Kritik

Küreselleşme ve Tüketim Çılgınlığı

Yazar | Editör

Sınırlar, ülkeler, milletler, uluslar… her birisi bizler için kutsal olan ögeler değil mi? Halbuki, bizlerin sadece dillerin de kalmış kelimeler gibi geliyor artık. Hızla değişen dünya, saniyeler sonra neler olacağını bilmeden ilerleyen insanlar… hepsi bir telaş bir uğraş içindeler hatta içindeyiz demek daha doğru olur. Ekonomiyi düşünmek, para kazanmak, para kazanmak için okumak… her birisi küreselliğe giden bir yol. Küreselleşmek sadece ekonomik bağlamda değerlendirmek mümkün değildir. Bir çok etmen elbette küreselleşmenin sebeplerindendir. Tabi ki biz sadece ekonomiyi ele alarak değerlendirmeye gidiyoruz.

Küresel güçler dediğimiz zaman aklımıza dünya devleri geliyor. Dünya devleri ekonomiyi belirleyen firmalar veya ülkeler olarak değerlendirmek mümkündür. Bizler her geçen gün biraz daha kişisel açıdan küreselleşmekteyiz. Her ne kadar ülkelerimizin sınırları, milli kimliklerimiz, ulusal benliğimiz olmuş olsa da bilişsel olarak küreselleşmekteyiz. Küreselleşmek, bir mühendis olarak değerlendirdiğim de, her nasıl hiçbir şeyden %100 verim alınamayacağını ele alırsak, tamamen de kötü diyemeyiz. Elbette bizlere sağladığı birçok faydası var. Yaşamımızı kolaylaştırıcı etmenler, çağı yakalamak gibi. Lakin çağı yakalarken kültürel dejenerasyona uğruyor olmamız bizi üzen kısmı. Sadece ülkemiz için problem arz ettiğini düşünmüyorum. Küreselleşmenin getirdiği problemler her birimizi ayrı ayrı etkiliyor.

Günümüzde genç nesillerin dimağlarında kültür spazmı, kültür kanseri ismini türetebildiğiniz kadar türetin, küreselleşmenin etkisinden ötürü kaynaklanıyor. Küreselleşirken insanlar para kazanmaya ve onu harcamaya adapte oluyor. Böylece bir sirkülasyona bir döngüye düşüyoruz.

Hayatımız para kazanma ve onu harcama üzerine kuruluyor böylece. Hayatımızın gayesini unutuyoruz. Hele ki bir de ailelerin ekonomik düzeyleri yükseldikçe, çocukları daha küçük yaşlarda küreselleşiyorlar. X marka olmazsa olmaz, falanca marka olmazsa yemem gibi cümlelere aşinalık gösteriyoruz böylece. Kimi zaman ise ihtiyaç fazlası ne varsa edinmeye çalışıyoruz.

İlerleyen zamanlarda bu küresel sermayenin tüketim teşviki kültürsüz, bilinçsiz, milli kimliği yozlaşmış, ulusal değerleri olmayan bireylerin yetişmesine ve yetişmeye devam etmesine neden oluyor. Küreselleşme ve tüketim çılgınlığını tetikleyici bir diğer unsur da görsel, işitsel ve de sosyal medyanın ta kendisidir. Reklamların cazibesi, markaların ihtişamı bizi bizden alırken acaba sadece bununla mı yetiniyor?

Her geçen gün biraz daha esiri oluyoruz bu tutkunun. Halbuki x markası yerine veya bir ülkenin teknolojisi yerine öz benliğimize dönsek, kendi mallarımıza güvensek küreselleşme sadece bilimsel olarak kalırdı. Çocukken yaptığımız “yerli malı haftası” bunun temelinin atılmasına ön ayak olacak bir araçken bizler o günü annelerimizin bizlere hazırladığı pasta böreklerle kabul günleri havasında geçirdik. Kendi yağımızda kavrulmayı kendi kendimize yetmeyi denemeden, küresel güçlerin ilmi yerine kültürünü alıp, kendi kültürümüz haline getirdik. Bunda hepimiz suçluyuz.

Hepimiz aslında küreselleşirken tüketim manyakları haline geldik. Hiçbir zaman kendimizi daha iyi geliştirmek, ülkemizi daha ileri götürmek, insanlarımıza hatta insanlığa daha faydalı olmak için kullanmadık küreselleşmeyi.

İnancımızı hala dün gibi taze tutmayı deniyorum. Bir gün gelecek küresellik sadece bizlerin teknik açıdan ilim açısından ilerlememizi sağlayacaktır.

 

 

Yazar Hakkında

Editör

Yorum Yap