Edebiyat

Masal Zaman İçinde

“Zaman, birçok örtüleri kaldırabilir.” – J.J. Rousseau

 

Bir varmış bir yokmuş. Biri artmış, biri eksilmiş. Biri artı yüklenmiş, biri eksi yüklenmiş. İkisi de tek bir zerre olmuş.

Bir varmış bir yokmuş. Var olan birmiş, yok olan sıfırmış. Bu 1’ler ve 0’lar bir araya gelmiş makine olmuş. Bu makineler zaman içinde sanal bir âlem olmuş.

Bir varmış bir yokmuş. Biri erkekmiş, biri kadınmış. Biri Âdem’miş biri Havva’ymış. Âdem ve Havva bir olmuş. Âlem-i beşer olmuş.

Bir varmış bir yokmuş ya da bir yokmuş bir varmış. Yoklar var olmuş. Ol denmiş (Bakara-17) yoklar var oluvermiş. Yoklar var olmuş ama bu olmuş bitmiş değilmiş. Sürekliymiş (Rahman-29).

Bir masal tekerlemesinin başındaki birkaç kelimeden böyle çıkarımlarda bulunmak biraz zorlama olmamış mı? Elbette olmuş. Zaten amacım da buydu. Bir miktar zorlamak. Bir varmış bir yokmuş sözlerinin bende çağrıştırdıkları üzerine bir şeyler söylemek.

Masalı tanımlarken kullanılan, halkın hayal gücüne dayanır ve olağanüstü olayları anlatır diye ifade edilen iki temel noktayı göz önünde bulundurursak sözlerim o kadar da zorlama görünmeyebilir. En nihayetinde hayal ve kurgudan ibarettir. Buna rağmen yüzyılların sözlü geleneğinden süzülüp gelen bu tekerlemeler üzerinde durmaya değer kültürel zenginliklerdir.

Tekerlemelerin amacı dinleyiciyi şiirsel bir ritme sokmak

Aslında bu tekerlemelerin masalla hiçbir ilgisi yoktur. Hatta birçoğunun birbirleriyle de anlamlı bir ilişkisi yoktur. Amaç ses benzerliklerinden de faydalanarak ilginç ifadelerle dinleyiciyi anlatılacak olana hazırlamak ve dikkati yalnızca anlatıcıya yoğunlaştırmaktır. Tekerlemelerdeki bir başka amaç ise kafiyeleri ustaca tonlamalarla kullanarak dinleyici şiirsel bir ritme sokmaktır.

Develerin tellal, pirelerin berber olduğu, cinlerin sağda solda cirit oynadığı bir dünya birazdan olağanüstü bir şeyler duyacağınızın habercisidir. Fantastik bir âleme geçmek üzeresinizdir. Neredeyse her şeyin mümkün olduğu bu âleme geçerken zihinsel ve duygusal bir ısınma turu atmanızı sağlar tekerlemeler.

Bu tekerlemelerde tüm anlamsızlıklarına rağmen dikkatimi çeken şey zaman kavramıdır. Dedelerimiz nenelerimiz vakti zamanında bu mevzuya çok kafa yormuşlar sanıyorum. Bir varmış bir yokmuş maddenin, eşyanın varlığına da işaret eder. Var olan şeylerle zamanı biliriz. Bize göre bir şeyin var olması, gerçekleşmesi içinde bulunulan zamanla mümkündür. Birçok şey zaman kavramı içinde bize anlaşılır gelir. Zamanın olmadığını, yokluğunu tasavvur etmekte zorlanırız, hatta tasavvur edemeyiz. Bir varmış bir yokmuş ifadesinden bugün varız yarın yokuz, hepimiz ölümlü birer faniyiz anlamını da çıkartabiliriz. Ancak zaman kavramıyla daha sıkı bir münasebeti olduğu daha güçlü bir ihtimal olarak görünüyor bana.

Bir varmış bir yokmuş; evvel zaman içinde kalbur saman içinde diye devam eder. Evvel zaman içinde ifadesi kimi kaynaklarda zaman zaman içinde diye de geçer. Evvel kelimesinden sonra bir virgülle de düşünebiliriz bu sözü. Evvelin zamanın içinde olması ya da zamanın zaman içinde olması ne demek? Zamanın içinde bir başka zamanla ne kastediliyor olabilir? Zihni zorlayan sorular olsa da bence düşünmeye değer sorular.

Zaman içinde zaman kavramına ister Einstein’ın izafiyet teorisi penceresinden bakın, ister modern bilimin kuantum fiziği penceresinden, sorular soruları getirecektir. Çünkü insanoğlu için en muamma meselelerden biridir zaman. Tasavvuf penceresinden de bakmak mümkün konuya. Tayy-ı mekân tayy-ı zaman: aynı anda zamandan bağımsız farklı mekânda olmak, aynı anı olduğundan uzun ya da kısa yaşamak veya zamanı bir nevi genişletmek ya da büzmek… Bu zaman mevzusu hep çetrefillidir. Tarihte kafası ilk karışanlar da çağımız insanı değil muhakkak.  Kafası karışan bir grup mağara ehli insan da aradan geçen yüzlerce yılı “Bir gün, ya da bir günden az.”(Kehf-19) diye ifade etmiştir.

Alın size bir başka örnek daha. Az gittik, uz gittik. Dere tepe düz gittik. Altı ay bir de güz gittik. Döndük baktık arkaya bir arpa boyu yol gittik. Aylarca dereleri tepeleri aşmışsın, sonra bir arkana bakmışsın ki birkaç adım öteye gidememişsin. Burada bir arpa boyu yol giden insanın hayal kırıklığı bana çok güzel bir rüya görürken, rüyanın en güzel yerinde uyanıp evinde yatağında yattığını üzülerek fark eden insanın halini anımsatıyor açıkçası.

Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken örneğiyle kendi annesinin bebekliğine gidip onun beşiğiyle oynayan bir çocuk hayal edip mevzuyu zamanda yolculuğa da bağlayabiliriz. Lakin o kadar zorlamayalım. Zamanın kendisi zaten fazlasıyla karışık bir mevzuyken bir de yolculuk boyutuna geçersek işler iyice sarpa saracaktır. Bilim bu konuyla uğraşadursun biz edebiyattan konuya mükemmel bir yorum getiren Tanpınar’ın dizeleri okuyalım:

Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpare, geniş bir anın

Parçalanmaz akışında.

Tanpınar bu dörtlüğün ilk iki dizesinde zaman ve var olma ilişkisini bir kararsızlık üzerinden dile getiriyor. İnsanın ruhsal anlamda zamanın neresinde olduğunu sorguluyor ve ardından bunun bölünemez bir bütün olduğuna karar veriyor. Tanpınar’a göre ne geçmiş var gelecek ne de şimdi. Sadece akmakta olan yekpare bir zaman vardır.

Bu muhteşem dizelerden hareketle şunu ekleyebiliriz ki sadece maddeyi, eşyayı veya hadiseleri değil bizzat kendimizi de zamana göre konumlandırırız bu kâinatta. Bu akmakta olan zamanın içinde biz insanoğlu da bir o yana bir bu yana koşturup dururuz. Varlığın yaratılmasıyla zaman başlar. Varlığın yok oluşuyla zaman biter/ ya da biter mi? Fiziki varlığımız yok olup ruhsal varlığımız kaldığında zaman var olmaya devam eder mi? Cevaplaması çok güç olsa da ve algılarımız alt üst etse de şu kâinattaki en esrarengiz meselelerden biri olan zaman üzerine zaman zaman da olsa düşünmek gerek.

Büyüklerinden masal dinleme ayrıcalığına sahip olmuş gençlerin yok denecek kadar az olduğu şu asırda bu sorulara kafa yoracak birileri bulunur mu bilmem ama ben derim ki her gördüğünüz, duyduğunuz, okuduğunuz şeye masal bunlar ya deyip geçmeyin. Durup biraz olsun düşünün!

 

Yazar Hakkında

Ahmet Özaysın

1984 yılında Afyonkarahisar’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini bu şehirde tamamladı. Marmara Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. Mezun olduğundan beri devlete bağlı okullarda Türkçe Öğretmeni olarak çalışıyor. Evli ve bir çocuk babası. Mersin’de yaşıyor.

Kendisini bildi bileli kitap okur. Kitapsız bir yaşam hayal edemiyor.

Bir edebiyat tutkunu. Roman ve hikâye okumak onun için büyük bir zevk. Edebiyat dışında felsefe, sosyoloji ve psikoloji gibi konularla ilgilense de en çok ilgisini çeken mevzular bilim ve tarih olmuştur. Okumak kadar yazmayı da çok sever. Yıllardır öykü ve denemeler yazmaya çalışıyor. Ayrıca fotoğraf sanatıyla da amatör olarak ilgileniyor.

Emekli olduktan sonra, kendine bir kitapçı dükkanı açıp, vaktinin çoğunu orada kitap okuyarak ve kitapseverlerle uzun uzun hasbihal ederek geçirmek istiyor.

Yorum Yap