Aktüel Tarih

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ve II. Viyana Kuşatması

kara-mustafa
Yazar | Fikri AKSU

Yıl 1933, Mustafa Kemal Atatürk, Ankara Konservatuvarını gezmektedir. Bir sınıfa girer, ders tarihtir, konu da Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın 2. Viyana Kuşatmasında aldığı yenilgidir. Öğretmen Merzifonlu ile ilgili olumsuz sözler kullanmaktadır. Paşanın bozguna uğradığından ve Osmanlıların bundan sonra gerilemeye, toprak yitirmeye başladığından söz etmektedir. Mustafa Kemal, öğretmenin bu sözlerine sinirlenerek: “- Öğretmen Bey, Öğretmen Bey! 173.000 kişilik bir orduyu İstanbul’dan alıp Avrupa’nın göbeği olan Viyana önlerine götürmek her komutanın yapabileceği bir iş değildir. Bu büyük tarih olayını, o büyük adam gerçekleştirmiştir.

Tarih, olayları hep bir nedensellikle inceler, geçmişi anlamak için ilmi bir yöntem ortaya koyar.Hakikaten de hayat böyledir, hep bir sebepler zincirinin peşi sıra gider, kelebek etkisi hayatın tam merkezinde ona yön veren asıl dinamiktir her ne kadar göze değmese de. Biraz daha derin düşünüldüğünde sizi uzun ve bitmek bilmez koridorlarında yok edecek sanırsınız, en ufak ve anlamsız gelen eylemin dünyayı ve insanı değiştiren ve dönüştüren olayların sebebi olması şizofrenik gelir insana bazen, ancak gerçeğin ta kendisi budur. Örnek vererek açıklarsam daha anlaşılır olur sanırım. Şöyle bir iddiada bulunsam sizce gülünç mü gelir? Abdulaziz Han suikastını gerçekleştiren Hüseyin Avni Paşa olmasaydı bugün Türkiye Cumhuriyeti olur muydu?  Türkiye olur muydu? Olsaydı bile  Türkiye cumhuriyet olur muydu? Kim bilebilir ki? Ama ben şunu iddia ediyorum ki Hüseyin Avni Paşa olmasaydı bugünkü şartlar oluşmazdı. Elbetteki Hüseyin Avni Paşa’yı cumhuriyet kahramanı ilan ettiğim filan yok, böyle olumsuz uç bir örnek vermemin sebebi böyle bir insanın dahi istemeden de olsa hangi olayların sebep zincirinde bir halka oluşturmasını göstermek. Hüseyin Avni Paşa Abdulaziz Han’a suikast düzenlemiş olmasaydı, amcasının tahttan indirilişine ve saraydan götürülüşüne şahit olan Abdulhamid Han tahta çıkamaz ve bir padişaha reva görülen bu muameleleri ömrü boyunca unutmamak zorunda kalmaz, bu yüzden bazen aşırı tedbirlere başvurmak zorunda kalmazdı. Abdulhamid Han’ın bu aşırı tedbirleri olmasaydı Enver Paşa hürriyet kahramanı olamaz ve iktidara gelemezdi. Enver Paşa iktidara gelmeseydi Mustafa Kemal kendisini Büyük Atatürk’e götüren süreçte büyük katkıları olan sürgünlere maruz kalmaz, imparatorluğun diğer unsurlarını bizzat yerinde müşahede edemez, çarenin Türk Milliyetçiliği ekseninde yeni bir Türk Devleti kurmak olacağını anlayamazdı. Anlatmak istediğim sadece budur, birbirlerine sıkı sıkıya bağımlı olaylar zincirinden oluşur, büyüklerimizin “Neye niyet, neye kısmet” dediği olaylar hayatın merkezindedir aslında. İşte tam da böyle bir durum olan İkinci Viyana Kuşatmasından ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın şahsiyetinden bahsetmek istiyorum.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 1634 yılında Merzifon’un bir köyünde dünyaya geldi. Aynı yıl kendisinden önce Sadrazamlık yapan, aynı zamanda kayınbiraderi olan Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa da Vezirköprü’de doğdu. Babası bir sipahi subayıydı ve IV. Murad Han’ın Bağdad seferi sırasında, Paşa henüz 4 yaşındayken şehid düştü. Onun çok yakın arkadaşı, o zamanlar sancak beyi olan Köprülü Mehmed Bey ( Paşa) Merzifonlu’ya kendi evladı gibi baktı. O’nu Fazıl Ahmet Paşa ile beraber medreseye, ilim tahsiline yolladı, Kendisini bu yönde eksik gören Köprülü Mehmed Paşa oğullarının eğitimine ve oğlu gibi gördüğü, daha sonra damadı olacak olan Merzifonlu’nun eğitimine çok önem vermişti. Bu itinaya layık olarak Fazıl Ahmet Paşa ve Kara Mustafa Paşa medresenin son derecesinden mezun oldular.Kara Mustafa Paşa’nın çocukluğu ve öncesi dönem O’nun şahsiyeti üzerinde tahlil yapmamız için bize yardımcı olabilecektir.

 

 

***

IV. Murad Han’ın tahtta olduğu yıllardan hemen öncesinde Genç Osman vakası olmuş, imparatorluk tarihinde bir Osmanoğlu’na ilk kez böyle küçük düşürücü muamele reva görülmüş, halkın gözünde kutsal olan padişahın canına kastedilmiş ve muvaffak olunmuştur. Askerin yönetime ilk ciddi müdahelesi gibi dursa da Genç Osman’ın tahttan indirilişinin ardında işi örgütleyen ve katl emrini veren Sadrazam Hırvat asıllı Kara Davud Paşa vardır. Koca cihan imparatorluğu devlet adamı kıtlığı yaşamakta, Kanuni dönemindeki devlet adamı bolluğu ve isabetli mevkilere atandığı günler mumla aranmaktadır. Bizzat Padişah tarafından atanan bir sadrazam, cihan imparatoru olan Padişah’ın ölüm emrini vermiştir. Devletin prestij kaybı büyüktür. Daha sonra ki uzun yıllar, Kösem Sultan ihtiras ve diktası ve IV. Mehmed’in 6 yaşında tahta çıkarılışıyla saltanat naibi olan Hatice Tarhan Sultan’la nefes alma dönemi. Devletli kadın Hatice Tarhan Sultan kendisine dahi suikasta teşebbüs etmiş olan Kösem Sultan’ı bertaraf ettikten sonra, iki müşavirinin önerisiyle zamanın ölçütlerine göre cahil ama otoriter bir adam olan Köprülü Mehmed Paşa’yı sadrazamlık makamına getirdi. Köprülü, 5 yıllık sadaretinde sarsılmaz otoritesiyle devleti kargaşa ortamından kurtaran adamdır, her ne kadar diktatör olarak anılsa da. Kendisinden sonra ise oğlu Fazıl Ahmet Paşa sadrazam olmuş, 15 yıllık sadaretinin sonunda devleti parlak bir konumda teslim etmiştir, Batı bu dönemde iyice ezilmiş ve bir bakıma Türk baskısından bunalma dönemine girmiştir. Bu 15 yıllık süreçte Merzifonlu kayınbiraderinin yerine İstanbul’da kaymakamlık (bugünkü vekalet) yapmıştır, Sadrazam seferdeyken ki Fazıl Ahmet Paşa uzun bir süreyi seferde geçirmiştir sadaret hayatının, Anadolu’yu öyle güzel idare etmiştir ki bu süreçte IV. Mehmed Fazıl Ahmet Paşa’dan sonra sadrazamlığı O’na verir. Henüz yakın tarihte cereyan eden Genç Osman vakası ve disiplinden kopan bir ordu, hemen ardından toparlanış süreci ve dizginlerin sıkılaştırılması, Merzifonlu’yu dizginleri daha sıkı tutmaya zorladı. Anadolu yeni bir düzene kavuşmuşken otoriteyi tekrar elden bırakamazdı özellikle Batı’nın dönemsel olarak nükseden Haçlı Seferi harekatlarının planlandığı bir zamanda. Kara Mustafa Paşa’ya göre devletin zirvede olduğu şu yıllarda eğer öldürücü darbe vurulmazsa, Batı toplu halde imparatorluğun üzerine gelecekti. Bu darbe bir an önce vurulmalıydı ama nereye?

Tuna sınırını sağlam bir şekilde tutmak için Tuna ötesi fütühata girişen imparatorluk, şimdi Tuna ötesindeki ülkeleri tutmak için Orta Avrupa’da yayılmaya zorlanıyordu. Roma’ya, Napoleon’a, bütün büyük imparatorluklara kendini empoze eden şartlar, Türk Devleti’ni de karşısına almıştı. “ der Yılmaz Öztuna İkinci Viyana’dan bahsederken. Bu sırada Almanlar’a göre bir asi olan ve kendisini Türkiye’ye tabi bir hükümdar ilan eden Tökeli İmre’nin Kara Mustafa Paşa tarafından Orta Macar Kralı olarak hitap edilmesi Alman Devleti ile ilişkileri germişti. Tökeli İmre’yi de bu zincire halka kılan, Almanya’da protestan macarlara yapılan zulümlerdir. Alman İmparatoru I.Leopald’ın tahta çıktığı yıl doğan Tökeli küçüklüğünden beri şahit olduğu zulümlere dur demek için çıkmıştır tarih sahnesine. (Günümüz Almanyası ile karıştırılmasın.Bahsedilen Alman Devleti sonraki tarihlerde Avusturya adını alır, bugünkü Almanya ise Prusya’dır.)

IV. Mehmed Han Budin’de kışlamak üzere Alman Seferi’ne, Fernand Grenard’a göre o tarihte dünyada hiçbir devletin biraraya getiremediği kudrette bir orduyla çıkar, Budin’den sonra orduyu tamamen Merzifonlu alır. Padişah’ın “ Bilseydim, rıza vermezdim “ dediği gizli Viyana Seferi böylelikle başlar. IV. Mehmed’in niyeti Viyana’yı kuşatmak değil Almanlar’a yalnızca gözdağı verip dönmek idi, ancak sefer başladıktan sonra Kara Mustafa Paşa’yı desteklemekten geri durmamıştır. Merzifonlu’nun gayesi devleti yeniden Kaanuni dönemindeki eski parlak, azametli dönemine döndürmekti, belki de bu yüzden Kaanuni’nin dahi alamadığı Viyana’yı hedef seçmişti. Ancak ne Kaanuni dönemindeki gibi bir umumi ahlak ve disiplin, ne de o dönemdeki nicelikte nitelikli devlet adamı vardı. Elbette Merzifonlu da bunları biliyor, yalnızca kendi otoritesinin yeteceğini düşünüyordu, yetiyordu da! Burada şunun altını çizmek gerekir ki bu sefer gereksiz değil oldukça lüzumludur. Bu sene Viyana’ya gelinmeseydi, takip eden senelerde tüm Avrupa gelecekti, şartların da zorlaması Merzifonlu’ya bu kararı aldırmıştır. Ancak ordu bünyesinde sefere dahil olan Merzifonlu muhalifleri vardı, O’nun sarsılmaz otoritesi ve şahsiyetinin gölgesinde ezilenler. Özellikle kuşatmanın gidişatını ihanetleriyle büyük ölçüde değiştiren iki isime dikkat çekmek istiyorum. Budin Beylerbeyi Koca İbrahim Paşa ve Kırım Hanı Murad Giray. Kaderin bir cilvesidir ki İbrahim Paşa’yı da, Murad Giray’ı da bulundukları konuma Merzifonlu getirmiştir. İşte bir sebep halkası daha!

viyana

Kanuni Viyana’yı tek yönden kuşatmışken, Kara Mustafa Paşa üç yönden tazyik altına almıştır. Şehrin düşeceğinden emin olduğundan ordudaki birlikleri dağınık tutmuş bir meydan muharabesi olacağı aklından geçmemiştir ki kimsenin geçmezdi eğer emirlerine harfiyen riayet edilmiş olsaydı. Bir kısım birlikleri kendisi muhasaradayken Avusturya içlerine göndermiş, Avusturya’nın çoğunu çiğnetmiş ve ülkenin büyük bir kısmı düşmüştür ancak Paşa da şunu iyi biliyordu ki Viyana düşmeden bunların anlamı yoktu. Bariz göze çarpan bir hatası ise Kaanuni’nin de ihmal ettiği, Budin’den büyük muhasara toplarının getirilmemiş olmasıydı. Almanya imparatoru taht şehrini “bizi bırakıp nereye gidiyorsun” serzenişleri altında terkederek şehrin savunmasını bir konta bırakmıştı. Kara Mustafa Paşa şehrin yağma edilmesini istemiyor, kendiliğinden teslim olmasını bekliyordu, Viyana’nın tarih ve sanatla yoğrulmuş güzelliklerini korumak adına. Bu sırada Viyana’dan sürekli haberciler uçuyor ve yardım istiyorlardı. Beklenen yardım haberi Lehistan kralı Sobiesky’den geldi. Pek yakında büyük ordusuyla Viyana önlerinde olacağı haberini Viyana’ya ulaştırdı. Türk ordusunun da bu yazışmalardan haberi olduğu halde Paşa şehrin her an düşeceğini düşünüyor ve aldırış etmiyordu ki haksız sayılmazdı. Artık şehirden şu mesajlar geçiyordu yardım mercilerine       “ Efendimiz artık kaybedecek zamanımız yoktur.Bir an bile kaybetmemenizi istirham ederim.” (Hammer) Kral Sobiesky’nin ordusunun yaklaştığını haber alan Kara Mustafa Paşa, onların tek geçiş yeri olan köprüyü tutma görevini Kırım atlı birliklerine yani Murad Giray’a vermişti. Kırım ordusu isteseydi bu işe muktedirdi elbette ki ama muktedir olduğunu yapmadı ve Leh ordusunun geçişini sadece izledi. Köprüyü yıksaydı dahi en az birkaç gün kazandıracaktı ki Viyana’nın en fazla 1 günü kalmıştı. Tarihçi Iorga’nın Murad Giray’ın Leh Kralı ile yazışıp anlaştığına dair Leh vesikalarına rastladığını da unutmamak gerekir. Murad Giray’ı bu ihanete iten psikolojik sebepler vardır. Cengiz Hanedanı’na olan bağlılık ki Osmanlı Hanedanı’nın azamette oldukça ileriye gitmesi, Viyana fatihi olacak olan ve sert,haşin ve otoriter bir mizacı olan Merzifonlu’nun yükselişinden ve Kırım’ın özerkliğinin sona ermesinden korkulması gibi sebeplerle Osmanlı’nın nasılsa bir tokatla yere serilmeyeceğini düşünerek bu ihaneti işlemiştir. Leh ordusu’nun köprüden geçtiğini gören Paşa, Sobiesky’i dahi şaşırtan bir durumla kuşatmayı kaldırmak mı yoksa meydan muharebesine hazırlanmak mı arasında karar veremedi bir türlü. Büyük komutanın basiretinin bağlandığı bir andı. Köprüden geçişe ihtimal vermemişti. İhanete ihtimal ! Düştü düşecek denen Viyana’dan kuşatmayı son ana kadar kaldırmadı ancak meydan muharebesine de tam hazır olarak çıkamadı. Kara bir 12 Eylül günü iki ordu karşı karşıya geldi. 12 eylüllerin kara talihi o gün başlamıştı belki de. İhanetin tarihi 12 eylül’de başlamış ve o gün yazılmaya devam etmişti. Sağ kanadın komutanı Koca İbrahim Paşa, Merzifonlu ile arası bozuk olduğu için, Viyana fatihi ünvanını almaması için mahiyeti ile birlikte ortada henüz bozgun alameti yokken savaş meydanını terk etti, ne korkaklıktan ne de gayretsizliktendi terk edişi sadece başından beri karşı olduğu muhasaranın sonucunda haklı çıkmaktı gayesi. İkinci ihanetle sarsılan, günlerdir muhasara ile yorgun düşen, ve ani gelen düşmanla maneviyatı sarsılan ordu, diri Leh ordusu karşısında akşama doğru bozguna uğradı. Kara Mustafa Paşa bu konuda örnek bir komutan olduğunu göstermiştir, son ana kadar, esir düşme ihtimali mevzu bahis olana kadar cephedeki yerini terk etmemiştir. Mağlubiyet mizacına ağır gelmiş, bir ara eline aldığı bir mızrakla düşman saflarına dalıp şehid olmayı arzuladıysa da bir yakınının ordunun dağılacağını söylemesi üzerine vazgeçmiştir. Kara Mustafa Paşa Viyana’da derin izler bırakarak Belgrad’a çekilmiştir.(bknz. Örn. Viyana Çöreği,kahve) Ancak hedefi baharda yeni bir seferle bu bozgunu telafi etmek, ve imparatorluk aleyhinde oluşacak olan olumsuz havayı dağıtmaktı. Belgrad’da ilk işi savaş meydanını terk eden Koca İbrahim Paşa’yı idam ettirmek oldu. Merzifonlu’yu sevmemesine rağmen İbrahim Paşa’nın idam edilmeden önceki sözleri ilginçtir: “ Padişahımıza söyle, telafi-i ma-fat edecek ( kaybımızı telafi edecek ) ancak budur ( Mustafa Paşa’dır), azl etmesin! “ Ölümün eşiğinde hakikatle yüzleşen ve hakikat konuşan insanın itiraflarıdır bunlar. İlk bozgun haberi geldiğinde Paşa IV. Mehmed tarafından teselli edilmişse de, İstanbul’un siyasi entirkaları, Paşa’nın yıllardır açığını bekleyip aradıkları fırsatı bulan gürühun dil okları, Hatice Tarhan Sultan’ın vefatı sebebiyle O’nun gibi büyük bir müşavirden mahrum olan IV.Mehmed’in Paşa’yı azletmesine sebep oldu. Azlinden on gün sonra yani 25 Aralık 1683 günü Belgrad’da da idamına. Şahsına saygıdan dolayı yalnızca hanedan üyelerine mahsus olarak boğularak öldürülmüş, başı vefatından sonra vurulmuştur. Ve Mustafa Kemal Atatürk’ün bu büyük komutan ile ilgili bir anısını nakledelim:

“ Yıl 1933, Mustafa Kemal Atatürk, Ankara Konservatuvarını gezmektedir. Bir sınıfa girer, ders tarihtir, konu da Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın 2. Viyana Kuşatmasında aldığı yenilgidir. Öğretmen Merzifonlu ile ilgili olumsuz sözler kullanmaktadır. Paşanın bozguna uğradığından ve Osmanlıların bundan sonra gerilemeye, toprak yitirmeye başladığından söz etmektedir. Mustafa Kemal, öğretmenin bu sözlerine sinirlenerek: “- Öğretmen Bey, Öğretmen Bey! 173.000 kişilik bir orduyu İstanbul’dan alıp Avrupa’nın göbeği olan Viyana önlerine götürmek her komutanın yapabileceği bir iş değildir. Bu büyük tarih olayını, o büyük adam gerçekleştirmiştir. Viyana’yı Padişah, Kanuni Sultan Süleyman kuşatabilmiştir. Merzifonlu onun derecesinde büyük bir adamdır. Siz nasıl olur da böyle bir başkomutanı kötülersiniz? Gençler! Merzifonlu değerli bir komutandır. Bunu böyle biliniz. Bu şekilde yenilenler, yenik sayılmazlar.” demiştir.”

Zamanının devlet adamlarının çürümüşlüğüne, şevksizliğine, heyecandan ve dinamizmden yoksun statik hal ve hedeflerine inat Merzifonlu Kara Mustafa Paşa gibi büyük ülküleri hedef edinen devlet ve millet adamlarıyla dolu olan tarihi okumak, anlamaya çalışmak ve bugüne taşıma çabası içerisinde olabilmek hakikaten elzem bir durum bizler için. Ölümünün 333. yılında büyük komutana buradan selam eder ve kendisini anabilme şerefine nail olduğum için huzur içinde olduğumu belirtmek isterim. İşte bir sebep halkası daha! Bu seferde büyük bir olay bu küçücük anma olayına sebep oldu. Bakalım bu anış hangi olayın sebebinin kaçıncı halkasında duracak? Bir de şunu sorarak bitireyim: Merzifonlu Viyana’yı almış olsaydı, sanatı Viyana ile sıkı sıkıya bağlı olan Wolfgang Amadeus büyük MOZART olabilirmiydi? Selametle !

 

KAYNAK:       Yılmaz ÖZTUNA, Büyük Türkiye Tarihi

Yazar Hakkında

Fikri AKSU

Tahmis Dergi'de doğdu. Hayattan beklentisi burada yazarak ölmektir.

Yorum Yap