı olan ve kara mizah sanatçısı Dieudonné M’bala M’bala’nın gösterileri anlamsız bir şekilde engellendiği, düşüncelerinin ifade edilmesinin engellenerek sessizleştirmeye çalışıldığı zamanlarda M’bala’ya  destek vermek ve düşünce özgürlüğünü savunmak için quenelle selamını verdikten sonra oynadığı takımından kovulması ve Dieudonné M’bala M’bala’nın tabiri caizse aforoz edilmesi gibi.

Korkulan düşüncelerin zamanla unutulmasının sağlanmasına rağmen, çıkarlar doğrultusunda kendilerine yarar sağlayacak ama başkalarına zarar verecek düşüncelerin, şiddeti, terörü, öldürmeyi desteklese bile düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirmesi gerektiğini söylemeleri gibi. Çok korktukları düşünceden kendi iç hesaplarında yargılayıp kendilerine zarar getirmeyeceklerini anladıklarını zaman düşünce özgürlüğünü savunmak. Diğer tabir ile düşünce özgürlüğünü siyasi bir silah olarak başkaları üzerinde kullanmak.

“Yazdıklarınızdan nefret ediyorum ama yazmaya devam etmeniz için canımı veririm” Voltaire’e ait sözün “Sizin fikirlerinize katılmıyorum ama o fikirleri özgürce ifade edebilmeniz için canımı bile veririm” değiştirilmesi gibi düşünce özgürlüğü de bir yalan mıdır acaba ?

Düşünce özgürlüğü herkese mi, yoksa izin verilenlere midir ?

[1] Kur’an-ı Kerim 2/284

[2] Kur’an- ı Kerim 2/286

Yazar Hakkında

Semih Karagöz

32 yıllık yaşam öyküsünü kısaca yazmak gerekirse, bu öykünün temel taşları;

Evli ve bir çocuk sahibiyim,
Mühendisim
İstanbul doğumluyum...

Yorum Yap